
Hasan PULUR
Olaylar ve insanlar
Başka bir yaşam tarzı...
NEDENSE anlamıyoruz, anlamak istemiyoruz, ya da "İşte bu!" diyerek, başka biçim yaşamı kabul edemiyoruz.
Geçen gün gazetelerde bir fotoğraf vardı; Konya Kültür Müdürü Paris'teki Unesco toplantısında ayakkabılarını çıkarmış, koltuğun üzerine bağdaş kurmuş, tünemiş, olanı biteni izliyor ya da uyukluyor.
Siz eğer o kültürden gelmemişseniz, o yetişme tarzına aşina değilseniz, hayatınızın hemen her döneminde böyle bağdaş kurup oturmanın yadırganacak yanı olmadığını düşünmemişseniz, sizi eleştirenlere hayret edersiniz.
Haklısınız!
Şöyle hafızanızı bir yoklayın, tesettürlü, örtülü bir kadın tek başına bir köşede kahvaltı yapıyor, bakan olan kocası ve etrafındaki erkekler bir başka masada...
Bu da yadırgandı!
Oysa sorun kadıncağızda değil, bunun yadırganacak nesi olduğunu anlayamayanlarda.
Çünkü o annesinden de, halasından da, ninesinden de böyle görmüş, erkeklerle bir masada oturmanın ne kadar ayıp bir şey olduğu ona başını örtmeden önce öğretilmiş, hatta korkutmak için "günah" bile denmiştir.
O halde bunun yadırganacak yanı var mı?
* * *
BİR örnek daha...
Üst düzey bir bürokratın evinin kapısı, ayakkabılar üst üste, karmakarışık; çünkü o evde içeriye çorapla girilir, ayakkabılar kirli çamurlu, dışarıda bırakılır, bir apartman dairesinin kapısını düşünün, bunun da yadırganacak yanı var mı?
* * *
AYNI şey Konya Kültür Müdürü için de geçerlidir...
Böyle gelmiştir, böyle gidecektir.
Bu bir kültür, yetişme sorunudur.
O kültürde bağcıklı ayakkabıların topuğuna basmak, makosen gibi giymek bir alışkanlıktır, yadırganmaz.
O yetişme tarzında sokağa tükürmenin, elinin yardımıyla sümkürmenin, sümüğü duvara sürmenin sakıncası yoktur.
Yemekten önce el yıkamak, yemekten sonra el ağız yıkamak, evin içinde terliksiz çorapla dolaşmak, sokak elbiselerini eve gelir gelmez çıkarmak, hem rahatlık, hem de temizlik bakımından şart değildir.
* * *
ONUN için Paris'te, koltuğa tüneyip ayakkabılarını çıkaran Kültür Müdürü'nü fazlaca hırpalayıp adamcağızı anasından doğduğuna pişman etmenin gereği yoktur. Adam o kadar bunalmış ki "Yaptığımdan dolayı şehrim ve ülkem adına kamuoyundan özür dilerim" diyor.
* * *
ESTAĞFURULLAH, hem o ne biçim söz!
Asıl özür dilemesi gerekenler, sizin yetişme ve yaşama kültürünüzü bilmeyenler, üstelik bu kültürün çoğunluğun kültürü olduğunu bile hâlâ anlamayanlardır.
Şimdi diyeceksiniz ki:
"Böyle bir kültürle birlikte yaşamaya mahkûm muyuz?"
Evet, mahkûmsunuz, demokrasinin bir koşulu da bu...
Cahile, görgüsüze mahkûm olmak.
Hep söylüyoruz, demokrasi zor zenaat, diye...
Onun için Sayın Müdür'ün şehirden, ülkeden özür dilemesine gerek yok!
Hoş, Müdür'ün öyle oturuşu onların da umurunda ya!
h.pulur@milliyet.com.tr

Cafe