
M. Ali BİRAND
Asker-Sivil gerilimi, ülkeyi zaafa uğratıyor
Okurlarımla, giderek ülkeye zarar vermeye başlayan bir durumu paylaşmak istiyorum.
Türk Silahlı Kuvvetleri'yle, sivil iktidar arasında yaklaşık 6-7 aydır süren ve giderek keskinleşen çekişmenin, sürtüşmenin, gerilimin ülkemizi bazı konularda hayati derecede zaafa uğratmaya başladığına dikkat çekmek istiyorum.
Bunun özellikle Irak'a ve içimizdeki Kürt politikalarına yönelik alanlarda yarattığı handikabın artık tehlikeli bir noktaya geldiğine dikkat çekmek istiyorum.
1. IRAK, tam anlamıyla bir kaos içinde. Gelişmeler ülkemiz açısından da korkutucu noktalara gidiyor. ABD'deki genel hava, Washington'un askerini çekmeye hazırlandığı ve çıkış stratejilerinin yazıldığını gösteriyor. Artık çekilip çekilmeme değil, ne zaman ve nasıl çekileceği tartışılıyor. Irak'ın üçe bölünmesi giderek güç kazanıyor. Bunlar konuşulurken, Türkiye ortada yok. Hiç bir inisiyatif alamıyor, hiç bir çözüm formülüne katkıda bulunamıyor.
2. KUZEY IRAK'ın olası bağımsızlığı giderek daha fazla konuşuluyor. Böyle bir adım atılması durumunda, bölgede çok yönlü bir savaşın çıkabileceği artık raporlara geçiyor, planlamalar yapılıyor. Türkiye'den başka her bölge ülkesi bu konu üzerinde politika üretiyor, seçenekleri kendine göre yönlendirmeye çalışıyor.
3. KÜRT SORUNU, artık sadece Türkiye'nin değil, tüm bölgenin sorunu olmuş durumda. Ancak, ağırlıklı merkezi yine de Türkiye. Türkiye'deki Kürt kökenliler bölünmüş ve ne istediklerini tam saptayamamış bir görüntüdeler. Buna karşılık, temsilcileri olan DTP'liler Meclis'e girdiler ve yepyeni siyasi bir süreç başlattılar. Devlet de hazırlıksız yakalandığı için ne yapacağını bilemiyor.
İşte böylesine vahim bir durum ile karşı karşıyayız.
Kendini böyle bir ortamda bulan ülke ne yapar?
Hükümetiyle askeri bir araya gelir, planlama yapar, yeni politikalar üretir, vizyon oluşturur, seçenekler üzerinde önlemler alır. Bölge ülkeleriyle, ABD ile konuşup, sorunlar daha gelişme aşamasındayken rol üstlenir, elini kontrol panelinde tutmaya çalışır.
Türkiye'de ise, ne yazık ki sivil-asker diyalogunun kopması sonucu, hiçbir ortak politika oluşturulamıyor. Asker kendi köşesinde, sivil iktidar kendi köşesinde gelişmeleri izliyor ve birbiriyle çekişiyor.
Bütün enerji, bu konulara ayrılacağı yerde, iç politikada harcanıyor.
İç politikayı ihmal etmeyelim.
Laik sistemimizi tartışalım.
Ancak, artık yetti.
Ülkemiz, içerden ve dışardan son derece hayati sorunlarla çevrildiği, tehlikenin giderek yaklaştığı bir sırada, birbiriyle konuşmayan, karşılaşmak dahi istemeyen asker ve sivil kurumlarla karşı karşıya kalmak büyük talihsizliktir.
Türkiye'yi sevmek, vatan aşkıyla yanmak çok güzel bir histir. Ancak hem asker, hem de sivil yöneticilerimizin asıl işleri, ülkemizin çıkarlarına sahip çıkmaktır.
İç çekişmeler nedeniyle, Türkiye'mize zarar verdiğimizi artık görelim.
Artık yetti...
Genelkurmay Başkanı'nın, dün Cumhurbaşkanını ziyaret ederek tebrik etmesi, eğer asker-sivil ilişkilerinde yeni bir sayfanın açılması anlamına geliyorsa, Orgeneral Büyükanıt'ın çok doğru bir adım attığını söyleyebiliriz.
TSK, bugüne kadar iki noktanın altını çizdi:
1. Köşk'e eşi türbanlı birinin seçilmesini eleştirdi.
2. PKK'nın uzantısı olarak gördükleri DTP'nin TBMM'ne girmesine karşı çıktı.
Ancak her iki gelişmeyi de engelleyemedi.
Demokrasinin cilvesi mi demek gerek yoksa toplumun tepkisi mi bilemiyorum, ancak bugün karşımıza bambaşka bir manzara çıktı.
TSK, seçim öncesi uyarıları gibi, seçim sonrası rahatsızlığını da sık sık gösterdi. Komuta kademesi yemin törenine gitmedi, resepsiyonlara katılmadı, cephe selamı vermedi sonra verdi ve bugünlere geldik.
Genelkurmay yetkilileri, medyanın bu konuda gösterdiği performansı da eleştirdiler. Bazı jestlere çok anlam yüklediğimizi, abarttığımızı söylediler. Ancak yine de, duyarlılıklarını hiç saklamadılar.
Bu durumun uzaması, her konuşan askerin sürekli eleştiri yapması, kamuoyunu açıkça rahatsız etti. Hele TSK'nın ardı ardına tepki vermesine karşılık, Cumhurbaşkanı Gül'ün yumuşak bir tutum benimsemesi, krizi görmezden gelmesi ve tırmandırmamaya dikkat etmesi, halk arasında sempati yarattı.
TSK'nın bu tip uyarılar yapmasını doğal karşılayan, hatta görevi olduğuna inanan kesimlerin bir bölümü dahi, artık bu yaklaşımın çok uzadığını, mesajın verildiğini, bundan böyle aynı eleştirilerin devamının "Cumhurbaşkanlığı makamına saygısızlık, devlete başkaldırı, ülke yönetiminde gereksiz bir didişme" anlamına geleceğini açıkça söylüyorlar.
Aynı konuda, medyanın laik kesiminde çıkan eleştiriler de dikkate alınırsa, TSK'nın tutumuna bir ince ayar yapması gerekliliği ortaya çıkıyor.
Aslında bu durumu Genelkurmay Başkanı da hissetmiş olacak ki, 30 Ağustos Resepsiyonu'nda gazetecilere "çok konuşma yapıldığını, halkın usanmaya başladığını" dahi söylemişti.
Türk kamuoyu, TSK'nın ilkelerini reddetmesini istemiyor. Devletin tepesindeki itişmenin, soğuk rüzgarların esmemesini arzuluyor.
(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )
mabirand@e-kolay.net

Cafe