
Hasan PULUR
Olaylar ve insanlar
Anayasaya türbanın şekli de çizilmeli...
BU rektörler de birdenbire celallendiler, "türban"ın anayasa maddesiyle üniversitede serbest bırakılmasına karşı çıktılar.
Çıktılar da ne oldu?
Başbakan da bir milim geri adım atmadı, "Herkes kendi işine baksın!" diye meydan okudu.
Eee, yakında kafası kızıp "Kara cüppeliler!" de diyebilir.
Tarih, böyle diyenler olduğunu da yazıyor.
Neyse uzatmayalım, şimdi içinizden birileri çıkıp "Kim demiş, kime demiş, sonra ne olmuş?" gibi ahiret soruları sorabilirler, işi büyütmenin, dallandırıp budaklandırmanın gereği yok!
* * *
BU "türban" işinden en çok memnun olanlardan biri de kimdir biliyor musunuz?
Erbakan Hoca!
Bir tarihte, başı örtülü kızları "Rektörler size selam duracak!" diye teşvik ediyordu.
İşte o gün geldi!
Erbakan, beceremedi ama, öğrencisi inşallah becerecek!..
* * *
HADİ diyelim anayasaya "türban" girdi....
Peki nasıl bir türban?
Ölçüleri ne, nasıl bağlanacak?
Bunu da düşünmek lazım!
Nasıl bayrak kanununda bayrağın ölçülere göre çizimi varsa, anayasaya türbanın çizimi konur, (Şekil 1a'da görüldüğü gibi) diye not düşülür.
* * *
YUMURTA kapıya dayanınca, "türban yalakalığı"na yalancı aslanlar gibi soyunan bazılarında önemli bir değişim başladı:
"Ya sarık da, cüppe de, şalvar da türbanın peşine takılıp üniversiteye girerse."
Girerse girer, ne var bunda?
Adam sarıklı, şalvarlı, cüppeli diye yüksek öğrenim yapamayacak mı?
Asıl korkuları Avrupa...
Adamlar İstanbul Üniversitesi'nin girişin altındaki "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" özdeyişinin "En hakiki mürşit molla Hurşit'tir"e çevirisinin fotoğrafını çekip "İşte şeriat!" derlerse ne olacak?
* * *
BİR de "mahalle korkusu" lafı çıktı, ortaya...
Muhteremler daha yeni fark ediyorlar, ya mahallede başı açık kadına baskı yaparlarsa, o da örtünürse...
Daha yeni farkına varıyorlar.
* * *
SİZ "Niyetçi" nedir bilir misiniz?
Eski İstanbul'un renkli kişilerindendi, marifeti eğitilmiş tavşan... Tavşanın bir kafesi, önünde de katlanmış kâğıt parçaları, hepsinde birer mani...
Niyetçi sehpayı indirir, tavşan kafesin önünde, niyetinize ne çıkacağı belli değil, tavşancı beş on kuruş alır, elindeki bir havuç parçasını ya da yeşil salata yaprağını, eliyle tavşana uzatır, tavşan havucu kaparken, kâğıtlardan birini de çekmiş olur.
"Niyetçi" niyetinizi okur:
"Bahçelerde kereviz
Biz kızları severiz..."
Ya da
"Sepet sepet yumurta
Sakın beni unutma..."
* * *
İŞTE hocamız da yolda bu niyetçiyle karşılaşmış, tavşanın çektiği kâğıt parçasını okuyuvermiş:
"Alçaklara kar yağıyor üşümedin mi, hocam?
Sen bu işin sonunu düşünmedin mi hocam?"
İşte, hocamız o andan itibaren "türban" konusunda "mahalle baskısı" denilen bir kavramın farkına varmış...
Yoksa kimsenin haberi filan yok!
* * *
İŞTE bilim böyledir, daha doğrusu bilim adamı böyledir.
Kimsenin farkında olmadığı "mahalle baskısı" diye bir kavramı alır, Cumhurbaşkanı'nın, Başbakan'ın diline düşürür.
* * *
NE demiş Fuat Paşa'nın babası Keçecizade İzzet Molla:
"Meşhurdur ki fısk ile olmaz cihan harap
Eyler onu müdahene-yi aliman harap."
* * *
ŞİMDİ bu beyit de nereden çıktı?
Kafalar karışınca...
h.pulur@milliyet.com.tr

Cafe