
Güneri CIVAOĞLU
Bugün
Dehşet dengesinde kopma
Ankara'da, "bomba minibüs"ün PKK'ya ait olduğu yolunda bulgular var.
El Kaide'nin eylemleri gibi "büyük çapta" bir kent katliamı son anda önlenebildi.
Peki, çeyrek yüzyıldır var olan PKK, neden şimdiye kadar kentlerde bu denli iddialı bir eyleme kalkışmadı?
Birkaç "çarşı yangını, minibüs uçurmak, çöp bidonunda bomba" gibi eylemleri oldu ama bunlar böyle 600 kiloluk patlayıcı çapında kalkışımlar değildi.
Bu analiz "PKK acaba çok ses getirecek kent eylemleri sürecine mi geçti?" sorusuna götürüyor.
Abdullah Öcalan ile Bekaa Vadisi'nde yaptığımız konuşmayı anımsıyorum.
Kelimeler belki biraz farklı olabilir ama şöyle demişti:
"TC, kırsalda benim üzerime çok fazla gelmiyor. Ben de kentlerde TC'yi zorlamıyorum. Eğer kentlerde vurursam TC iktidarı kamuoyu tarafından sıkıştırılır. Benim üzerime daha fazla gelir. Karşılıklı tırmanış olur."
Elbette devletle PKK ve onun başındaki Öcalan arasında böyle bir "anlaşma" ya da "zımni anlaşma" olabileceğini iddia ediyor değilim.
Ancak... O konuşmayı, röportajın bütünü içinde "dehşet dengesi" yorumuyla yazmıştım.
Gerçekten PKK çoğu kez yakalansa da daha ciddi sonuçlar verecek kent eylemleri koyabilirdi. Bunu birkaç örneğin dışında yapmaması belki de Öcalan'ın altını çizdiği "dehşet dengesi" kaygıları nedeniyle olabilir.
Yani... Ankara'nın böyle bir zımni tavrı yoktur ama PKK yönetimi, Ankara'nın güvenlik güçlerini daha da fazla üzerlerine çekecek kentsel eylemlerden uzak durmuşlardır.
Peki... Ankara'dan gelen haberler doğruysa ve gerçekten eylem PKK işiyse, değişen nedir?
PKK, yol haritasına kent eylemleri mi koydu?
PKK araziye uymalıydı
Neden?
O halde hangi gerekçeyle 11 Eylül'ün yıldönümü seçildi?
PKK için 11 Eylül'ün bir anlamı yok.
Tam tersine, Kuzey Irak'taki koruyucu şemsiyesi altında örgütlendiği, bitini kanlandırdığı ABD'nin tüylerini ürperten 11 Eylül'de PKK'nın değil eylem koymak, araziye uyması gerekirdi.
Öte yandan...
Minibüste bulunan telefonlardan PKK şefleriyle konuşulmuş olduğu yolundaki haberler de tüm bu tablo içinde bir yerlere oturmuyor.
Yoksa... El Kaide, PKK'nın örgüt disiplininden sapmış adamlarını mı kullandı?
Kalkışımın El Kaide ile ilgisi yoksa, "bomba minibüs" belki de 11 Eylül'den sonraki tarihlerde konulacak eylemde kullanılacaktı?
O zaman PKK'nın kentsel katliamlara geçmek gibi bir yol haritası değişikliği gündeme gelir.
Bu iş karışık.
Birileri kafaları karıştırmak istiyor da olabilir.
Orkestranın sanatçıları spor giysileri içinde dans ediyorlar. Ellerde kola, bira şişeleri... Votka ve viski kadehleri...
Bir de küçük bar kurmuşlar. Dostlar orada...
Sertab, olağanüstü neşeli ve bir o kadar da duygu yüklü.
O bulaşıcı sevecenliğiyle sarılıyor, öpüyor, kutlamaları küçük kahkahalar atarak dinliyor... Sonra da teşekkür bağlamında yoga selamı veriyor.
Sertab'ın doğası böyle işte...
Konserine de paragraf açayım...
Sanatının 15 yılını yansıtan müzikli anlatımdı.
Beyazlar içinde ve tekerlekli serum şişesini iterek girdi sahneye... Harika söylüyordu.
Kristal ses, "hastalıktan" ve "ölümden" dizeler ulaştırıyordu kulaklara ama öylesine güzeldi ki, aşktan, çiçekten, kelebekten, bahar yağmurundan mesajlar taşır gibi algılanıyordu.
Sonra sahneye getirilen bir hastane yatağında önce yalnız, sonra eski eşi ve dostu Levent Yüksel'le o temada şarkıları sürdürdüler.
Yaşamlarının gençlik yıllarında birbirlerinin hastalıkları boyunca başucundaydılar.
Ardından yaşamla barışma yılları Sezen Aksu'nun sahne alışı ve onların düetleriyle başladı.
Gerçekten Sertab'ın yaşam mimarisinde Sezen'in izleri derindir. Fahir Atakoğlu ile beraber müzik yaptığı yıllar da yaşam sevincinin paylaşıldığı dönem.
Nil'le sahnede buluşma gene çok keyifliydi.
Ve nihayet... Eurovision birinciliği ve onun arkasındaki en sevdiği insan diyebileceğimiz Demir Demirkan'la finalleri binler, yürek kapakçıklarıyla alkışladı.
gunericivaoglu@milliyet.com.tr

Cafe