Şefik’in ‘Bu tutmaz’ dediği dizi tutmuyor
‘Fesuphanallah’ dizisinde yaşam koçunun direktifleriyle hareket eden sosyetik bir kadını canlandıran Şebnem Özinal’ın gerçek hayattaki yaşam koçu eşi işletmeci Şefik Öztek
Bayram Kaygusuz
Oynadığı diziler ve tiyatro oyunlarındaki cesur görüntüleriyle geçen yıllarda sıkça adından söz ettiren Şebnem Özinal, bir buçuk yıl önce bir dönem İstanbul eğlence yaşamının en gözde eğlence kompleksi olan Laila’yi işleten Şefik Öztek ile evlendikten sonra sakin bir yaşamı seçti. Eskisi kadar göz önünde olmayı istemeyen Özinal, bu sezon atv’de yayımlanan ‘Fesuphanallah’ dizisiyle ekrana geri döndü.
Dizide, Sema Karaduman isimli yaşam koçu olan sosyetik bir kadını canlandıran Özinal, özel yaşamında ise tam tersi bir hayat sürdüğünü söylüyor. Eşi Öztek’in Laila’yı kapattıktan sonra mütevazı bir yaşam içine girdiklerini belirten ünlü oyuncu, ''Yılın altı ayını Bodrum’da köy evinde geçiriyorum. Evde yemekleri ben yapıyorum, eşim de yardım ediyor'' diyor.
Ekranın yeni dizilerinden ‘Fesuphanallah’a kadar sizi bir süredir ekranda görmüyorduk, neden? Dizi ve film teklifleri mi gelmiyor?
Yo, geliyordu ama altı yıl süren ''Böyle mi Olacaktı?'' dizisinde oynamıştım ve orada canlandırdığım kötü kadın rolü üzerime yapışmıştı. Ardından gelen teklifler de, hep kötü kadın rolleriydi. Kötü kadın imajından sıyrılmak için ‘Gurbet Kadını’ dizisinde oynadım. Amacım farklı rolleri oynamak. Bu nedenle kendimden çok uzak ve farklı bir rol olduğu için ‘Fesupanallah’ dizisindeki rolü oynamayı kabul ettim.
‘Fesupanallah’ta sosyetik bir kadını canlandırıyorsunuz, rolünüzü çıkarırken çevrenizden ya da medyadaki sosyetik isimlerden yararlandınız mı?
Dizide canlandırdığım Sema Karaduman, zengin ve dul bir kadın. Hayatı para değerleriyle ölçen biri... Çok severek oynadığım bir karakter. Çok yumuşak kalpli, kendine yaşam koçu tutmuş onun yönlendirmesiyle hareket ediyor. Sema gazetelerde fotoğraflarının çıkmasını çok seviyor. Aslında kalbi çok temiz bir insan. Aslında biz öyle bir yaşantının içinde değiliz. Canlandırdığım rol için magazin dergilerinden o insanların yaşam tarzları, değer yargıları ve kılık kıyafetlerine bakıyorum. Fikir edinmeye çalışıyorum. Bu gözlemler rolüm için çok iyi oldu. Eşimden önce benim oyuncu çevrem vardı. Eşim Laila’yı işletirken sosyetenin içindeydik. O yaşamın içine biraz daldım ama bir manevrayla geri çıktım. Eşim Laila’yı kapattıktan sonra daha mütevazı bir hayat yaşamaya başladık. Yılın hemen hemen altı ayını Bodrum’da yaşıyoruz. O renkli hayatın içinde değil, bir köy evinde yaşıyoruz. Doğal bir yaşantı içindeyiz. Köy evinde stres atıp deşarj oluyorum. Aynı zamanda şarj oluyorum. Çok fazla kitap okuyorum. Orada oyunculuğumu ve kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Yıllardır yapamadığım şeyleri orada yapma fırsatı buldum.
