
Güneri CIVAOĞLU
Bugün
Derviş Vahdeti ve İngiliz demokrasisi
31 Mart irtica ayaklanmasının elebaşısı Derviş Vahdeti, yoksa, "ılımlı İslam"ın ilk temsilcisi miydi?
Bu kuşkuya İlber Ortaylı'nın şu satırlarını okuduktan sonra düştüm:
"31 Mart olaylarının kışkırtıcısı sayılan Derviş Vahdeti'nin Volkan gazetesinde İngiliz parlamentarizminin ve demokrasisinin kurumlarını benimseyerek savunduğu açıktır." (*)
Doğrusu... Derviş Vahdeti'nin "demokrasiyi" ve "İngiliz parlamenter yapısını" Osmanlı için öneren yazılar yazdığı benim için sürpriz oldu.
İlginç bir bilgi edinmiş oldum.
Gerçi Derviş Vahdeti'nin asıl adının Derviş olduğu, "Vahdeti" mahlasını sonradan aldığı... Devlet memurluğu yaptığı... Arapçanın yanı sıra Larnaka'da İngilizce de öğrendiği... Paris'e gittiği... Jön Türkler'den sayıldığı... Hürriyet yanlısı olduğu... Ve sonradan "değişerek(!!)" Volkan adıyla "İttihat-ı Muhammedi Cemiyeti"nin yayın organını çıkardığı... Dindar kesim üzerinde güven kazandığı ve cemiyetine dönemin ünlü âlim ve şeyhlerini aldığı bilinir.
Ama...
"İslami siyaset" yaparken "demokrasi" ve kendi topraklarında padişah, İngiltere'de kral olduğu için "İngiliz parlamenter sistemini" savunan yazılar yazmış olması bugünlere ışık tutuyor.
Ilımlı İslamın ilk terzisi
"İslamla demokrasinin uzlaşacağı ılımlı İslam modeli" anlaşılan daha o zamanlar gündeme getirilmiş.
Yaşadığı yılların aydınları Fransızcaya ve Fransa türü devlet yapısına odaklanmışken, Vahdeti, İngilizce öğrenmiş ve kraliyeti muhafaza eden monarşi yapısında İngiltere demokrasisine odaklanmış.
Bir olasılık... İngiltere dışişlerinin ya da gizli servislerinin bu misyonda parmak izleri olabilir.
Derviş Vahdeti, 31 Mart Ayaklanması'nı bastırmak üzere Hareket Ordusu İstanbul'a gelirken, Gebze dolaylarına kaçmıştı, yakalandı, yargılandı. Ve idam edildi.
Onun hakkında bildiklerim kadarıyla 31 Mart'ın günah keçisi olarak seçilmiş olduğu ve asıldığı olasılığı hiç de az değil.
Ancak...
Derviş Vahdeti olayı, dışarıdan bu topraklar için "ısmarlama kostüm" gibi hazırlanan "siyasi İslam modeli"nin yeni olmadığını düşündürüyor.
.........................
(*) İlber Ortaylı/Batılılaşma Yolunda/3. Baskı/Merkez Kitaplar/s.19.
Bunların bir kısmı için Baytaşiliği daha da açarak anlatmıştım.
Sonraları beni eksen alan yazılar da çıkmaya başladı.
Taha Kıvanç adıyla yazan dostum da onlardan biri...
Bu nedenle 3.'sünü de yazmak gerekti.
Taha Kıvanç'ın, bizim "Baytaşi tarikatı" diye takıldığımız arkadaşlar çemberini konu alan yazısında benim de adım geçiyor.
Baytaşiliğin şeyhi(!) Kemal Baytaş'ın başında bulunduğu TÜTAV'ın (Türk Tanıtma Vakfı) etkinliklerinin müdavimlerinin gazeteciler olduğunu yazmış. Yılda birkaç kez yaptığı Çin gezilerini yansıtan gazeteciler arasında benim de adım var.
800'de 4
TÜTAV'ın kuruluşundan bu yana yönetim kurulundayım.
TÜTAV, gerçekten devletten tek kuruş almadan, Türkiye için çok önemli tanıtım işlevini yerine getirmektedir.
Bunun mimarı da, uygulayıcısı da Kemal Baytaş'tır.
Tanıtım alanında seçilen 12 isim arasında yer alması da bunun kanıtı...
Keşke o etkinliklerin müdavimleri arasında yer alabilseydim.
Üstelik bu gezilere katılmak bir bakıma görevim de olduğu halde gazete ve TV çalışmalarım nedeniyle mümkün olamıyor.
TÜTAV bugüne kadar 5 kıtada, 37 ülkede 800'ü aşkın etkinlik gerçekleştirmiş.
21 yıldan bu yana da Çin'de TÜTAV etkinliklerinin sayısı ise; 12.
800'ü bulan TÜTAV'ın yurtdışı etkinliklerine katılma sayım sadece 4.
12 Çin gezisinden de sadece 1'ine katıldım. Yani...
Müdavim değilim, daha fazla katılan arkadaşların da yararlı hizmet verdiklerine inanıyorum.
Böylece, umuyorum, çok çok çok gerekmedikçe, artık "tarikat" yazısı "4" olmayacak.
gunericivaoglu@milliyet.com.tr

Cafe