
Abbas GÜÇLÜ
Diyalog
Üniversiteler, hükümet, Çankaya ve anayasa
Türkiye'deki son gelişmelerden en fazla tedirginlik duyanların başında üniversiteler geliyor. Milli Eğitim Bakanı Çelik ile ipler kopmuş durumda. Başbakan Erdoğan'la da aralarında mesafe var. Gül'e ise henüz alışabilmiş değiller. Önceki yıllarda, üniversite açılışlarına mutlaka cumhurbaşkanları da katılırdı. Ama sanki şu ana kadar Çankaya'ya davet yok. Oysa bu gerginliğin bir an önce sona ermesi gerekiyor.
Üniversiteler ile hükümetin arası, daha önce hazırlanan YÖK yasa tasarısı nedeniyle fazlasıyla gergin. Belki yeni bir bakan gelir, aradaki buzları eritir beklentisi vardı. Ama Çelik'in yeniden aynı makama atanması şok etkisi yarattı. Mehmet Sağlam da olsa, farklı olmazdı.
Şimdiki gerginlik nedeni ise yeni hazırlanmakta olan anayasa. İstanbul Üniversitesi senatosu, geçtiğimiz hafta tavrını ortaya koydu.
Diğer üniversiteler de onu izleyecekti. Ama daha sonra ortak hareket etme kararı alındı. Bugünkü toplantıda, hükümete karşı bir ültimatom yayımlanırsa şaşırmamak gerekir.
Rektörler Anayasa'nın da YÖK yasasında olduğu gibi oldubittiye getirilerek hazırlanmasına şiddetle karşı çıkıyorlar. Söz konusu taslağın akademisyenler tarafından hazırlandığı söylemine de gülüp geçiyorlar. "Hangi akademisyenlerle? Türkiye'nin en önemli hukuk fakültelerinden hiç öğretim üyesinin yer almadığı akademisyenlerle mi? Özbudun dışında, anayasa konusunda kimin ne bilgisi var? Bugüne kadar ortaya ne koydular?" sorusunu sormadan geçemiyorlar. Sanıyorum bugün yayımlanacak bildiride bu noktalara da değinilecek.
Rektörler, iç hukuk yollarının tıkanması ya da bir oldubitti karşısında, tıpkı daha önce Gül'ün yaptığı gibi AİHM'ye gideceklerini özellikle vurguluyorlar.
Avrupalıların kafası iyice karışacak. Daha önce türban serbest olsun diye AİHM'ye gidilmişti. Şimdi ise aman serbest olmasın diye kapı çalınacak. Türkiye nerden nereye geldi!..
Türban ve seçmeli din dersi
Türban, üniversiteler de serbest olabilir mi? Dini bir sembol olarak sayıldığı sürece çok zor. Zaten böyle kaşınmaya devam ederse, gerçekleşmesi de mümkün değil. Bizim öğrenciliğimiz sırasında sorun değildi. Hatta 10 yıl öncesinde de. Öğrencilerim arasında kapalı olanlar hep vardı. Ama siyasallaştıkça yasaklar da katılaştı.
AKP iktidarı döneminde, bu konuda atılacak her adım, kuşkuyla karşılanacak. En doğru kararlar bile, arkasında mutlaka bir bit yeniği vardır diye hemen kabullenilmeyecek. Bu yüzden Anayasa'da ya da YÖK'te yapılacak değişiklikler ile yapılacak emrivakiler, ortamı daha da gerginleştirmenin ötesinde bir işe yaramaz.
Üniversitelerde türban yasağının kalkması için ilk önce mezuniyetten sonra nasıl bir tavır izlenileceği tartışılmalıdır. En büyük sorun bu. Konunun bugüne kadar çözülememesinin nedeni, "Türbanımı mezuniyetten sonra da çıkarmam" kararlılığıdır. Bu da türbanlı öğretmen, türbanlı hâkim, türbanlı doktor, türbanlı kaymakam anlamına geliyor. İşte o zaman da laikliğe ilişkin maddeler devreye giriyor. AİHM'nin bu konuda, türban yasağını destekleyen kararları var. Ama daha da önemlisi, yasağın, Anayasa'nın değiştirilemez maddeleriyle ilişkilendirilmesi. Yani bir anlamda, yeni taslakta, bu maddeler aynen korunduysa, yapılacak çok fazla bir şey yok gibi.
AKP bunu çok iyi biliyor. Ama bir şeyler yapıyormuş gibi görünmek istiyor. Peki bu tartışmalar Türkiye'yi nereye götürür? İşte orası hiç belli değil.
Üniversiteler gibi, yüzde 47 oy almış, hükümeti ve cumhurbaşkanlığını elinde bulunduran AKP de köşeye sıkıştırılmamalı. Yoksa çok yanlış kararlar alınabilir. Tıpkı din dersi için öngörülen kararlar gibi. Nasılı bir başka yazıda.
Özetin özeti: Böylesi durumlarda bir cambaza ihtiyaç var. Özal, bu görevi Doğramacı'ya vermişti. Bu yüzden yeni YÖK Başkanı bir militan değil, üniversitelerin güvenini kazanmış, çağdaşlığından ve akademik birikiminden şüphe duyulmayan ama aynı zamanda hükümetin duyarlılıklarını da dikkate alan birisi olmalıdır...
aguclu@milliyet.com.tr

Cafe