Poşetteki top!
Adı Ali... Özürlü futbolcuların organizasyonunda reyting olmadığı için yaptığım röportajın fotoğrafı bile çekilemedi.
Zaten fotoğrafı çıksa bile göremezdi Ali.
Doğuştan kör kendisi.
Bir duyusu eksik başladı hayata ama diğer duyuları ile duyguları yerli yerindeydi Ali'nin.
Hepimiz kadar seviyordu yaşamı. Hepimiz kadar katılmak istiyordu.
Mahkum olduğu "siyah" renk ona yetmiyordu.
Futbola mahalle arkadaşlarının maçlarına eşlik ederek başladı.
Nasıl mı?.. Topu naylon poşete koyarak ve "hışırtı"sını izleyerek.
Bugün 26 yaşında. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu ve Türkiye Görme Engelliler Derneği ikinci başkanı.
Artık "zilli" top peşinde. Futbolda sınıf atladı milli oldu. 22 Eylül'de Yunanistan'daki Avrupa Şampiyonası'nda ülkemizi temsil edecek takımın kaptanı.
* * *
Ali ile Futbol Federasyonu'nun engelliler festivalinde tanıştık.
O sırada kürsüde Lokman Ayva konuşuyordu. O da görme engelli bir milletvekili.
Sayın Ayva, görme engelli insanların da en az bizler kadar futbol tutkunu olduğunu kara mizah bir anısıyla anlatıyordu:
"Okuldayız... İki arkadaşım Fenerbahçe'ye verilen penaltıyı tartışıyorlar. Biri 'penaltı değildi' diyor, diğeri 'penaltıydı'... İşin tuhaf tarafı görme engelliler okulundayız ve arkadaşlarımın ikisi de hiçbir şey görmüyor."
Lokman Ayva, gören gözlerin ne kadar kör olduğunu bilemiyor tabi.
* * *
Ali ile vedalaşmadan önce gazetecilik damarım tutuyor ve hukukçu - futbolcu - engelliden bir iki sansasyon cümlesi almak için provakatif soruya geçiyorum:
"Sizi izleyenlere hakim olan duygu ve kalem oynatanların yorumu hep acıma parantezinde kalıyor. Bu sizi rahatsız etmiyor mu"?
Hiçbir milli futbolcudan, hatta onların hocalarından duyamayacağım olgunlukla sarsılıyorum:
"Bugün bizim için üzülebilirler ama iki hafta sonra gurur duyacaklar"
Evet, 22 Eylül'de Avrupa Şampiyonası var.
Engelli futbolcularımızın sadece Türkiye'de değil yeryüzünde de "var olduklarını" tescil etme günleri...
Melankoli bitiyor...
Sevgili Ömer Gürsoy'un sıra dışı emekleriyle kotarılıp, festivali yapılacak hale gelen engelliler futbolundaki Ali Kaptan'ın yanından ayrıldığımda beni saran tek duygu "gurur" oluyor.
İlgilenebildiğinizde o kadar çok spor olayı var ki gurur duyulacak.
Beckham'ın donu
Resmen dibe vurduk.
Sadece futbolda, basketbolda, voleybolda değil; sporun her dalında...
Hatta medyasında.
Eylül'ün 3'ünde ulusal spor medyasında bir haber:
"Beckham kız çocuk için dar iç çamaşırı giyiyor"!
Yanlış okumadınız; konu Beckham'ın donu.
Haberi, Beckham'ın üç erkek çocuğu ve eşi Victoria ile el ele fotoğrafı süslüyor.
Gerçi, Los Angeles Galaxy takımının İngiliz milli futbolcusu magazini futbolla atbaşı yürütüp tarihin en büyük sportif parasını kazanmayı çok iyi biliyor ama "donlu" haberi verenler spor sayfaları.
Ronaldo'nun altı saat süren seks partisindeki ücretli bayanlar Gemma ve Tyese'nin anıları hiç olmazsa magazin sayfalarına itilmişti.
Bu sefer kaymağı kimseye yedirmedi spor medyası:
Flaş... Flaş... Flaş... "Beckham donunu değiştirdi"!
