
Melih AŞIK
Açık Pencere
Ayıp trilyon...
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, seçilmeden önce ısrarla kayıp trilyon davasından beraat ettiğini söylemişti. CHP'li Kemal Kılıçdaroğlu ise ısrarla davaların sonuçlanmadığını, Gül'ün beraat etmediğini söylüyordu.
Gül cumhurbaşkanı seçildikten sonra verdiği ilk resepsiyonda eski AKP Milletvekili Ertuğrul Yalçınbayır'a hâkim karşısına çıkmak ve kayıp trilyon davasında aklanmak istediğini söyledi. Vatan gazetesi, kendisine bu sözlerin doğruluğunu sormuş. Gül, danışmanı Ahmet Sever aracılığıyla şöyle demiş:
"Eğer mahkemeler açısından, yargı açısından sorun yoksa ve cumhurbaşkanı yargılanabiliyorsa yargıya gidip aklanmak istiyorum..."
Böylece Gül kayıp trilyon davasında yargılanmakta olduğunu kabul etti. Kılıçdaroğlu haklı çıktı. Kılıçdaroğlu, 16 Ağustos'ta Anka ajansına verdiği demeçte sormuştu:
"Bir cumhurbaşkanı adayına daha yolun başında iken yalan söylemek yakışır mı? Abdullah Gül 'özü ve sözü bir kişi" diye tanımlanabilir mi?"
Abdullah Gül, Kılıçdaroğlu'nu yalancı çıkaramadı.
Malta Milli Takımı'nın toplam maaşı Fatih Terim'in maaşının yarısı etmiyormuş.
Demek ki bu işler kazançla değil, inançla olan işler...
Haldun Ertem
Antakya'ya 22 Temmuz öncesi seçim gezisine gitmiştik. Kentin ortasından Asi Nehri geçiyor... Nehir kurumuş, gram su kalmamış. Sadece kentin kanalizasyonları nehre dökülüyor. Ve ortadan incecik ve simsiyah kanalizasyon akıyor... Ortasından kanalizasyonların aktığı bir kentte, bir milletvekiline yol kenarında ihtiyaç giderdiği için çiş cezası kesilmesi... Durgun'un bu kabahati işlediği doğru bile olsa... Başlı başına mizah...
"Türk Telekom 2005 yılında özelleştirilmeden önce 2 milyar dolar kâr edip 1 milyar 400 milyon dolar vergi vermişti. 2006 yılında, özelleştirmeden sonra 2 milyar 700 milyon dolar kâr edilmesine karşın devlete sadece 600 milyon dolar vergi ödendi."
Özelleştirmenin bir gerekçesi de özel ellere geçen şirketin daha verimli işletileceği, daha çok kazanacağı, dolayısıyla daha çok vergi vererek ülke ekonomisine daha çok katkı yapacağıdır... Bunun ne masal olduğu yukarıda...
- AKP üniversitelerde türbanı serbest bırakırsa bütün kız öğrenciler sizce türban mı takacak?
Cevap:
- Tabii. İki sene içinde, hiçbir üniversitede başı açık kız göremezsiniz. Çünkü toplumsal baskı yaratılır. Çok kısa bir zaman sonra da insanlar başörtüsü takmamazlık, üniversiteye başörtüsüz gidememezlik edemezler. Riskleri olan bir meseleyi konuşuyoruz burada. Laiklik risk altında. Ama ben o riskin sonuca ulaşacağını, gerçekleşeceğini varsaymıyorum, varsaymak istemiyorum. Laikliği demokratik mücadeleyle koruyabileceğimize ben hâlâ inananlardan biriyim.
- AKP üniversitede türban serbestliği getirebilir mi peki?
- Getirebilir... Ama ben demokratik kurumların, bireylerin ve sivil toplum örgütlerinin mücadelesi sonucunda, AK Partisi'nin bu değişikliği yapamayacağını düşünüyorum. Türban, Türkiye'nin önemli olgularından biri. Bunu siyasi hayatta tartışmanın bir faydası yok. Ama hükümetin bu konuda herhangi bir girişimi olduğunda, bunun doğru olmadığına inanan insanlar ayağa kalkmalıdır, karşı çıkmalıdır. Ben yakın zamana dek ülkede örtünmenin, türban takanların sayısının azaldığını düşünüyordum. Ama şimdi türbanın arttığı izlenimine sahibim.
* * *
Geçenlerde Prof. Ersin Kalaycıoğlu bize seçim öncesi yaptıkları bir anketten söz etti. Sorulardan biri kadınların gördükleri baskılarla ilgiliydi. Kalaycıoğlu ilginç bir noktaya işaret etti:
- İlk kez, az sayıda da olsa, kadınlar mahallelerinde türban takmaları için baskıya uğradıklarını anlattılar...
* * *
Türban meselesi türbandan ibaret değil. Mesele, "Günlük hayatın her alanının inançlara göre düzenlenip düzenlenmemesi" meselesidir... Türban tamamen serbest bırakılırsa mutlaka başka alanlarda mücadele başlayacak. Bu mücadele Türkiye bir din devleti olana kadar sürecek. Gidiş o yönde...
Milli Takımlarımız dökülüyor. Milli ruh kalmadı mı diye soran sorana...
Her şeyin satıldığı... Ulusal değerlerin kenara atıldığı... Her şeyin paraya endekslendiği bir ülkede... Sporcularda ulusal ruh mu kalacaktı?
m.asik@milliyet.com.tr

Cafe