Sadece üzülürdük!
Fatih Terim'in Macaristan maçı öncesi düzenlediği basın toplantısındaki ruh hali beni iki yıl önceki İsviçre maçına götürdü.
Terim nasıl da tedirgin ve agresifti o olaylı karşılaşmanın arifesinde!..
Salı günü biraz daha huzursuz, biraz daha gergindi.
Eleştirilerinden bunaldığı gazetecilere dönüp dedi ki;
"Çok merak ediyorum, acaba kurtuluş günümüzde Yunanistan'a 4-1 yenilseydik ne olurdu?.."
Sessizliğin bozulmasına izin vermeden salonu şöyle bir süzdü ve kafasını sallayıp devam etti;
"Biz onları Kurtuluş günlerinde yendik..."
Çok iyi yaptınız...
Terinize, emeğinize, becerinize, beyninize sağlık da...
Durduk yere ne alakaydı şimdi?
Görevinin kriz yönetmek olduğunu savunan bir teknik adam, bu kez saha dışında yeni bir kriz yaratmak üzereydi...
Üstelik bu tarz son derece tehlikeli ve yakışıksızdı.
Şöyle bir düşündüm...
Terim'in vermek istediği mesajın Malta maçı öncesi UEFA'nın ayrılıkçı diye eleştirdiğimiz uygulamalarından, Avrupalı'nın söylediği ile yaptığı örtüşmeyen garip fair-play anlayışından ne farkı vardı?
Fatih hoca sordu, yanıtını beklemedi.
Şimdi benzer bir soruyu ben soruyorum;
Gerçi bizim kurtuluş günümüz yok ama olsun!..
O maç 30 Ağustos Zafer bayramında oynansaydı ve milli takım İzmir'de Yunanistan'a 4-1 yenilseydi ne olurdu hocam?..
İnsanlar sokağa dökülüp Futbol Federasyonu'nu mu basardı?
Federasyon Başkanı ile Milli takım teknik direktörüne çürük yumurta mı atardı?
Elde sopa futbolcuların evlerinin önünde nöbet mi tutardı?
Spordan Sorumlu Devlet Bakanı'nın istifasını mı isterdi?
Böyle bir günde, hem de Yunanistan'a yenildiğimiz için milli gururu incinmiş(!) futbol yorumcuları kalem mi kırardı?
Medya çarşaf çarşaf "Go home Terim" başlığı mı atardı?
Söyler misin hocam ne olurdu?
Düşündüğünüzün aksine öyle bir günde Yunanistan'a yenilseydik hiçbir şey olmazdı hocam!..
Futbolun savaş değil, bir oyun olduğunu kavramış insanlar olarak sadece üzülürdük.
Dünya şampiyonası finallerine gidemediğimiz gün nasıl üzüldüysek, Bosna Hersek'e yenildiğimiz, Malta'ya puan kaybettiğimiz gün nasıl üzüldüysek, tıpkı onun gibi üzülürdük.
İlkokul kitaplarında ezeli düşman ilan ettiğimiz komşuya özel bir günde kaybettiğimiz için değil...
Bir futbol maçında sportif başarısızlığa uğradığımız, hedeften uzaklaştığımız, gerçek gücümüzün bu olmadığını bildiğimiz için üzülürdük!
Sakın endişe etmeyin, hepsi bu olurdu hocam!..
Büyüyünce öğrenir
Hocası Malta beraberliğinden sonra "Özür dileyecek bir şey yok" diyen 37 yaşındaki Hakan Şükür'ü "Gençtir olur böyle şeyler" ifadeleriyle savunmuştu.Hesap buysa, Emre Belözoğlu'nun Devletin Bakanı, Federasyon Başkanı ve milyonlarca izleyicinin gözü önünde yaptığı el-kol hareketini hiç eleştirmeyelim.
O daha 27 yaşında bir çocuk!..
Nasıl olsa bir gün büyüyüp adam olacak...
Ve o zaman anlayacak, yaptığı şeyin ne kadar ayıp olduğunu!
HİÇ UTANMADAN!..
Sevgili beyaz adam.
