
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
Alın bakın şaşkalozun bağı var, üzümü yoksa da yaprağı var
Bektaşi babasına ramazan hakkında ne düşündüğünü sormuşlar.
Yanıtı şöyle olmuş:
- İftara bir şey dediğim yok ama, keşke şu sahuru da öğleye alsalardı.
* * *
Ekonomimiz, hukukumuz, demokrasimiz, eğitimimiz ile "gelişmekte" olduğumuz söylemlerine kimsenin pek bir şey dediği yok ama, keşke ne zaman "gelişmiş" olacağımızı da bir açıklayan bulunsaydı.
Ola ki, "çağdaşlık"a karşı duyduğumuz açlığa daha kolay dayanırdık.
Kim bilir kaç kuşak, "çağdaşlık" açlığıyla tutmak zorunda kaldığı orucu bozamadan güme gitti.
* * *
Vaktiyle "doçentlik" gibi bilimsel bir payeye de ulaşmış bir hekim olan Dr. Ragıp Esener; hekimliği bırakıp Köyceğiz'de, dünya botanikçilerinin de dikkatini çeken evrensel düzeyde palmiye çeşitleriyle donanmış bir botanik bahçesi yarattı.
* * *
Kendine özgü, özgün bir insan olan Esener'den bir fıkra:
Hayatlarında hiç trene binmemiş 2 kafadar, ilk kez bir trene binmişler.
Karşılarında da efendiden bir yolcu oturuyormuş.
* * *
Bir ara efendiden yolcu, ayağa kalkarak kompartımanın fileli port-bagajından içi muzlarla dolu büyükçe bir kesekâğıdını almış ve çıkardığı muzlardan 1'ini kendisine ayırıp, 2'sini de bizim kafadarlara vermiş.
* * *
Ne var ki bizim kafadarlar, hayatlarında hiç muz da görmemişler. Muzların nasıl yeneceğini öğrenmek için, karşılarındaki yolcuya bakmaya başlamışlar.
* * *
Yolcu muzu soymaya başlayınca, kafadarlardan biri de başlamış muzunu soymaya...
Ve tam soyduğu muzu ağzına götürdüğü sırada da, tren bir tünele girmiş, kompartıman kararıvermiş.
* * *
Muzunu ağzına götürdükten sonra ısıran kafadar, yanındaki arkadaşının hemen koluna sarılmış:
- Hışt sakın yeme o elindekini, demiş; yer yemez hemen kör oluyor insan.
* * *
Her ne kadar kimse, son 80 yıldaki politikacıların; politikaya atılmadan önceki "geçim ve cüzdan" düzeyleriyle, politikaya atıldıktan sonra eriştikleri mangır ve şatafat düzeyinin bir grafiğini çıkartmamışsa da; besbelli ki Türkiye'de getirisi çok büyük politikanın.
* * *
Ama yine de dikkat; cüzdanları şişerken çarçabuk kör oluyorlar çünkü.
* * *
Polonyalı bir zengin, insanlığın halini simgelemek için, bol para harcayarak tepetaklak bir ev yaptırmış.
Evin çatısı ve damı aşağıda, temelleri yukarıdaymış. Pencereler, kapılar, tavanlar ve parkeler de öyle...
Binlerce insan, tepetaklak evi görmeye geliyormuş.
* * *
Tıpkı Polonya'daki tepetaklak ev gibi, daha başka nelerin de tepetaklak edilmiş olduğunu merak edenler varsa, sanırım en sağlık verilecek yerlerden biridir Türkiye de...
* * *
Örneğin, gelişmekte olan demokrasimizde; "eleştiri ve düşünce özgürlüğünün sınırlarının aşıldığı" gerekçesiyle, bazı bilim adamlarının cezaya çarptırılmasının istenmesi gibi.
* * *
İnsanın içinden, Eşref'in anısına bir selam göndermek geliyor:
Çelebi böyle olur bizde de yargıç dediğin.
* * *
Metin Eloğlu'ndan bir şiirle bitirelim yazıyı:
Sofra Adabı
Keşkek şu kazanda kaynar, benim bildiğim;
Şu güveçte helmelenir fasulye.
Kuzu şu karar ateşte çevrilir;
Tuzlama şu tabağa konur ille...
Yumurta şu sahana kırılır.
Çorba mı? Çorba şu kaşıkla içilir tabii,
Hoşaf bu kaşıkla...
İster uskumru olsun, ister kolyoz,
İster orkinos, ister hanos;
Balık şu bıçakla kesilir...
Şarap siyahsa şu kadehe konur elbet,
Beyazsa bu kadehe...
Yavan ekmeği nasıl yersen ye...
c.altan@prizma.net.tr

Cafe