|
 |
|
|
EXPO’nun İzmir’deki onur konuğu Clinton ya da Al Gore
Satır Arası / Deniz Sipahi
EXPO’yla ilgili kritik bir sürece giriyoruz. Yarın, yani 24 Eylül’de İzmir’in 2015 EXPO dosyası Uluslararası Sergiler Bürosu (BIE) Başkanı Wu Jianmin ve Genel Sekreteri Vicente G. Loscartales’e teslim edilecek. Dosyayla ilgili birkaç haftadır birtakım tartışmalar devam ediyor. Başlangıçtan bu yana EXPO’nun takipçisi olan İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Demirtaş, hazırladıkları bazı projelerin dosyada yer almadığını söylüyordu.
Örneğin Demirtaş, Körfez’in tam ortasına yapılacak bir yapay ada ve ortasına da büyük bir DNA anıtı dikmeyi öneriyordu.
Bunun dışında da birtakım öneriler vardı ama en çarpıcı olanı Paris’in Eyfel’i gibi İzmir’in de simgesi olabilecek bir DNA anıtıydı.
Aslında bu tür projelerin daha sonradan dosyaya ekleme şansı her zaman var.
Kamuoyunun bilmesi gereken önemli bir ayrıntı, bu dosyanın bugünkü İzmir’in fotoğrafını çekiyor olması.
2008 Mart’ında görev İzmir’e verilerse, BIE yönetimi, kentin bu tip projeleri önermesi için iki yıllık bir süre verecek.
Üç önemli tarihten, daha doğrusu üç önemli sınavdan başarıyla geçmemiz gerekiyor.
15-20 Ekim tarihlerinde İzmir’de düzenlenecek uluslararası sempozyumun ayrıntıları da netleşmeye başladı.
İlk gün konukları Dışişleri Bakanı Ali Babacan, sempozyumun açılışını Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bizzat yapmak istediği söyleniyor. Erdoğan, İstanbul’daki programda da şartlar değişmezse BIE üyeleriyle akşam yemeğinde de birlikte olacak. Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Devlet Bakanı Mehmet Aydın da konuklarla birlikte olacaklar. Dolmabahçe Sarayı’ndaki final yemeğini de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül verecek. Uluslararası organizasyonlarda özellikle de EXPO’da devlet desteğinin çok net sergilenmesi üyelerin kararını verme aşamasında çok önemli. Çünkü dünya fuarları hem ekonomik bir güç istiyor ama bunun ötesinde o ülke insanlarının bu coşkuyu yaşamaları bekleniyor. O yüzden bu sempozyumun ve arkasından 5-10 Kasım tarihlerindeki inceleme gezilerinin kusursuz geçmesi gerekiyor.
Bu arada birtakım sürprizler de hazırlanıyor.
Örneğin sempozyumun ilk gününde çok önemli bir devlet adamı İzmir’e davet edildi.
Eski ABD Başkanı Bill Clinton, büyük bir ihtimalle ilk günün konuşmacıları arasında olacak.
Clinton’un, ''daha iyi bir dünya için yeni yaklaşımlar, herkes için sağlık'' temasını seçen İzmir’de, Birleşmiş Milletler’in milenyum hedeflerine uygun bir konuşma yapması bekleniyor.
Clinton ile birlikte aynı paralelde görüşmelerde davet edilen ikinci isim ise Clinton’un yardımcılığını yapmış olan Al Gore...
Seçimlerdeki yenilgisinden sonra Gore, özellikle ekolojik konular hakkında konferanslar vermeye başladı. Bu konuşmaları, 2006’da vizyona giren An Inconvenient Truth (Uygunsuz Gerçek) adlı belgesel için temel oluşturdu. Küresel ısınma ve insanlığın bu süreçteki olumsuz etkileri, belgeselin ana fikriydi.
Film, Amerika’da büyük sükse yaparak, Fahrenheit 9/11 ile March of the Penguins’in ardından sinemada en fazla izlenen üçüncü belgesel oldu.
Clinton veya Al Gore’un İzmir’e sempozyum için geliyor olması gerçekten önemli.
Peki, sempozyumun alt temalarında neler olacak?
1- Hayata geçiş... Genetik, üreme, erken çocukluk...
2- Sağlıklı bir çevre... Yaşam alanı, sosyal çevre, küresel tehditler.
3- Uyum içinde yaşam... Hayat tarzları, sosyal denge, sağlığın limitleri, denge bozulursa, daha iyi bir yaşam kalitesi için eğitim.
