FUTBOLUN USTA İSMİ, TAKIMLARIMIZIN YAŞADIĞI SIKINTILARI MASAYA YATIRDI
Kırılma noktası...
Türk Futbolu'nda 2002'den itibaren bir düşüş trendi başladı. Burada en önemli unsur olarak Yunanistan'ın Avrupa Şampiyonu olmasının etkilerini görebiliriz. Türkiye'deki defansif futbol anlayışının savunucuları zaten korku içinde görev yapan Türk hocaları olumsuz etkilediTÜRK FUTBOLU NASIL KURTULUR? - 1
Malta maçı sonrası yaşananlar, Fatih hocanın basın toplantısı, eleştiriler, cevaplar ve beklenen Macaristan karşılaşması...Maç ile ilgili görüşlerimi dün yazmıştım. Kulüp takımlarının bir, iki kötü sonucuyla yönetimlerin, Milli Takım'ın kötü neticeleriyle Futbol Federasyonu idarecilerinin görevden gitme olasılığı en fazla olan ülke Türkiye.
Neden, niçin?
Türk futbolu neydi, nereden nereye geldi. Bunun için son 20 yılın analizini çok iyi yapmak lazım. Evet, Türk futbolu tarihinin altın çağını 1987-2002 yılları arasında yaşadı. Bu süreçte neler oldu?
Korkular kafalardan çıktı
Galatasaray bugünkü adı Şampiyonlar Ligi olan kupada yarı final oynayarak Türk futbolundaki değişimin ilk işaretlerini verdi. Bu kolay bir hadise değildi. Bu ilk değişimin ve felsefenin içinde gençlerin de çok önemli rolleri olduğunu düşünerek, Bülent, Tugay, Arif ve Okan gibi gencecik futbolculara çekinmeden görev vererek bu mutluluk ve başarıyı onlarla da yaşadık. Bu başarıları Galatasaray ve Milli Takım'da uzun yıllar devam etti.Türk futbolunun bu 15 yıllık süredeki büyük başarılarını 'vatan, millet, Sakarya' edebiyatına bağlayanlar ne yazık ki hep oldu. Vizyonu, oyun felsefesi, hedefi ve anlayışı daha değişik olanlar bunu ancak böyle tanımlayabildiler.
Önce Türk futbolcusuna yatkın ve etkin bir oyun anlayışı gerekliydi. O tespit edildi. Hayatı boyunca yaşamadığı özgüvenle tanıştı. Rakip analizleri çok iyi yapıldı. Korkular kafalardan çıkarıldı. Ve bu dönemde Galatasaray'ın 1989'da bugünkü adıyla Şampiyonlar Ligi yarı finali, 1992'de UEFA Kupası çeyrek finali, 1996'da Milli Takım'ın ilk kez Avrupa Şampiyonası finallerine katılması, 2000'de tekrar katılıp çeyrek final oynaması, 1999-2000'de Galatasaray'ın UEFA ve Süper Kupa'yı kazanması, 2002'de Türkiye'nin Dünya Üçüncüsü olması başarıları yaşandı. Bu araya sıkışan Hollanda ve Almanya'yı dört maçta gol yemeden yenen bir Milli Takım vardı.
Doldur, boşalt anlayışının sonuçları mıydı bu maçları kazanan felsefe? Buradaki en önemli felsefe oyunu kendi sahasında kabul eden değil, rakip sahada düşünen futbol anlayışıydı.
Korku içinde görev
Sonra ne oldu da 2002'de düşüş trendi başladı? Burada en önemli unsur olarak Yunanistan'ın Avrupa Şampiyonu olmasının etkilerini görebiliriz. Türkiye'deki defansif futbol anlayışının savunucuları zaten korku içinde görev yapan Türk hocaları olumsuz etkiledi.'Kaybetmezsem, görevim devam eder' anlayışı oyun yapılarına ve futbolcu tercihlerine yansıdı. Şunu iyi bilmek ve kabul etmek gerekir ki; Türk futbolcusu dörtlü tandem defansta ve ikili hücumda son derece zorlanıyor. Bir dönem sadece Galatasaray böyle oynayarak başarılı oldu. Unutmamak gerekir ki o günkü Galatasaray kadrosu bu sisteme son derece yatkın oyunculardan kuruluydu. Öyle bir kadro da bu sistemde sorun yaratmaz. Futbolcumuzun esas sorunu topu defanstan oyuna sokmakta oluyor. Burada çok zorlanıyoruz. Bunu rahatlatacak bir saha dizilişine mutlaka ihtiyacımız var. Bugünkü yapımızla bu sistemde devam etmek bence çok zor.
Türk futbolcusu defans yapmakta ne kadar zorlanıyorsa, hücumda o kadar zengin ve yaratıcı düşüncelere sahip. Onlara bunu kullandıracak bir sistem ve anlayış bizi daha etkili kılacaktır.
Öncelikle dörtlü savunmada başarılı olan takımların kaleci ve defans oyuncularına bir bakmak gerekiyor. Çok az örnekleriyle bugün itibariyle bizde bir Terry, bir Nesta, bir Rio Ferdinand, bir Maldini, bir Puyol, bir Van der Sarr, bir Thuram, bir Popescu, bir Taffarel yok. Futbolda her fikre saygım vardır ve düşünceler tartışıldığı müddetçe güzeldir. Ancak önemli olan bizim yapımıza uygun olan bir düşünceyi ve anlayışı bulmaktır. Kısacası Türk markası yaratmaktır. Taklitle marka olunmaz. Futbolda sistemler asla vazgeçilmez değildir. Daha önce saydığım başarılar bu anlayışın ürünüydü.
Yarın bu sistemler ve özellikle kötü sonuçlardan sonra yaşanan polemiklere yer vereceğim. Ve neler yapmak gerekiyor onun üzerinde duracağım...
mdenizli@milliyet.com.tr

Cafe