|
 |
|
|
Gen'el olarak torpil notu
Sanatta, siyasette, magazinde torpil adeta genlere işlemiş
İnsan neye biraz yakından baksa, o baktığı yerden genelle ilgili bir fikre ulaşabilir. Vücuda bakın. Vücuda gerekli bir maddeyi üretmeye yarayan enzimleri taşıyan genler birlikte evrimleşiyorlar. Aralarından "güçlü" olan "kendi ekibine" destek çıkıyor.
* * *
Sezon açıldı, sabah programları başladı.
Seda Sayan'ın programının konukları kim?
Ceylan ve İzzet Yıldızhan.
Ceylan yaz tatilini Seda Sayan'ın yanında geçirmiş zaten. Programda açıklıyorlar; akşam da hep birlikte yemeğe gidip iş konuşacaklarmış. Demek ortak bir iş yapacaklar.
Sonraki gün konuk İbrahim Tatlıses.
İbrahim Tatlıses'le Seda Sayan ortak olmuşlar. Uçak alıp kiralayacaklarmış. Bir süredir birlikte görünüyorlardı zaten. Seda Sayan da İbrahim Tatlıses'in programına çıkmıştı. Bodrum'daki barında da sahneye çıktı.
Petek Dinçöz'ün sabah programında kim var?
Erol Köse-Ajlan Köse.
Erol Köse, Petek Dinçöz'ün sevgilisi Can Tanrıyar'ın yapımcısı olduğu "Uçankuş" programının yorumcusu.
Seren Serengil...
O da aynı programda yorumcu.
Alişan, sonra Bengü...
İkisinin de albümünün yapımcısı kim?
Erol Köse!
Bu hafta bu iki programa baktım diye buradan örnek veriyorum. Hangi programa bu gözle bakılsa, aynı şey görülür büyük ihtimalle.
İnsanlar birbirlerine destek atarak birlikte evrimleşmeye / yükselmeye / zenginleşmeye çalışıyorlar.
Tıpkı vücuttaki genler gibi.
Ve hayatın her alanında olduğu gibi...
* * *
Siyasette de olan bu.
AKP Grubu'nda Başbakan Erdoğan kürsüde konuşurken bazı milletvekillerinin torpil notu yazmakla meşgul olması da aynı hesap mesela.
İşlerini yapıyor adamlar.
İlginize, bilginize, falancaya lojman, filancaya iş...
Siyasetçilerin en mühim işlerinden biri bu değil mi?
Onları seçenleri memnun etmek.
Onlar da işte yakın çevreden başlayarak kendilerini vekil yapanları memnun etme gayretindeler.
Beraber yürüdüler çünkü bu yollarda. Şimdi biri vekil oldu diye, diğerlerini görmezden mi gelecek?
* * *
İnsanlarla genler arasındaki fark şurada:
Vücudun bir sistemi var.
Birlikte evrimleşen gruplardaki genler birbirlerini kafalarına göre seçemiyorlar.
Esas olan vücut için bir şey yapmak.
Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde ise henüz oturmuş bir sistem yok; yöntem de torpil...
manik depresif köşe
İçimden düşünüyorum, istediğim şeyi gözümün önüne getiriyorum, evrenden rica ediyorum, iyi şeyler düşünüp iyi şeyler çağırıyorum...
Öyle bir başına çağır bakalım sen, nereye kadar. Belki Evren'in kulakları biraz ağır işitiyor. Daha gür sesleri, üç-beş bir araya gelip hep bir ağızdan bağıranları daha rahat duyuyor belki.
Yeni "secret / sır" bu olacak: Sosyallik.
İşbirliği. Yardımlaşma. İmece. Çıkar ortaklığı.
Canınız hangisini kullanmak isterse...
Sosyal insanların daha başarılı ve mutlu olduğunu gösteren bir sürü araştırma zaten var. Yakındır, atıyorum "anahtar" diye bir şey çıkacak. "Başarının ve mutluluğun ve paranın ve arzu edilen her şeyin anahtarı"nın hayat boyu kurulan sosyal ilişkiler olduğunu anlatan bir film, kitap vesaire popüler olacak...
Bu tür sosyallikler için insanın tahammül eşiği bayağı yüksek olmalı.
Depresyondayım.
Partiye katılan pastayı kapar
Keira Knightley,
Empire dergisine "Külot giymeyerek diğerlerinden daha sürtük olduklarından sürekli gündemdeler" diye bir cümle etmiş.
Kim külot giymiyor?
Magazinciler Britney Spears'a koşmuşlar. "Keira Knightley sizin için böyle böyle dedi, siz ne diyeceksiniz?"
Britney "Keira da kim?" demiş.
Muhabirler uzun uzun anlatmışlar Keira'nın kim olduğunu. Spears dinlemiş, lafı bağlamış:
"Kalabalığa karışsın."
Sosyalleşsin manasında.
