
Derya SAZAK
Siyaset Günlüğü
12 Eylül günahları
1980'deki askeri darbenin üzerinden 27 yıl geçti; Türkiye'de özgürlükçü akımları, sol düşünceyi, yurtsever gençliği ezmek üzere 'soğuk savaş' ortamında işlenen günahların bedeli siyasal İslamın yükselişi ve günümüzdeki iktidarı karşısında ağır ödeniyor.
Radikal İki'nin pazar günkü manşeti Necip Fazıl ve Nâzım Hikmet gençliğinin 40 yıl önce başlayan serüvenine ayrılmıştı.
Seyfi Öngider'in makalesi çarpıcıydı:
"1969'da, Abdullah Gül İstanbul Üniversitesi'nin Beyazıt'taki merkez binasında bulunan İktisat Fakültesi'nde okurken, hemen onun yanındaki Hukuk Fakültesi'nde de Deniz Gezmiş okuyordu. İki genç de sistemle başı beladan kurtulmayan iki büyük şairin hayranıydı. Gül, İslamcı-faşist Necip Fazıl'ın şiirlerine, Gezmiş ise komünist Nâzım Hikmet'in şiirlerine tutkundu. Gül, İslamcı Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) liderlerinden biriydi, Gezmiş de Devrimci Öğrenciler Birliği (DÖB) lideriydi. Rivayete göre, devrimci öğrencilerin okula girmesini yasakladıkları militan İslamcılardan biri de Gül'müş... Çok değil üç yıl sonra 12 Mart muhtırasıyla gelen baskı döneminde, Mayıs 1972'de askeri mahkeme devrimci Deniz'i astı.
Askerlerden Süleyman Demirel'e kadar uzanan geniş bir kesim, devrimci öğrenci liderini darağacına gönderince günün birinde İslamcı öğrenci liderini de Çankaya Köşkü'ne göndereceklerini hesaplamış mıydı? Bilmiyoruz ama şimdi Gül'ün cumhurbaşkanı olmasından rahatsızlık duyanlar, bir AKP'linin Çankaya'ya çıkmasına itiraz edenler öncelikle Deniz Gezmiş ve 68 kuşağından özür dilemeliler."
Sola hayat hakkı tanımayanların bugün yaşadıkları düş kırıklığını da şöyle eleştirmiş Öngider:"12 Mart muhtırasının ardından Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamına destek verenler, 12 Eylül 1980 darbesiyle birlikte Kenan Evren'in 'asmayalım da besleyelim mi' politikasına arka çıkanlar bugün Gül'ün Çankaya'ya çıkmasına nasıl itiraz edebilirler?
12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinde olan bitenlerden sonra Çankaya'ya kim çıkacaktı ki? Ya bir ülkücü ya da bir İslamcı... Sonuçta ikisi el ele vererek bir eski İslamcıyı devletin başına oturttular."
Avrupa demokrasilerini güçlendiren, Batı'da refah toplumunun yolunu açan 'sol' düşüncenin önü, 1960'lardan itibaren Sovyetler'e karşı NATO'nun, ABD'nin 'ileri karakolu' olma misyonu yüklenen 'Türk-İslam' sentezinden beslenen sağ-militer güçlerce kesilmese 2007 Türkiye'sinde yönetim çok farklı ellerde olurdu.
Seyfi Öngider'in yazdığı gibi 'neo-İslamcı' kadrolar meydanı boş bulup 'son kale' Çankaya'yı da ele geçirmezlerdi!
dsazak@milliyet.com.tr

Cafe