Sağlam bir hayal kırıklığı
Samsun'da belli bir 11'i olan, Kayseri'de marka bir takım yaratan Ertuğrul Sağlam, neden Beşiktaş'ta bu kadar çok değişiklik yapıyor?
Beşiktaş'ta Gökhan Ünal, Mehmet Topuz, Kemal, Iglesias, Bülent Bölükbaşı, Toledo, Aydın, Ragıp vs. yok mu? Eldeki kadro Kayseri'nin gerisinde mi?
Eğer öyleyse Ertuğrul Sağlam neden kabul etti Beşiktaş'ın teklifini? Daha iyi bir takım değilse geldiği, neden 2 yılda iyice pişmiş, bu sene değilse gelecek yıl zirveyi zorlaması muhtemel bir takımı bıraktı? Tamam Beşiktaş çekicidir, İstanbul da. Sürekli gündemde olmak her hafta naklen yayında olmak hoştur. Kazanılan para da başka türlüdür. Ama bir devrimci neden çıkmaz bu ülkede. Beşiktaş'ta şampiyon olsan, kaçıncı olacaksın tarihte, Kayseri'de olsan kaçıncı olacaksın? Neyse aslında konumuz olması gereken bu da, bugünün konusu bu değil.
Tabii Sağlam'ın bu tavrı için şu da söylenebilir: Beşiktaş'ta aynı seviyede çok daha fazla oyuncu var ve hoca hepsini kullanmak istiyor. Aynı seviye ama hangi seviyede bir aynılık bu?
Kazanmayı denemek
Açıkçası Marsilya maçı bu seviye konusunda şüphe yarattı.Her hafta Türkiye'de TV'de seyretmenin mümkün olduğu bir rakip Marsilya. Tüm eksiklikleri apaçık ortada olan bir ekip. Her yerinde türlü arızalar olan bir rakip.
Evet ne olursa olsun bu rakibe yenilebilir bir takım. Ama bu kadar etkisiz kalınması akıl almaz. Misal Kayserispor daha iyi bir takım olan AZ'ye elenmişti belki ama, 180 dakikanın hiçbir anında bu kadar pasif olmamıştı. Beşiktaş, Marsilya'da hiçbir şey yapamadı değil, hiçbir şey denemedi. Beşiktaş, Marsilya'ya kaybetmedi. Kazanmayı denemedi.
Bir takım genel anlamda savunma stratejisiyle bir oyuna girebilir. Marsilya deplasmanına bu tür bir stratejiyle gitmekte bir sakınca yoktur ve bu doğrudur da. Ama eğer bir hücum tehdidini en azından masaya koymazsanız, rakibinizi rahatlatırsınız ve işiniz mucizeye kalır. Beşiktaş bunu yapmadı. Örnek nettir: Serdar Özkan maçı başında bir faul aldıktan sonra rakibi geçmeye teşebbüs dahi etmiyor, her topta geri basıp yan veriyor. Tabii olmuyor. Yani Ertuğrul Sağlam ve takımının Marsilya'da kaybettiği sadece maç değil. Kayıp daha büyük.
Bu bir yenilgi değil, bir hayal kırıklığı, kapasite ve niyet hakkında ciddi bir yıkım.
Gerçek tamir edilmesi gereken de bu. Yoksa maç kaybedilir.
Sao Fenerbahçe
Fenerbahçe'nin Inter karşısına çıkan 11'inde, bu oyunu ayağıyla oynayanlar arasında Türkiye doğumlu olan, bu dili senin benim gibi konuşan yok. 10 oyuncu da yabancılar, devşirmeler ve gurbetçiler. O yüzden "İşte Avrupa olunca vatan-millet duygularıyla maç kazanılıyor" iddiaları acayip kaçıyor.