Sosyetik yaşamın içinde fazla kalmamanızın nedenleri neydi?O yaşantıya ayak uydurabilmek için çok fazla alışveriş yapmanız, süslenmeniz ve çok fazla davete katılmanız lazım. Her yere başka kıyafetler giymek gerekiyor. Ben hayata daha farklı bakıyorum. Türkiye’de yapılması gereken çok şey var. Bu kadar çok paralara o kıyafetler alınacağına başka şeyler yapılabilir. Makyaja vs harcanan paralara çok üzülüyorum. Ayrıca ben gerçek sosyete olarak mesela Güler Yiğit’i tanırım. Güler Hanım’ın da Şile’de köy evi var. Orada hafta sonlarını geçirir, oturur köy yumurtasını yer ve rahat giyinir. O renkli yaşantının içinde olanlar da, ona özeniyor.
Eşinizin işinin bar işletmecisi olması ve gündüz değil gece yaşamının içinde bulunması sizi hiç rahatsız etti mi?
Şefik’le ilişkime kaygılarla başladım. Etraftan baskılar geldi. Bana ''Gece kulübü işletmecisi insanla beraber oluyorsun, bu senin için çok zor olur'' dediler. Ama eşim, ailesine evine çok bağlı bir insan bu anlamda beni çok şaşırttı. Bizim evliliğimiz Laila’nın son zamanına denk geldi. Laila’nın her aşamasında beni yanından ayırmadı. Laila kapandıktan sonra da dediğim gibi çok mütevazı bir yaşamın içine girdik. Evde yemekleri ben yapıyorum. Eşim de bana yardımcı oluyor.
Şu anda oynadığınız dizide bir yaşam koçunuz var. Sizin de bir yaşam koçunuz var mı?
Evet, var eşim. O benden yedi yaş büyük. Yaşın tecrübesine çok inanan biriyim. Büyüklerime o yüzden çok saygım vardır. Ben de küçüklere de fikir veriyorum ve fikir almayı çok seviyorum. Şefik’e bu konuda çok inanıyorum. Oynadığım tiyatro oyununu kabul etmeden önce eşime gösterdim. ''Çok güzel, bu oyun tutar'' dedi ve tuttu. Diziye baktı ''Tutar'' dedi ve tuttu. Bu dizi dışında üç teklif daha gelmişti. Onların tutmayacağını söyledi, öyle de oldu. Kararlarınızı alırken güvendiğiniz biriyle paylaşırsanız daha sağlıklı adımlar atıyorsunuz.
Oyunculuk dışında yapmak istediğiniz bir şey var mı?
Sinema TV alanında master yapmak istiyorum. Onun dışında elimden geldiğince sosyal sorumluluk projelerinin içinde yer almayı istiyorum. Bu konuda biz sanatçılara önemli görevler düştüğüne inanıyorum.
Eşim çocuk siparişini verdiÇocuk yapmayı düşünüyor musunuz?
Evet, çok istiyorum. Çünkü her şeyde aklınız kalıyor. Çocuk yapmak istiyorum ama iş yoğunluğu yüzünden yapamıyorum. Ali Poyrazoğlu’nun ‘Tak Tak Takıntı’ oyununda oynuyorum. O oyunda oynamasaydım çatlardım. Aklımda kalırdı. Takıntı hastalıklarını anlatan bir oyun. Bu arada ‘Fesuphanallah’ dizisinden teklif geldi. Bu diziyi de reddedemedim. Çünkü çok güzel bir proje. Beni çok cezbetti. Yine aklımda kalmasını istemedim ve kabul ettim. Yani, benim çocuk hayalim bir sonraki seneye kaldı. Zaman geçtikçe insan daha bencil oluyor. 20 ile 30 yaşında farklı bir sabrınız oluyor. O yüzden bu yıl çocuk yapmayı düşünüyorum. Eşim de, kız çocuk istiyor. O siparişi verdi bakalım. İş yapacağım diye çocuğu ertelemek bencilce bir düşünce ve fena bir şey. Ben de çocuk yaptığım zaman üç ay sonra bir bakıcıya teslim edeyim ve tekrar işime döneyim istemiyorum.
Kaybetme takıntısı oluştu
‘Tak Tak Takıntı’ adlı tiyatro oyununda oynuyorsunuz. Sizin takıntılarınız var mı?
Bu oyundan sonra bende bir şey kaybetme takıntısı oluştu. Kocam bu nedenle benden çok çekiyor. Değersiz bir şey bile olsa onu bulmam gerekiyor. Bulmazsam hastalanıyorum, baygınlık geçiriyorum.

