
Hasan PULUR
Olaylar ve insanlar
Türban kapısından "sarık" da geçer...
1950'den 2007'ye kaç yıl yapar?
Elli yedi!
Hikmet Sami Türk'le dostluğumuz, arkadaşlığımız, 57 yıldır sürer. 1950'de Kabataş Lisesi'nde yatılı tanıştık, o gün bu gün ayrı şehirlerde, ayrı mekânlarda yaşasak bile hiç ayrılmadık. Bizim işimiz ortada, o ise önce bilim adamı olmayı seçti, sonra da siyasete başladı, Ecevit'in hükümetlerinde bakanlıklar yaptı, görüşlerimiz değil, siyasetin uygulamalarında anlaşamadığımız görüntüler oldu.
* * *
HİKMET Sami Türk, bizim kuşağın "âlimlerinden"dir, hem lisede, hem üniversite de bizimle arayı hep açık tutmuştur, hep önderdir. Kırk yıl önce bir dersten on değil de dokuz almışsa hâlâ üzülür. Doğru dürüst yalan söylemeyi beceremez, her şeyi çok ciddiye alır; en ciddi sözün içinde şaka olduğunu düşünemez bile...
* * *
MESELA sınıf arkadaşımız şair Hilmi Yavuz'un "Ben 85 yılın en iyi şairiyim!" demesini de çok ciddiye alır, herhalde içinden "Vah vah, bizim 44 Hilmi'ye bir şeyler olmuş!" diye hayıflanır!
* * *
GEÇEN perşembe günü, Oya Armutçu'ya verdiği demeci ve görüşlerini okuyunca aklımıza hep bunlar ve daha neler geldi. (x)
Hikmet Sami'ye göre, yeni anayasa taslağında üniversitelerde "türban"ın serbest bırakılmasının sonu vahim...
Ne olur?
"Üniversitede kılık kıyafet serbest dediğiniz de, erkek öğrencilerin de sarıkla, cüppeyle gelmesini önleyemezsiniz. Kızlara türban serbest diyerek erkeklere sarığı cüppeyi serbest bırakmış olursunuz!
Hikmet Sami Türk'ün bir özelliği de söylediği lafın sonunu getirmesidir:
"Fatih'teki gibi birtakım adamların sarıkla, cüppeyle üniversiteye girmesine nasıl engel olacaksınız?
Bu, kılık kıyafetle sınırlı kalmayacak, din kaynaklı öyle bir baskıya dönüşecek ki, bir süre sonra üniversitelerde bilim özgürlüğü ve özerklik kalmayacaktır. Üniversiteyi kılık kıyafet serbestliğiyle dinsel baskıya açık hale getirip devletin sağladığı güvenliği de kaldırıyorsunuz."
* * *
HİKMET Sami'nin karışık işlere, ince politikaya aklı ermez, bir bilim adamı, dürüst siyasetçi olarak görüşlerini, endişelerini açıklar.
Bu defa da öyle yapmıştır.
Demiştir ki:
"Türbanı serbest bırakırsanız, sarığı, cüppeyi, şalvarı nasıl önleyeceksiniz?"
İlahi Hikmet Sami önlemek isteyen kim?
"Türban"ı serbest bırakıyorlar ki, onların açtığı kapıdan, sarıklı, cüppeli, şalvarlılar içeriye girsin ve üniversite medreseye dönsün...
* * *
NE güzel de uyutuyorlar:
"Kılık kıyafet özgürlüğü insan haklarına uygundur."
Mayo ya da şortla üniversiteye öğrenci sokar mısınız?
Haşa, asla!
Ya sarıkla?
Elbette, âlâ-ı vâlâ ile, hep birlikte, hep beraber, cümbür cemaat!
(x) Hürriyet, 20 Eylül 2007
h.pulur@milliyet.com.tr

Cafe