
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
Kutuplaştık kutuplaşıyoruz, nereye gittiğimizi bilmeden yaşıyoruz
Hep Nasreddin Hoca'ya sorulacak değil ya; bu kez de Hoca, İncili Çavuş'a sormuş:
- Çavuş, Türkiye'nin durumunu nasıl görüyorsun?
İncili Çavuş:
- Bak Hoca, demiş; sana, genel seçimler için aday adayı olmuş, ama sonra aday listesine de girememiş 2 amatör siyasetçimizin arasındaki diyaloğu nakledeyim de, durumu anla.
* * *
Diyalog şöyleymiş:
- Nasılsın bakalım sevgili Oğlakoğlu, keyifler yerinde mi?
- Ah ah hiç sorma sevgili Narlızade, eşimi kaybettim 2 hafta önce.
- Ya demek öyle canım kardeşim; ne diyeyim, başın sağ olsun. Acın çok büyük...
- Neyse ki eşimden 50 milyon YTL'lik bir miras kaldı. İnsan unutuyor acısını böyle bir miras kalınca.
- Harika! Demek her şeye rağmen keyifler iyi.
- Tam da değil; bizim yazlık eve hırsızlar girdi; eşimden kalmış tüm mücevherleri çalıp götürdüler...
- Çok tatsız bir olay; herhalde canın çok sıkılmış olmalı, çok üzülmüşsündür...
- O kadar da üzülmedim; çünkü mücevherler gerçek değerinin çok üstünde sigortalıydı.
- Ya, demek hırsızlar sayesinde kazancın daha büyük oldu; öyleyse sevinmişsindir.
- Tam da sevinemedim; birden ateşim yükseldi grip oldum.
- Vah vah geçmiş olsun; kırılıp dökülüp perişan olmuşsundur.
- Pek değil, çok güzel bir kızla evlenmeye hazırlandığım için, çabuk unuttum.
- Öyleyse tebrikler Oğlakoğlu; herhalde çok mutlusun.
- Mutluluk nerede, ben nerede? Kız başkasından hamileymiş.
- Yapma yahu; için kan ağlıyordur...
- Çocuğu aldırmaya karar verdik; kendimi alıştırmaya uğraşıyorum yeni eşime. Yani sözün kısası, durumum ne çok kötü, ne de çok iyi. Eh işte şöyle böyle.
* * *
Nasreddin Hoca, gülümseyerek bakmış İncili Çavuş'a:
- Anladım, demiş; Türkiye'nin durumunun nasıl olduğunu.
* * *
Köyceğiz'de, alt pencereye doğru uzanmış sarmaşıkların içinde, sabahlara kadar hiç durmadan öten bir cırcır böceği var.
Geceleri uyandıkça, sesi yankılanıp duruyor kulaklarımda:
- Cır cır cır cır...
* * *
Ve bendeniz neyi düşünmeye başlıyorum biliyor musunuz?
Yok hayır, anayasa tartışmalarını değil.
O kadar küçücük bir böceğin, nasıl olup da hiç yorulmadan sabahlara kadar böyle öttüğünü.
* * *
Kim bilir belki de Başbakan Tayyip Bey, biliyordur cır cır ötüp duran küçücük böceklerin güçlerini nereden aldıklarını.
Keşke açıklasa da, hepimiz öğrensek.
* * *
Sevgili dostum Av. Taner Aktop; kendisine, "Aşağıdaki soru ve cevaplar gerçek mahkeme tutanaklarından alınmıştır" notuyla gönderilmiş, bazı "mahkeme tutanakları"nın bir kopyasını verdi bana da...
İşte onlardan bir tutam.
* * *
Soru:
- Hastalığınız hafızanızı etkiliyor mu?
Cevap:
- Evet.
Soru:
- Peki ne şekilde etkiliyor?
Cevap:
- Olayları unutuyorum.
Soru:
- Bize unuttuğunuz bir şeyi örnek olarak verebilir misiniz?
* * *
Soru:
- Kocanız uyandığı zaman, size söylediği ilk şey neydi?
Cevap:
- Bana "Neredeyim ben, Songül" dedi.
Soru:
- Peki bu niçin canınızı sıktı?
Cevap:
- Çünkü benim adım Canan...
* * *
Soru:
- Merdivenlerin bodrum katına indiğini söylediniz.
Cevap:
- Evet.
Soru:
- Aynı merdivenler yukarı çıkıyor muydu?
* * *
Soru:
- Saldırganı tarif eder misiniz?
Cevap:
- Orta boyluydu, sakalı vardı.
Soru:
- Kadın mıydı, erkek miydi?
* * *
Arif Dino'dan kısa bir şiirle bitirelim yazıyı. Adını da, şimdi hatırlayamadığımdan, ben yakıştırıyorum.
Tuhaf bir bahçe
Taştan mantar tarlası...
Çok yaşayın ölüler.
c.altan@prizma.net.tr

Cafe