Doğarım, siyahım,
Büyürüm siyahım,
Güneşlenirim siyahım,
Üşürüm, siyahım,
Korkarım, siyahım,
Hastalanırım siyahım,
Ve ölürüm hâlâ siyahım...
Ya sen beyaz adam?..
Doğarsın pembesin,
Büyürsün beyazsın,
Güneşlenirsin, kızarırsın,
Üşürsün, morarırsın,
Korkarsın, sararırsın,
Hastalanırsın, yeşilsin,
Ölürsün, grisin...
Ve hâlâ utanmadan bana renkli dersin!..
Tahkim'in kararı
Trabzonspor-Sivasspor maçıyla ilgili kararın bir ayı aşkın süredir verilmemiş olması elbette sinir bozucu.
Yapılan yorumlar ve açıklanan görüşler sağlıklı bir sonuç alınmasına katkı sağlayacağı için bunları olgunlukla karşılamak yerine düşmanca hedefler belirleyip, kendini yaşadığı dünya gerçeklerinden soyutlamaya kalkmak, kimseye yarar sağlamayacaktır.
Futbol Federasyonu yönetiminin aksine, tamamı hukukçulardan oluşan ve kararını yasal bir temele oturtmak zorunda olan Tahkim Kurulu'nun yanıt arayacağı çok basit bir soru var;
"Hakem maçı niçin tatil etmiştir, tatil kararı ne anlama gelir?"
Hakem müsabaka güvenliğinin olmadığına kanaat getirmişse, sonucu ve yaptırımı bellidir.
O maçın devam edip etmeyeceğine Vali, Emniyet Müdürü, Futbol Federasyonu Başkanı veya MHK Başkanı karar veremez.
Tek sorumlu hakemdir.
Hakem "Sahaya dönersem üç-beş Sivassporlu futbolcuyu atmak zorunda kalırım. Bu yüzden maçı tatil ettim" şeklindeki bir ifadeyi resmi olarak raporuna yazmadığı takdirde bu gerçek değişmez.
Tahkim Kurulu'nun kamu vicdanını rahatlatmak açısından bu konuyu açıklığa kavuşturması şart. Tabii kararın gerekçesi de toplumun her kesimi tarafından anlaşılabilir ve kabul edilebilir olmalı.
Vah halterim vah!
Çok değil, 7-8 yıl önce halter milli takımı bir dünya şampiyonasına giderken ortalık ayağa kalkardı.
Naim'in Leonidis'i kaç kilo ile geçeceği, Halil'in kaç rekor kıracağı, Hafız'ın yine sıfır çekip çekmeyeceği, Fedail'in performansı, ağır sıklet Erdinç'in takım şampiyonluğuna katkıda bulunup bulunamayacağı konuşulurdu.
Rusların son durumu, Çinlilerin yeni sürprizi tartışılırdı.
Her antrenman takip edilir, Cuma çıkışlarına göre podyumda kimin ne derece yapacağını kestirilirdi.
Haltercilerimiz önceki gün dünya şampiyonası için Tayland'a gitti.
Acaba kaç kişi takip ediyor Halil Mutlu'nun sakatlığını, Taner Sağır'ın neden son anda kadrodan çıkarıldığını?
Say'ın kemikleri sızlıyor
Kamuoyu, milli takım sporcularının kaçını tanıyor?Bu çocukları hangi antrenörler çalıştırıyor?..
Kimler Halter Federasyonu Başkanı'nın adını biliyor?
Doping skandalları bittiği, aşk dedikoduları sona erdiği için mi insanların ilgisini çekmiyor artık halter?
Asla...
Türk halkı bir dönem bağrına bastığı, baş tacı ettiği haltere şimdi mesafeli duruyor.
Küçücük bir başarıya "yine mi doping yaptılar" kuşkusuyla bakıyor.
Kendisini bu spordan soğutan nedenleri iyi biliyor.
Rahmetli Arif Nusret Say'ın yattığı yerde kemikleri sızlıyor.
cersen@milliyet.com.tr
|
DİĞER HABERLER |
YAZARLAR |
|

Cafe