4- Sağlık hizmetleri... Hastalığı engelleme, hastalık bakımı, tıbbın sınırları, sağlık sistemleri, e-ilaç, kendi kendine bakım, zamanımızın vebaları.
5- İşbirliği... Sağlık küresel bir sorun, herkes için tıp, insani yardım, gelişim için katkı.
Sağlık bugüne kadar hiçbir EXPO’da işlenmedi.
Milano’nun ''Gezegeni Beslemek, Hayat Enerjisi'' teması da bizim yürütme komitesi tarafından İzmir’in alt teması olarak görülüyor.
Sonuç olarak...
İzmirlilerin ekim ve kasım aylarını iyi değerlendirmeleri gerekir.
Demokrasi üzerine birkaç söz...
Türkiye’de gelişen olayları Bernard Shaw’un özdeyişleri eşliğinde (Bernard Shaw: Gülen Düşünceler, Şakir Eczacıbaşı, Remzi Kitabevi) inceleyelim. Başbakan Erdoğan’ın Bekir Coşkun için söylediği, ''Bazıları çıkıp, ‘Benim cumhurbaşkanım olamaz’ diye ifadeler kullanıyor. Maalesef edep adap bilmeyenler de var. Bunu diyenler önce TC vatandaşlığından çıkmalı. Cumhurbaşkanı kim olursa olsun hepimizin cumhurbaşkanı. Senin değilse çık vatandaşlıktan, git kimi seçersen seç'' sözleri ''daha fazla demokrasi'' kavramını slogan haline getiren insanların, demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan basının hiçbir hakaret unsuru taşımayan bir yazısı karşısında nasıl değişebildiklerini gösterdi. Ardından Kanaltürk ana haber bülteni altı gün süreyle kapatıldı, bakalım ardından neler gelecek?
Bernard Shaw: Demokrasi okurken güzel, oynanırken kötüdür; bazı yazarların oyunları gibi...
* * *
Demokrasinin bir toplumda gerçek anlamda yerleşebilmesi için o toplumun eğitim ve bilinç düzeyinin üst düzeylere tırmanması gerekli. Prof. Yılmaz Esmer tarafından yapılan bir araştırmaya göre AKP’li seçmenlerin yüzde 59’u, MHP’li seçmenlerin yüzde 46’sı, CHP’lilerin yüzde 15’i yaşadığımız dünyayı ve evreni anlamak için din kitaplarının bilim kitaplarından daha önemli olduğunu düşünüyor.
Bernard Shaw: Demokrasi en iyi rejimdir; ama halk tanrılardan oluşmuşsa...
* * *
Prof. Emre Kongar, 27 Ağustos 2007 tarihli Cumhuriyet’teki yazısında demokrasinin iki zaafını şöyle açıklıyor. ''Birincisi, demokratik hak ve özgürlüklerin, demokrasiyi yok etmek için kullanılabilmesi olasılığıdır. İkincisi de, demokrasi, çoğunluğun iradesine dayalı bir rejim olduğundan, çoğunluk ya da onu temsil eden siyasal iktidar demokrasiyi ortadan kaldırmak isterse, rejimi korumanın zorluğudur.''
Bernard Shaw: Bugünün parlamentosunun işi bitmiştir artık. Julius Sezar’ın bir kadırgası bir transatlantiğin işini ne kadar görebilirse, modern bir devletin işini de o kadar görebilir günümüzün parlamentosu.
* * *
Şimdi bazıları, Atatürk’ün de demokrasi dışı söylemleri olduğunu söyleyecektir. 1 Kasım 1922 günü Meclis’te karma komisyon padişahlık konusunu tartışırken üyelerin çoğu padişahlık ve halifeliğin birbiriden ayrılamayacağını öne sürüyorlar. Atatürk söz ister ve sıranın üzerine çıkar: ''...Söz konusu olan, ‘Ulusa saltanatını, egemenliğini bırakacak mıyız bırakmayacak mıyız?’ sorunu değildir. Sorun zaten gerçekleşmiş olan bir olayı kanunla saptamaktır. Bu ne olursa olsun yapılacaktır. Burada toplananlar, Meclis ve herkes konuyu doğal karşılarsa, benim fikrime göre uygun olacaktır. Aksi halde, bu gerçek usulüne göre kabul edilecektir. Ama belki birtakım kafalar kesilecektir.'' Sonuç mu? Konu Karma Komisyon’da çözümlenmiştir.
Atatürk bu demokratik gibi görünmeyen sözleri neden mi sarf etmişti? Çünkü Atatürk için demokrasi araç değil, amaçtı.
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, ulgenok@ulgenok.net)
dsipahi@milliyet.com.tr
|
|
|

|