KONUKLARDAN ÖYKÜLER
Çocukken cami süpürürdüm
Yıldız Kenter anlatıyor
Bizim evde oruç tutulmazdı. Çocukluğumun ramazanlarında Ankara'nın Boşnak Mahallesi, Hisariçi, Abidin Paşa Köşkü gibi semtlerinde oturduk. Fakat oralarda, Abidin Paşa hariç, ramazan özellikle Boşnak Mahallesi, Hisar'da ve üniversitenin arkasında Cebeci'de hoş bir aydı. Arkadaşlarımın evlerinde tutulan oruçtan ve iftar sofralardan çok hoşlanırdım.
Çocukken oruç tutardım. Hisar İçi'nde otururken camiye giderdim. Namaz kılmayı bilmediğim halde orada insanlara bakar, ben de eğilip kalkardım. Bundan büyük keyif alırdım. Türkiye'de değişen koşullarla birlikte, büyüdükçe bu duygumun değiştiğini fark ettim...
Ezan sesini severdim
Evde de hiçbir baskıyla karşılaşmadım. Annem oruç tutmazdı, ama bize de "Oruç tutmayın, camiye gitmeyin" demezdi. Evde annem İngiliz, babam Türk olduğu halde din ayrımı diye bir şey yaşamadık.Biz camiye gittiğimiz zaman annem hiç ses etmezdi, camiyi süpürürdük, bazen imam 1 kuruş verirdi, ondan çok mutlu olurduk.
En çok sevdiğim şey de ezan sesiydi. Ezan sesini dinlemeye bayılırdım. Çok uzaktan gelen insan sesini duymaktan, doğru makamla okunan çağrılardan müthiş keyif alırdım.
Şimdi değişik dönemlerde ramazan zamanında bütün Anadolu'yu dolaştığımda, cazır cuzur makama uymayan ezanları korkuyla, yataktan sıçrayarak duymaktan hiç hoşlanmıyorum. Şimdi onlardan da çok keyif almıyorum, çünkü insan sesi de metalikleşti. Çoğu, yanlış makamda okuyor, onu hissedebiliyorsunuz ve çoğu içinden gelerek söylemiyor. Okumuş olmak için okuyor. Zaten kasede alınmış halde okunuyor...

