
Meral TAMER
Kayseri'de kâbus gibi bir gün (2)
Dün de yazdım. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) Türkiye Dış İlişkiler Sorumlusu Metin Çorabatır'la Kayseri'de İranlı ve Iraklı sığınmacılar arasında geçirdiğimiz saatler bana çok ağır geldi. Onları evlerinde ziyaret edip, her birinin ne denli çaresiz olduğunu gördükten sonra şu kanıya vardım: Meğer vatansız olmak, çok yoksul olmaktan da depremzede olmaktan da daha umutsuz, çıkışı olmayan bir durum.
Depremzedelerin de, en yoksul mahallelerdeki insanımızın da bir vatanı, öfkelendikleri bir devleti, yardım bekledikleri bir belediyeleri, dayanışma içinde olabildikleri komşuları, sesini duyurabildiği muhalif bir yerel TV'si var. O bir seçmen. Bugün olmazsa yarın, şimdi değilse de belki seçimler yaklaşırken siyasetçiden de, yerel yöneticiden de bir şeyler isteme imkânına sahip.
Mülteci seçmendir
Çorabatır'ın da belirttiği gibi politikacı, içgüdüsel olarak oy getirecek kesime yakın durur. Avrupa ülkelerinde mülteciler önemli bir oy potansiyeli oldukları için politikacı da, medya da bu kesimle ilgilenir.
Türkiye ise 1951 Cenevre Sözleşmesi'ni imzalarken "coğrafi çekince" koyduğu için bizim ülkemizde mülteci yok. Aslında sadece Avrupalı mülteci kabul ederiz demişiz; ama o da kâğıt üzerinde kalmış. Avrupa'dan gelenleri de "soydaş" falan deyip, hayati tehlike geçinceye kadar geçici yerleştirmelere tabi tutuyoruz. Türkiye'de mülteci statüsü kazanmış tek bir Allah'ın kulu var; o da Azeri! (Avrupalı sayıldığı için)
Kayseri'de konuştuğumuz İranlı ve Iraklı sığınmacıların çoğu ise kurbanlık koyun gibi. Ölümden kaçıp BM Mülteciler Yüksek Komiserliği var diye Türkiye'ye sığınmışlar; ancak anlattıkları hikâyeler yeterli bulunmadığı için kendilerine mülteci belgesi verilmemiş. Türkiye'den sınır dışı edilmeleri lazım, ama ülkelerine dönmeye kalksalar öldürülecekler.
BM'nin Ankara ofisinde bu işe bakan 80 kişinin işi de çok zor. Her sığınmacıyla icabında defalarca görüşülüyor. Zira verilen kararla sığınmacı ya özgürlüğe ya da ölüme gönderiliyor!
Homoseksüelsen kolay
Sığınmacılar da her zaman doğru hikâyeyi anlatmayabiliyor. Çorabatır'dan öğrendiğimize göre "daha önce BM tarafından kabul edilmiş hikâyeler, sığınacak ülke arayanlara para karşılığı satılıyormuş." Hepsinin kendi öyküsü çok dramatik, ama bazen kendi öyküsü hemen mülteci belgesi alabilecek bir sığınmacının, yalan öyküyle reddedildiği de oluyormuş.
Biz bile Kayseri'de sığınmacılar arasında geçirdiğimiz birkaç saat içinde, uydurma hikâyeleri ayırt etmeye başladık. Yalnız yanlış anlama olmasın, hikâyenin uydurma olması, onların sınır dışı edildiklerinde ölüme gönderilmediği anlamına kesinlikle gelmiyor.
İranlı ve Bahaiseniz, Türkiye'de kısa sürede mülteci belgesi alıp gidecek 3. ülke buluyorsunuz. Yine İran'dan kaçan homoseksüel bir genç de Ankara'da kısa sürede mülteci belgesi alacak; Avustralya da kendisini kabul etmiş, 6-7 ay içinde gidecek.
Iraklıların hayatını söndüren Bush yönetimi, lütfedip bu yıl Irak'tan 3 bin mülteci kabul etmeye karar vermiş. Dolayısıyla Türkiye'de mülteci belgesi alabilenler için Amerika'ya gitme imkânı da açılmış bulunuyor.
mtamer@milliyet.com.tr

Cafe