|
 |
|
|
Küçük hikaye yazabilmek (3)
Gökkuşa¤ı / Reşat Kutucular
Seçmen son seçimde ''iyi küçük hikaye yazan'' siyasi partiye itibar etti. Başarılı olmak isteyen siyasi parti bu küçük hikaye işini mutlaka becerebilmeli. Küçük hikaye yazmaktan kasıt insanların günlük hayatlarında hissedilir iyileşlemeler yaratmak. Bu çizgide projeler üretip uygulamaya koymak ve somut sonuçlar elde etmek.
Sadece büyük hikayeyi, yani küreselleşmeyi, yayılmacılığı, sömürüyü, kentleşmeyi, hukuksuzluğu anlatarak seçmenin oyunu kazanmak kolay değil.
Hatta bu küçük hikaye modası sadece siyaseten değil hayatın hemen her alanında etkili olmaya başlıyor belki de. İnsanlar daha somut, daha anlaşılır, daha güncel şeylere ilgi duyuyorlar. O ilgi duydukları şey içi boş bir masal olsa da. Bir süre sonra başları büyük hikayeden dolayı belaya girecek olsa da.
* * *
Postmodern zamanlarda insan bu havada. Hafife meraklılar. Basite. Kolaya. Dünyanın öbür tarafları da böyle. Karamaşıklık, soyutluk, çok boyutluluk yoruyor onları. Çağdaşlık iddiasında olanlardan beklenen ne peki böyle bir akışta? Toplumsal eğilimleri iyi süzmek, doğru okumak, buna göre yeni açılımlar göstermek, yeni öneriler getirmek. Mesele büyük hikayeyi iyi kavrayıp küçük hikaye üretebilmekte.
* * *
Önümüzdeki seçim (Anayasa değişikliğiyle bir yıl önece çekilmez) 2009 Martı’nda. Yerel seçim. Doğası gereği küçük hikayelerin seçimi. İzmir-Karşıyaka vapur tarifesi ya da uzak köşelerde asfaltlanan yollar ''Türkiye’nin Batı’ya dönük yüzü'' sloganından daha önemli.
Üzerine bir de seçmenin böyle bir küçük hikaye merakı hasıl olmuş. Buyrun geliştirin stratejinizi!
Modernitenin, aklın temsilcisi olduklarını söyleyenler İzmir’de hangi projelerle seçmenin gönlünü kazanacak? Kaleyi nasıl savunacak? Seçime kadar ne yapacak, seçimden sonra ne? Adayını seçime ne kadar süre kala açıklayacak? Adayın projelerini anlatabilmek için yeterli zamanı olabilecek mi? Parti içi dengeler mi belirleyecek bu süreci yoksa iyi kurgulanmış seçim stratejisi mi?
* * *
Aydın geçinenlerin küçük somut projeler üretmekle ilgili bir sorunları var sanki. Elitist bakış açısı bir yana makro yaklaşım nedeniyle mikro ölçeği ihmal edebiliyorlar. Sivil toplum örgütleri de potansiyellerini yeterince kullanamıyorlar. Belki az sayıda küçük proje üretiliyor. Üretilene yeterince sahip çıkılmıyor. Senin benim projem çekişmesi başlıyor. Bilir bilmez, anlar anlamaz, yerli yersiz eleştirilerle proje sahipleri yıpratılabiliyor.
* * *
Bizim İİDE (İzmir İçin Düşünceden Eyleme) posta grubu bu konuda, yani küçük proje üretimi ve uygulaması sorunları konusunda, bir laboratuvar gibi. Bu laboratuvarı kim ne kadar ciddiye alıyor bilemem. Bu kentte kim kimi ne kadar ciddiye alıyor esas onu konuşmak gerek. Geçenlerde üyemiz Baybars Göğez’den gelen ileti bu noktayı vurguluyordu:
''...Bence burada geçmiş faaliyetleri okumaktansa, (Zaten olan olmuş) ilgili kişilere burada yapılan önerileri okumaları için girişimde bulunmak lazim. Yani ağırlığımızı koymak zorundayız. Geçmişi kaybetsek de geleceğimizi kurtaralım bari. Ben de inanıyorum ki burada yazılanları yetkili kişiler ‘yine birileri birşeyler zırvalamiş’ gözüyle okuyor. Veya hiç okumadan silinmiş e-postalar arasına atıyor. Onlar herşeyin en iyisini kendileri bilirler ya...!!!
Ben gazeteci değilim. Amatörce yazıyorum. Ancak gazeteci arkadaşların köşelerine taşıdıkları yazılar hemen tepki veriyor. Bu işi amansızca ve sürdürülebilir şekilde yapmak lazım. Fikirleri çürütmek, ‘tu kaka’ yapmak kolay. Hadi bize alternatif fikrini söyle de tartışalım dendiğinde maalesef deniz bitiyor. Bence asıl mesele bu. Lafla halkın katılımcılığı olmaz. Hani belediyelerimizin ‘Halk Konseyi?’ Kim kurmuş da bizim haberimiz yok. Kurulmuşsa kimler üye olmuş? Bugune kadar ne kararlar almışlar? Bilen var mi?''
* * *
Bugünün dünyasında küçük projeye yatkın akıllar var da, niyeti olan fikir soruyor onlara tabii. Aslında ben bilirim değil, biz bilebiliriz zamanları bu zamanlar. Dinlemeyenin kaderi hüsran.
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|