Keira Knightley'nin, Britney kadar değilse de,
e var kendine göre bir adı, şanı, En İyi Kadın Oyuncu dalında Oscar adaylığı falan gibi mütevazı başarıları...
Sırf Britney ile aynı partilere gitmiyor, gece hayatında yeterince sosyalleşmiyor diye düştüğü şu duruma bakar mısınız?
Eş durumundan pozitif ayrımcılık
Mümtaz'er Türköne'nin karısı Özlem Türköne milletvekili seçildi. Mümtaz'er beyin ilk karısı Mualla Kavuncu bir röportajında Özlem hanım için "Hiçbir niteliği olmayan, sadece Mümtaz'er Türköne'nin eşi olduğu için oraya gelen birisi. Özlem hanımın okulu bitirmesi, kaymakam olması, vekil seçilmesi, hepsi, eşinin sayesinde olmuş" dedi.
Hatta Kavuncu şunu da açıkladı: "Teklif Mümtaz'er beye geliyor. O da 'Ben olmayayım
ama karımı vekil yapın' diyor."
Özlem Türköne önce hocası, sonra kocası olan Mümtaz'er Türköne sayesinde mi okulu bitirmiş, kaymakam olmuş,
vekil olmuş...
Kim bilir?
Ama bazı şeyler var ki, gerçek olması şart değil, kulağa gerçek gibi gelmesi bile yeterli.
Kariyeri, çevresi sağlam biri, eşini bir yerlere getirebilir mi?
Getirir.
Adına akrabalık deyin, arkadaşlık deyin, partidaşlık, yoldaşlık, ne bileyim "ülküdaşlık" deyin, ya da kısaca ve kabaca
çıkar ilişkisi de diyebilirsiniz; sosyal bağlantılar "bir şey" olmakta
ve seçtiğin birini "bir şey" yapmakta çok etkili.
Torpilli torbadan tavşan bile çıkar
Çocuk üniversiteyi bitirmiş, mecburi hizmet yapacak. Diyelim Antalya'da yapmak istiyor mecburi hizmetini.
Kura günü geliyor. Herkes gibi o da sahneye çıkıyor. Kura çekiyor. Çektiği kağıdı, kura'cı kimseye uzatıyor. Kura'cı kimse kağıdı açıp okuyor: Antalya.
Aaaa ne tesadüf!
Saf mısınız?
Böyle tesadüf mü olur?
Torpil.
Kim bilir ne yazıyordu o kağıtta. Tembihli kura çektirici "Antalya" diye okudu.
Torpil yapılan çocuk artık o işi yapmıyor, torpili yapan siyasetçi de artık siyasetle uğraşmıyor.
Ama o gün bugündür -bin yıldır!- beni Türkiye'de "Kura çekilecek, torpil imkansız"a katiyen ikna edemezsiniz.
Torpil diye bir şey var.
Torpile, torpil yapan siyasetçilere şaşırmaktan
çoktan vazgeçtik.
Bu olayda beni asıl şaşırtan kura torbasını elinde tutan, çekilen kağıdı okuyan adam. Ve o adamın hafızası.
Koca kura'da sadece bir
tane torpilli yoktu herhalde.
Peki o zaman kura çektirici tüm torpillilerin ismini, istediği mecburi hizmet yerini nasıl aklında tuttu? Bu nasıl ezber! Dahi miydi, neydi? Kim bilir nerede şimdi, ne işle iştigal ediyor, belki de hâlâ kura çektiriyor...
Kura'cı adam bilmez ama
bir yerlerde biri -ben!- yıllardır onun ezberini takdirle anıyor.
İyi niyetli torpil elde patladı
Bir dernek yemeği yapılıyor. Yemekte çekilişle hediye de dağıtılacak. Bir de büyük hediye var. O hediyenin çıktığı kimsenin hediyeyi derneğe bağışlaması gerekiyor. E kime çıkacak da, o da hediyeyi bağışlayacak?
Çekiliş kesesinin içine küçük bir göz dikiliyor. Dernek çevresinde tanınmayan birine de "Hediye sana çıkacak. Bunu bildiğini belli etme. Hediyeyi de derneğe bağışla" deniyor.
Tamam.
Çekiliş yapılıyor. Hediye ayarlanan kişiye çıkıyor.
Adam hediyesini bağışlamak için sahneye geliyor.
"Bağışladım" diyecek, bitecek.
Adam ne yapıyor? Ceket cebinden bir kağıt çıkarıyor, katlarını itinayla açıyor, iki ö'hö'lüyor ve önceden hazırladığı "hediyeyi bağışlıyorum" konuşmasını okumaya başlıyor...
Neyse ki herkes değil, fakat ortamdaki dikkatli kimseler durumu anlayıp gülmeye başlıyorlar.
Siz dikkatli misiniz?
tubakyol@yahoo.com
|
|
|

|