* * *
Var mısınız bir ankete; Beckham "boxser" mi giysin, "slip" mi?
Hiç merak etmeyin, bu tarihi haber milli maç takvimine denk gelmeseydi futbol medyasının genç, dinamik ve cin gibi yeni nesli, okuyucuların, izleyicilerin nabzını ve Beckham'ın külotunu nasıl / nereden tutacaklarını çok iyi bilirdi.
Beckham'ın "donu"nu da manşete çektik ya...
Resmen dibe vurduk.
* * *
Çuvaldızı kendimize sapladıktan sonra iğneyi hak edenlere batıralım isterseniz.
Spor medyasını kimler bu hale getirdi?
Terim medya ile konuşmayacak!
Appiah da öyle, Kezman da...
Hakan Şükür, işine gelince.
Ayhan konuşup yalanlayacak.
Batuhan yaşı küçük diye konuşması yasaklanacak.
Kulüp başkanları, ancak genel yayın müdürleri ile muhatap.
Tarikatçı futbolcuların haşeması da haber olmaktan çıktı.
Ne yazacak medya?
Beckham'ın donu...
Dar mı bol mu, ne renk acaba? Ne diyor bu işe Victoria?
* * *
Peki başka spor haberi yok mu bu ülkede?
Elbette var ama okumuyorsunuz ki!...
İspat edeyim mi?
Yandaki sütunda, özürlü futbolcuların yazısı olacak. Konu Pascal Nouma'nın şortu olunca elektronik postaları kilitleyenlerden bir tane mail gelirse dişimi kırarım.
Böyle memlekete, böyle medya.
Biri Yasin'e söylesin
Beşiktaş karıştı!..
Neden?..
Üç yıl önce Samsun maçında tek fiskeyle çöken lider takımın elemanlarından Yasin Sülün, "manidar" açıklamalar yaptı:
"Beş kırmızı kart gördüğümüz maçta oyundan bilerek atılanlar vardı. Ancak cezası olmadı".
Açıklama böyle olunca, "yürü be Yasin" demekten başka ne gelir elden.
Varsa bir bildiğin açık açık söyleyeceksin, "bildiğini" ima etmeyeceksin.
Yasin deseydi ki, "Şu, şu, şu, Beşiktaş'ı sattı. Satarken de şöyle bir yöntem kullandı. Onların yönetimdeki ortakları şu, şu, şu"...
Böyle girseydi konuya, bugünkü Ters Köşe Yasin Sülün'ü "Türk Futbolu'nun 10 büyük kahramanı" arasına sokar "En Büyük Beşiktaşlı" ilan eder, kılına zarar gelmemesi için koruma çemberine alınmasını ve söylediklerinin sonuna kadar incelenmesini teklif ederdi.
Şimdi ne diyor Ters Köşe:
"Yürü be Yasin"...
Keşke "Madonna'dan çocuğum olacak" falan deseydin dikkati çekmek için.
Türk'ün 'en büyük düşmanı'
Benim güzel ve "çok özel" Türkiye'm...
Kimseye benzemeyen...
Eşsiz.
Burada, şampiyon takımın formasını giyip işe gittiği için rakip takımın fanatiği patron tarafından işten kovulmak, İş Mahkemesi'ne başvurup Yargıtay marifetiyle "İşe dönüş kararı" çıkarttırmak, düşman cepheye ait elemanına yeniden iş vermeyi içine sindiremeyen patronu yüklüce bir tazminata razı etmek, bu süreçte işsiz kalmak, acı çekmek ve tüm badirelerden sonra "takımım için canım feda" diye slogan atmak, sıradan bir sportif vakadır.
Bizleri "özel" kılan, bu denli güçlü kamplaşmalardır.
Politize olursak politikada, apolitiksek futbolda...
Nedenler konjonktüreldir... Hatta modaya tabidir.
Değişmeyen gerçek; Türk'ün en büyük düşmanı kendisidir.
Aksini iddia edebilir misiniz?
*Örnek macera, Galatasaraylı Şöför Erdinç Ulu ile Fenerbahçeli patronu arasında yaşanmıştır.
eguven@milliyet.com.tr

Cafe