
Meral TAMER
Kayseri'de kâbus gibi bir gün (1)
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) Türkiye Dış İlişkiler Sorumlusu Metin Çorabatır'dan geçen hafta telefon geldi:
UNHCR'nin İyi Niyet Elçisi Angelina Jolie, dünyanın en zenginlerinden Warren Buffet'i mültecilere yardım eli uzatmaya ikna etmiş; Buffet'in oğlu ve torunu yaz başında sessiz sedasız Türkiye'ye gelip Çorabatır'la buluşarak sığınmacılarla görüşmüş ve işe 50 bin dolarla Türkiye'den başlamaya karar vermişti.
Bizler de bu çerçevede Türkiye'deki sığınmacıların en yoğun yerleştirildikleri 2 ilden biri olan Kayseri'ye (diğeri Konya) giderek, UNHCR'nin orada yaşayan İranlı ve Iraklı 900 kadar mültecinin çocuklarına okul malzemesi dağıtmasına, dayanışma göstererek onları sevindirmesine tanıklık edecektik güya...
"Güya" dediysem, bütün bu dediklerim oldu aslında; oldu da Kayseri'de İranlı ve Iraklı sığınmacı aileler arasında geçirdiğim saatler, evlerine yaptığımız ziyaretler bana çok ağır geldi.
Klostrofobik bir durum
Bir noktadan sonra gerçeklik duygusunu tümüyle yitirdim; kendimi bir türlü uyanamadığım bir kâbusun içinde ya da vücudumu hareket ettiremediğim için yarısında çıkmayı başaramadığım müthiş kasvetli, beni içinde boğan bir filmde sandım.
Ne Körfez Depremi'nden aylar sonra İzmit ve Adapazarı'ndaki deprem çadırlarında kışın dondurucu soğuğuna terk edilmiş işsiz, aç depremzedelerimizi gördüğümde, ne de değişik illerde en yoksul mahallelerde halkın sorunlarını dinlerken böyle ağır bir iç daralmasına kapılmamıştım. Klostrofobik bir duyguydu...
Orada olmayanın, gözüyle görmeyenin anlayabilmesi çok zor, ama ben yine de dilim döndüğünce anlatmaya çalışayım:
30-35 yaşlarında İranlı esmer, yağız bir delikanlı, 4 İranlı sığınmacıyla birlikte yaşadığı eve götürdü bizi.
İntiharın fotoğrafı
Dışarıdan baktığınızda mahalle de, apartman da düzgün görünüyor. En alt kattaki daireye girdiğinizde o görüntüden eser kalmıyor.
2 göz oda. Birinin kapısı sıkı sıkıya kapalı. Çünkü biri 18, diğeri 19 yaşındaki 2 İranlı erkek kardeşten büyüğü bileklerini keserek intihara teşebbüs etmiş. Yoğun bakımda 5 gün yatmış, zar zor kurtulmuş, ama daha kimseyle tek kelime konuşmamış öylece yatıyormuş.
Bize bilekleri kesilmiş, kanı durdurmak için havluyla kolu sıkıca bağlanmış, kanlar içinde fotoğraflarını gösteriyorlar. İnsanın o anda aklına fotoğraf çekmek mi gelir?
Sığınmacıysan geliyor. Ne olur ne olmaz! Ya ölürse... Ya polis onlar öldürdü zannederse... Dertlerini nasıl anlatacaklar?
Lokantada bulaşıkçılık yapan kardeş, ağabeyinin başında beklemek için işten ayrılmış. Artık para da kazanamıyor. Zaten kaçak çalıştığı için patron parayı bazen veriyor, bazen vermiyor.
Anneleri 10 yıl önce Amerika'ya kaçmış, haber yok. Baba 4 yıl önce İran'da hapse düşünce Türkiye'ye kaçmışlar. Uluslararası mülteci hukukuna göre, BM'den mülteci belgesi almaları mümkün değil. Belge olmayınca, bunları kabul edecek ülke yok.
Türkiye'den her an sınır dışı edebilirler. İran'a dönemezler, çünkü İran polisi küçük büyük dinlemez, 4 yıl sonra dönmeye kalkanı sınırda öldürür. Kaçmaya kalksalar mafyanın eline düşüp sularda boğulurlar...
(Yarın devam edeceğim)
mtamer@milliyet.com.tr

Cafe