Kavgasız, sancısız bir çözüm
Hükümetle yıldızı barışmayan Haluk Ulusoy için Murat Başesgioğlu'nun Spordan Sorumlu Devlet Bakanlığı'na getirilmesi bir şans mıdır?Ya da sürekli gergin olan ilişkilerin yumuşaması adına fırsat mıdır?
Siyasete ANAP'da başlayan, ardından yolu AKP ile çakışan Başesgioğlu'nun uzlaşmacı ve ılımlı kişiliği, bu iki soruya "evet" yanıtı vermek için yeterli görülebilir.
Hatta Bakanın Futbol Federasyonu Başkanı ile geçmişe dayanan dostluğu bu tezi güçlendirebilir.
Ulusoy'un en yakınındaki insanlardan biri olan eski bakanlardan Ersin Taranoğlu'nun Başesgioğlu ile diyaloğunun sürmesi de, Federasyon Başkanı'nın kendisini iyi hissetmesini sağlayabilir.
Ancak bu göstergelere karşın ben, zamanın Ulusoy'un lehine işleyeceğini sanmıyorum.
Başesgioğlu'nun spordan ve futboldan sorumlu bakan olarak atanmasının Ulusoy iktidarının görev süresini tamamlamasının değil, kısa vadede "kavgasız ve tartışmasız" çekilmesi planının başlangıcı olduğunu düşünüyorum.
Denklem beş bilinmeyenli gibi görünse de, çözümü son derece basit ve anlaşılabilir.
Nasıl mı?
Hasan Doğan faktörü
Elbette ki Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın yakın aile dostu Hasan Doğan faktörünün devreye girmesiyle.Biliyorsunuz Başesgioğlu Kastamonu'lu.
Yani, Doğan ile hemşehri.
Arkadaşlıkları hemşehrilikten de ileri ve sağlam.
Başesgioğlu'nun Spordan Sorumlu Devlet Bakanlığı'na atanmasında Doğan'ın etkili olduğu söylemleri ciddi kaynaklara dayalı.
Ulusoy'un o koltukta oturmasından en büyük rahatsızlığı duyan eski federasyon başkanvekilinin Başesgioğlu'na gerekli mesajları verdiği de!..
Arada kalan Bakanın gerilim yaratmadan bu sorunu çözmek için tek seçeneği var.
Çok kişiye ilginç gelecek ama...
Hükümet tarafından birkaç ay öncesine kadar dayatma gibi algılanan FİFA talepleri, Ulusoy'a karşı koz olarak kullanılacak.
Daha önce de dile getirmiştik: FİFA'nın istediği yasal düzenlemenin yapılması sırasında, taban birliklerinin temsil hakkı kısıtlanacak, böylece kulüp ağırlıklı delege yapısıyla Ulusoy'un gücü tırpanlanacak.
Bu da şu sonucu doğuracak;
22 Temmuz'da sandıktan güçlenerek çıkan iktidar partisi kulüplere kimi işaret ederse, o şahıs federasyon başkanı seçilecek!
Yasaya "Genel kurul en geç iki ay sonra seçim gündemli olarak olağanüstü toplanır" hükmü eklenecek ve yeni takvim belirlenecek.
Tabii bu süreçte Bakan da eski dostu Ulusoy'u kırmadan, üzmeden ikna etmeye çalışacak.
Yeni bir kaos ortamı yaratılmadan ve Ulusoy'un incinmeden çekilmesi için barışçıl bir yol aranacak.
Galiba Türk futbolunun üzerindeki kirlilik dedikodularının temizlenmesi adına en doğrusu da bu olacak!
Gölge etmeyin yeter
Bir Türk hakeminin uluslararası arenada yükselmesi ve kıdem almasından rahatsızlık duyanlara şaşırıyorum.
Ve hazımsızlıklarını anlayamıyorum.
Son dönemlerde bazılarının "kafayı" taktığı Selçuk Dereli örneği var önümüzde.
İki defa UEFA mentor programı bitirmiş, yetenekli hakem programını tamamlamış ve terfi etmeyi hak etmiş bir hakemin performansını küçümseyip, gerçekleri görmezden gelmek ne büyük bencilliktir?
Kıskançlık krizine kapılıp başarısız olması için gayret göstermek nasıl bir ahlak anlayışıdır?
Beğenmedikleri Dereli son iki ayda UEFA tarafından üç önemli Avrupa kupası maçında görevlendirildi.
Bu çizgisini korursa devamı da gelecek.
Komitenin yılbaşında yapacağı değerlendirmede belki 1. kategoriye yükselecek.
Gönlüm Dereli'nin ve diğerlerinin UEFA'da sınıf atlamasından yana.
Çünkü onlar bunu başaracak yetenek ve kapasiteye sahip.
Yeter ki bazı megalomanlar gölge etmesin.
Kapıdaki tehlikeTahkim'in Sivasspor lehine verdiği kararın gerekçesi çok net;
"Hakem maçı, sahaya inen 30-40 Trabzonspor taraftarının yarattığı arbedenin vahim duruma dönüşmesi üzerine tatil etmiştir."
Bu sonuçtan sadece Trabzonspor seyircisi değil, tüm kulüplerin fanatiklerinin çıkarması gereken dersler var.
