Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 11 Eylül 2007 / Salı  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Sihirli damlalar

Bunaltıcı sıcakların devam ettiği, serinletici kokteylleri bolca yudumladığımız günlerdeyiz. Bu kokteyller, lezzetlerini büyük ölçüde içlerine birkaç damlacık atılan "iksir gibi" soslara borçlu



Sıcaklığın 40 dereceyi bulduğu bir öğle sonrası, buz gibi bir kadeh bloody mary kokteyli ile serinlemeye çalışırken, hiçbirimizin aklına bu lezzetli serinlemeyi biraz da 1800'lerde Bengal'de İngiliz sömürge valisi olan Sir Marcus Sandy'ye borçlu olduğumuz gelmez. Oysa kadehimizdeki içkiye en büyük lezzet katkısını yapan birkaç damla, onun icadıdır.
Yine buz gibi yudumladığımız bir başka içkide, Manhattan'da da, kadehimizdeki lezzetin kahramanı yine iki asır öncesinden bir başka şahsiyettir. 1800'lerin Venezüella'sında, özgürlük için İspanyol sömürgecilere karşı ayaklanan Simon Bolivar'ın ordusunda askeri doktor olan Johann Siegert, buluşuyla milyonlarca kokteyle tat ve kişilik katmıştır.
1800'lerde yaşayan kahramanlarımızdan Vali Sandy'nin buluşu, "vürstır sos" diye okunan Worchester sos... Orta İngiltere'deki Worchestershire kasabasının adını taşıyan sos, başta bloody mary olmak üzere birçok kokteyle özelliğini veriyor. Sadece birkaç damlası bile, lezzet patlamaları yaratan bir sos bu. O yüzden de ilaç şişesi gibi küçücük şişelerde satılıyor, en fazla birkaç damla damlatılıyor. Zira gizli formüllü bir dolu baharat ve lezzetin çok yoğun bir karışımı.
İngiliz sömürge valisi Hindistan'daki görevini tamamlayınca Worchester'a yerleşmiş ve dönerken beraberinde getirdiği bir sos tarifini, buna göre bir sos yapmaları için kasabanın eczanesi Lea and Perrins'e vermiş. İki ortak eczacı, Lea ve Perrins, tarife göre bir damacana sos yapmışlar. Ama vali sosu beğenmemiş ve böylece damacana eczanenin deposuna kalkmış. Aradan üç yıl geçtikten sonra eczacılar sosu tattıklarında ise ilk başta asla tahmin edemeyecekleri bir lezzetin ortaya çıktığını görmüşler. Ve 1834'te, bu sosu ticari olarak pazarlamaya başlamışlar.

Sırrı çözülemedi
Bugün gelinen noktada, küçük kara şişe 130 ülkeye ihraç ediliyor. Dünyadaki en ünlü İngiliz mallarından biri, kraliçenin ihracat ödülünün sahibi. Gizli formülünün sırrı tam çözülemese de, bilindiği kadarı şöyle: Soğan, arpacık soğanı ve sarmısak üç yıl boyunca sirkeye yatırılarak turşu haline getiriliyor. Bu arada fıçılar içinde yine üç yıl boyunca tuzda bekletilen hamsiler de, ezilerek macun haline getiriliyor. Hamsi ezmesi ile turşular bir tankın içinde karıştırılarak bu kez çok acı chili biberi, bizim demirhindi diye bildiğimiz ve şerbetini yaptığımız Hint baharatı tamarind ve karanfil ekleniyor. Son olarak da melas, şeker, tuz ve sirke eklenerek şişeleniyor...
Önceleri İngiltere'de mutfaklarda kullanılan sosun kokteyllere girmesi ise, Amerika'ya satılması sayesinde olmuş. Hünerli Amerikan barmenleri, çılgınlık halinde yayılan bloody mary'ye bu sosun çok yakıştığını kısa sürede keşfetmişler. Tabii sos sadece bu kokteylde kullanılmıyor, füme hindi göğsü salatası gibi salatalara dökülüyor, t-bone steak'lerin üzerine konan tereyağı dilimlerine yediriliyor, istiridye üzerine damlatılıyor. Kimileri hamburgerlerine bile birkaç damla koyuyorlar.
Acı, tatlı, kekre, buruk, ekşi gibi aklınıza gelen pek çok lezzetin tümü, bu sosun bir damlasında yoğunlaşmış durumda. Tadı çok da keskin. Damla damla kullanılması, o yüzden.

Kuvvet şurubu
1824'de, Worchester sosundan 10 yıl önce üretimine başlanan Angostura bitters de bir âlem. Bu acı iksirin mucidi Dr. Johann Siegert de, aslında Bolivar ordusunun askerleri için bir kuvvet şurubu olarak icat etmiş Angostura'yı. Bu sosta tuzlanmış hamsi yok, romun içine yatırılmış şifalı ve kokulu bitkiler var. Kantaron, tarçın, yenibahar ve karanfil, baş malzemeleri.
Özgürlük savaşının ardından Doktor Siegert, Venezüella'dan Trinidad'a taşınınca, orada oğulları bu iksiri üretip dünyaya pazarlamışlar. Bugün de, eski İngiliz sömürgelerinden Trinidad Tobago'da üretiliyor ve tüm dünyaya ihraç edilerek seçkin barların tezgâhlarını süslüyor.
Koyu kahverengi, acısıyla kulaktan duman çıkartabilecek kadar sert, tadı ilacı andıran bu sos, tıpkı Worchester'daki gibi küçük damlacıklar halinde kullanılıyor. En yaygın karışımı, "Pink Gin", yani pembe cin kokteyli. Kadehteki cine konan bir damlacığı bile, kokteyle pembemsi rengini vermeye yetiyor. Yine burbon viski ve tatlı kırmızı vermutla yapılan Manhattan kokteyli de, hoş burukluğunu bir atım Angostura'dan alıyor.
Kadehlerimizdeki içkilerde işte böyle lezzet incelikleri var. Evet, son yıllarda barlar uydurma boyalı kokteyllerle dolup taşıyor. Ama gündelik modaları aşan lezzetin klasikleri, her damlasında asırların birikimiyle yaratılan incelikler sayesinde oluşuyor. Onları yudumlarken hafife almamalı. n


myalcin@turk.net


PAZAR
"Çankaya Köşkü'ndeki tablo koleksiyonu ve dev toplantı masası mutlaka görülmeli"
Kapıcı dairesinde yeni misafir var
Sıradaki projesi arı safarisi
Hem güzel kadın hem küçük kız...
Tüm şarkılarını yasak aşkı için yazdı
Küstah müziğin gitarcısı
Buzdolabını güneş çalıştırıyor
Okyanus kıyısında
Eylülün komploları
Başaklara öneriler
Balık lokantası Eftalya
Kurtuluş günü
Tatil sonrasında ne yapmalı?
Gen'el olarak torpil notu
Sihirli damlalar





Ahmet Turhan Altıner
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Milor
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Mehmet Yalçın

   
© 2006 Milliyet