
Hasan CEMAL
Oxford'da zaman!
İngiltere'de Oxford'a düştü yolum bu yakınlarda. Bir gün boyunca üniversitenin kolejlerini dolaştım başıboş, bakına bakına.
Belki daha doğrusu, kendimi derin tarihle kültürün kolları arasına bıraktım saatler boyu, bilimin esintilerini hissetmeye çalıştım.
Güzeldi.
İlk gençliğimden beri Oxford'a, Cambridge'e ne zaman gelsem hep imrenirim. İçimde hemen o duygu uyanır, keşke ben de buralarda okuyabilseydim diye...
Sabah vakti etrafa tül perdesi gibi hafiften bir sis inmişti. Christ Church Koleji'nin bahçesi tenhaydı, kimseler yoktu. Sevenler için huzurlu bir sessizlik ve yapayalnızlık sinmişti her yana.
Taze biçilmiş yemyeşil çimlerin kokusu, ıhlamur ağaçları, yeni açmış manolyalarla iç bayıltıcı kokularını yayan yaseminler...
Kilisenin zemin taşlarından birinin üstünü okuyorum:
"Warwich Kontesi 6 Şubat 1297'de buraya gömüldü."
Duvardaki mermer plaketin üstünde sadece ölüm yılı:
"1787... Ömür boyu Christ Church Koleji'nde çalışmış olan .....'a teşekkür ederiz."
Bir diğeri:
"Doğumu 17 Temmuz 1840, ölümü 3 Ocak 1938... 70 yıl kütüphane görevlisi olarak çalıştı. Kendisine teşekkürü bir borç biliyoruz."
Böyle birçok plaket.
Vefa duygusu aklıma takılıyor.
Bizim gibi vefa hissinden biraz nasipsiz bir toplumdan gelen bir insan olarak bu plaketler beni etkiliyor. Biz de ne kadar çok kulağa çalınır, "İstanbul'da bir semtin adıdır Vefa!" sözü...
Kapıda heykel gibi.
Siyah melon şapkalı, koyu lacivert yelekli kostümü, itinayla bağlanmış kravatı, elinde uzun siyah şemsiyesi... Yakasında adı yazılı. Christ Church'ün yemek salonunun kapısında yüzüne yapışmış hafif müstehzi ama nazik, donuk gülümsemesiyle öyle duruyor.
İçerisi tek kelimeyle muhteşem.
Geleneğin, göreneğin ağırlığı...
Kolejin ünlü hocalarının, tanınmış mezunlarının yağlıboya büyük portreleri çok yüksek tavanlı yemekhanenin taş duvarlarına asılı.
Biri tanıdık, yaklaşıyorum:
Koca John Locke, büyük İngiliz filozofu. Devlete ve kiliseye karşı bireyi savunan, gerçeğe varmak için aklı ön plana çıkaran Locke, 1652-1684 yılları arasında bu kolejde okumuş, öğretmiş ve bu sıralarda yemek yemiş...
Bazı mekânlarda tarihin ağırlığı altında ezilmek de mümkün. Paris'te yıllar önce günlüğüme Cafe Flore'da şöyle bir cümle yazmıştım:
"Paris insanı ezebilir!"
Sonra da şunları eklemiştim:
"Paris'in güzelliği görkemi karşısında bir üçüncü dünya ülkesinden gelen bir gencin Paris'le ilk karşılaşmasında yaşayabileceği şok... Ho Chi Minh, Pol Pot gibi, Fransız sömürgelerinden Paris'e ilk kez gelenlerin bu rüya şehirde gördükleri her türlü zenginlik karşısında uğradıkları şaşkınlık, hayranlık ve tepki... Bu tepkinin, kendi ülkelerinin yoksulluğunu düşündükçe kapitalizme ve Batı'ya yönelik nefrete dönüşmesi..."(*)
On sekiz yaşında ilk kez Londra'ya, Paris'e gittiğim zaman ben de yaşamıştım böylesi duyguları... 1960'larda acaba Mülkiye yerine Oxford'da okusaydım yine sol radikal olur muydum?..
Bilemiyorum.
Magdalen Koleji kapalı, gezemiyorum. Köprünün üstünde mola. Cherwell Nehri'ne sarkan söğütlerin altında ördekler yüzüyor. Sudaki uzun botlar usul usul sallanıyor. Kestane ağacının altındaki tik kanepeye oturup bir süre dinleniyorum.
Etraf tenha, kimseler yok.
Oscar Wilde da bu şehirde okumuş. "Oxford, romantizmin başkentidir" diye yazan da o...
Turf Tavern'i en nihayet buluyorum. Daracık bir çıkmazda saklanmış bodur bina. Pubların en eskisi diyorlar, on altıncı yüzyıldan kalma...
Çek bir fıçı birası!
Blond Witch, sarışın cadı.
Gelmeyen kalmamış bu basık tavanlı loş puba. Bill Clinton, Steven Hawkins, Richard Burton, Elizabeth Taylor. Bir sürü tanıdık simanın duvarda siyah beyaz fotoğrafları.
Elimdeki kitaba dalıyorum:
Günter Grass'ın otobiyografisi:
Peeling The Onion.
Türkçesi, 'Soğanı Soymak' olan büyük romancının kitabından bir başka yazımda söz edeceğim.
Sarışın cadı iyi geldi.
O kadar mutluyum ki, Picasso'nun o sözü kulağımda çınlıyor:
"İnsan altmışında gençleşmeye başlar!"
Bak sevgili Hadi Uluengin,
Sen daha altmışına da gelmedin. Sakın canını sıkma olur mu? Bu memlekette demokrasi mücadelesi hiç kolay olmadı ki...
Gözlerinden öpüyorum kardeşim.
İyi pazarlar!
——————-
* Hasan Cemal, Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım, Doğan Kitap, s.85.
h.cemal@milliyet.com.tr

Cafe