Dikkat çekmek istediğim nokta ise bordo-mavili ekibin karşı karşıya kaldığı yeni tehlike.
Sivasspor maçındaki olaylar nedeniyle verilen 5 maç seyircisiz oynama cezasının yanında gözden kaçan bir başka konu küfürlü tezahürata verilen para cezasıydı.
Eylemin bundan sonraki ilk tekrarında Trabzonspor'a talimat gereği bir kez daha seyircisiz oynama cezası verilecek.
Aman diyelim.
Hasret biterken, sevinç kursakta kalmasın!
Okuduğunu anlamak
Geçen haftaki "Vah halterim vah" başlıklı yazımızda, Türk halterinde son üç yıldır yaşanan çöküşe ve insanların giderek azalan ilgisine dikkat çekmiştik. Ancak sorunu dile getiren biz olunca, öküz altında buzağı aramayı alışkanlık haline getiren Halter Federasyonu Başkanı yine algılama sorunu yaşamış!
"Acaba kaç kişi takip ediyor Halil Mutlu ve Taner Sağır'ın sakatlığını?" sorusunda öznenin kamuoyu olduğu, hemen ardından gelen "Kamuoyu milli takım sporcularının kaçını tanıyor" ifadeleriyle pekişmişken, sayın başkan meslektaşlarımı kastettiğimi sanıp, bana Tayland'taki dünya şampiyonasını takip eden gazetecilerin listesini fakslamış. "Bu çocukları hangi antrenörler çalıştırıyor" sorusuna ise yaklaşık 20 yıldır tanıdığım Raif Özel ve Talat Ünlü'nün biyografisini yazarak açıklık kazandırmış sağolsun!
Bununla da kalsa iyi.
"Kimler halter federasyonu başkanının adını biliyor?" ifadelerine de pek alınmış halterin patronu.
Küçümsendiği ve önemsenmediğini düşünmüş. Bir yöneticinin Arif Nusret Say, Savaş Ağaoğlu ve Kenan Nuhut gibi isimlerle kendini eş değer görebilmesi için halter sporuna kazandırması gereken onca şey varken... Pes doğrusu! Halbuki; sorular, halter sporunun popülaritesini yitirdiğini irdelemek, örneklerse sorumlularına görevlerini anımsatmak içindi.
Unutmadan...
Tayland'tan gelen haberler endişelerimizde ne kadar haklı olduğumuzu gösterdi.
Güzel ve çirkin
İkinci yarı havada uçuşan kartlar, bir anda yükselen tansiyon ve çok sayıda pozisyon ve goller vardı Berbat geçen yirmi dakikalık bölümde Gökdeniz'in kaleci Bülent'i uzaktan yokladığı tek pozisyon da olmasa, iftar sonrası tribünler uyku moduna geçebilirdi.
Topun bu kadar gelişi güzel oynandığı maçta o kadar çok pas hatası yapıldı ki, meşin yuvarlağa kısa bir süre hükmeden tarafın gol bulması kaçınılmazdı. Bu beceriyi ilk gösteren Trabzonspor oldu. Yattara'nın "al-at" diye ortaladığı meşin yuvarlak Umut'un arkasında kalınca bordo-mavililer önemli bir avantajı yitirdi.
Son dönemlerde sürekli anlaşılamamaktan söz eden Ziya Doğan'ın anlaşılmak için çaba göstermesi gerekirken, Umut'un yanında zaman zaman Yattara ve Gökdeniz ile kalabalıklaştırdığı forvete top taşıyacak ismi kulübede unutması çelişkiydi. Sanırım o da bu garip durumdan rahatsız oldu ve ikinci yarıya Ceyhun ile başladı. Ve ne olduysa bu bölümde oldu.
Havada uçuşan sarı ve kırmızı kartlar, bir anda yükselen tansiyon, ilk yarının aksine çok sayıda pozisyon ve gollerle birlikte oyuna hareket geldi.
Holosko'nun attığı gol sonrası daha önce sarı kartı olduğunu unutup tel örgülere tırmanması ve kırmızı kartla oyun dışı kalması "aksiyonun" başlangıcıydı.
Kısa bir süre sonra benzer bir acemilik de Umut'tan gelince, sahadaki oyuncu sayısı eşitlendi.
Maçta tempo yükseldi. Top bir o kaleye, bir diğerine gitmeye başladı. Orta sahalar oyundan düşünce her iki takım savunması karşılıklı hatalar yapmaya başladı. Bunların birini Gökdeniz gole çevirirken, ev sahibi takımın iki önemli pozisyonunda kaleci Tolga, Ümit ve Selçuk'un vuruşlarında mükemmel kurtarışlarıyla takımını olası yenilgiden kurtardı.
Bu arada Holosko'nun kırmızı kart sonrası sahadan çıkardan yaptığı parmak hareketi çok çirkindi. İkinci yarının ortalarında sahanın karıştığı anda Erdinç'in Şener'in saçını çekmesi kırmızı kartla değerlendirebilirdi, hakem Aydınus atladı.
Maçla ilgili değil ama yeri gelmişken sormam gerekiyor;
Vestel'in, Manisaspor'dan sponsor desteğini çekme gerekçesi ortadan kalktığına göre! acaba yönetim kararını değiştirecek mi?
Merak ediyorum...
cersen@milliyet.com.tr

Cafe