Daha da ötesi tam da bu yüzden Avrupa'da, Fenerbahçe daha iyi oynuyor. Oyuncular için asıl sahne bu çünkü. Rubin Kazan'da oynadığınızı düşünün, önce CSKA'yla ardından Zenit'le maçınız var, arada da Inter'le Şampiyonlar Ligi oynayacaksınız. Hangi maç asıl hedefiniz olur. Hocanız dahil takımın direkt elemanlarının tamamı da ülke dışındansa. Yönetim önce Avrupa diyorsa ve taraftarın da gözü oradaysa...
Şampiyonlar Ligi'nin şifresi!
Inter konsantrasyonunun farklı olması çok normal. Üstüne bunun futbol anlamında da bir açıklaması var. Son 10 yılda Türk takımlarının, İtalyanlar karşısında biraz olsun dengeyi kurduğu açık. Fenerbahçe ve Galatasaray'ın yanı sıra Gençler'in Parma'yı geçişi gibi durumlar da yaşadık.Ve asıl önemlisi Inter'in karşısına çıkan aslında bir Brezilya oyunuydu. Kıtalararası Kupa'da defalarca görmüşsünüzdür. Ligde ağır aksak oynayan bir Brezilya takımı çıkar Avrupa'nın en tempolusunu, şampiyonunu 1-0 yeniverir. Top göstermeden tempoyu düşürerek bitirir işini. Fenerbahçe'nin Inter'e yaptığı da buydu işte. Bu muhteşem oyun Inter için çok beklenmedik ve içinden çıkılmaz bir durum oldu. Farktan kurtulduğuna sevinen bir İtalyan şampiyonu en son ne zaman havalandı İstanbul'da bir havaalanından.
Bütün bunlar bir yana bu oyunun ne kadar kullanışlı olduğu ve Fenerbahçe'yi nereye götüreceğini şimdi 2 deplasmanda göreceğiz. PSV-CSKA maçını seyredince aradaki tempo farkını da görmek de mümkün oldu zira. Bakalım Fenerbahçe bu maçlarda da kendi istediği gibi oynayabilecek mi? Bu oyun deplasmanda Fenerbahçe'yi kurtarır mı? Şampiyonalar Ligi'nin şifresini biliyorsunuz. Ne olursa olsun yenilme!
Spor basınının hatası
"Emre, Fatih Terim'in ABD'de okuyan kızıyla evlenecek. Terim bu yüzden Emre'yi koruyor. Bu kadar eleştirilen böyle bir olayı Fatih Terim'in dahi cezalandırmamasının sebebinin çözümlenmesini halka bırakıyorum" diyor eski TSYD Başkanı. Eski dediysem bir önceki TSYD Başkanı. Hiç düşünmeden, gencecik bir kız çocuğunu korkunç bir tiyatronun tam göbeğine koyuyor. Acımasızca, arsızca...
Aynı kefeye koymayın!
Hemen ardından Türkiye'nin en kariyerli, Dünya Kupası yönetmiş hakemi çıkıp "Türk spor basını terbiyesizdir. Ben de bunlardan biriyim; yaptığımız iş değildir, yenilecek yutulacak cinsten değildir. Bundan da övünç filan duymuyoruz." diyor.Birincisini, hem de eski TSYD Başkanı'ndan duyunca, ikincisine hak veriyor insan bir an da olsa. Ama Türk Spor Basını bu değil ki!
Tamam, Türk spor basınında "Emre o hareketi bana çekti" diyerek ortalarda dolaşıp hava atanlar var. Böylece gündeme gelip bundan kâr çıkarmak isteyen bir takım oportünist. Nasıl bir kârsa bu? Hakarete uğrayarak yücelmek isteyenler! Kabul, Türk spor basınında arsızca gencecik kızları malzeme yapmaya çalışanlar da var. Ve evet Türk spor basınına ucundan ilişmiş, dünyanın parasını kazanmış ve bu meslek grubuna hakaret edenler de. Ama binlerce derli toplu insan niye bunlarla aynı kefeye konsun ki!
mdemirkol@milliyet.com.tr

Cafe