
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
3 sap gece yasemini "melisa"nın kokusu
"Anayasa değişikliği" konusundaymış gibi görünse de, maskeli bir nalıncı keserliğinin bateristliğini yaptığı bir kakofoni orkestrası gümbürdeyip duruyor Ankara'da.
Aman efendim, ne yapalım efendim, gümbürderse gümbürdesin efendim.
* * *
Neyse ki "Anayasa"nın adı da, "Anadolu"nun adı gibi "erkek millet" olma maçoluğunun dışında bırakılmada.
İlkokullarda bile, arkadaşıyla fısıldaşarak gülüp duran bir çocuğu; kadın öğretmenlerin dahi:
- Karı gibi gülme, diye azarladığı bir ülkede...
Ya kazara saygı değer makam sahibi bir babayiğit çıksaydı da, bağırıp çağırmaya başlasaydı:
- Ne demek "Anayasa"; bize "Babayasa" yakışır "Babayasa"...
Kim ne yapabilirdi?
* * *
Saygı değer makam sahibi babayiğidin "hempa"ları, yani ayakdaşları da; kollarıyla futbolcu işaretleri yaparak hep bir ağızdan kükrerlerdi:
- Aldın mı babayı!
* * *
Ay'ın iyice yuvarlaklaşmaya başladığı Köyceğiz gecelerinde, her yer o kadar sakin, sessiz ve ıssız ki...
İnsan, serince bir balkonda otururken, bir kez daha "hukukta kalite"nin lezzetine doğru uzanıyor; Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk'un "Anayasa hukuku" ile ilgili açıklamalarını hatırladıkça...
Aynı lezzeti paylaşmak isteyenler varsa; Prof. Dr. Sami Selçuk'un, 24 Ankara Kulübü Haber Müdürü Esat Pala ile yaptığı bir konuşmanın metnini öneririz kendilerine...
* * *
Derken yaygın bir sakinlik ve sessizlik içinde, balkonun altındaki yoldan geçen birkaç kişinin konuşmaları duyuluyor:
- Çang çing çong çunk...
Köyceğiz'e gelmiş Çinliler bunlar...
Bir maden şirketinin isteğiyle çalışmaya gelmişler buralara...
Ve hiç haberleri yok ne Ankara'daki gümbürtülerden, ne New York'taki 1000 kişilik iftar davetlerinden.
* * *
Evin içinde de bir bardak suyun içine konmuş 3 sap gece yasemini, baş döndürücü rastlanmadık bir rayihayla doldurmakta ortalığı...
Kokusunu yalnız aylı gecelerde salan gece yaseminleri; Köyceğiz dilindeki "melisa"lar...
* * *
Melisanın yaydığı koku nedense, Yaşar Kemal'in Milano'daki La Scala'da, bestelenip operaya da dönüştürülmüş olan "Teneke" eserini çağrıştırıyor.
Daha 4-5 yıl önce, burjuvalaşmışlığıyla ünlü kentlerimizden birinin belediye başkanı, Yaşar Kemal için:
- Kıçı kırık 2 roman yazmış, kendini adam zannediyor.
Demiyor muydu?
* * *
Nedense şair ve yazarlara karşı bir siyasetçi yamyamlığı timsahlaşıp gitmiştir Türkiye'de...
Şayet öyle bir yamyamlık, bir yandan da çağdaş bir imaj yaratma tangolarıyla burjuvalaşmışlık rolüne sıvanmasaydı; bugünkü saçma sapanlıklara da kimse gebe kalmazdı.
* * *
Hazine'den geçinmeli kesimin kodamanları; ister seçilmiş, ister atanmış olsunlar; ne Kenan Hulusi'den bir şeyler okumuşlardı, ne Samim Kocagöz'den...
Konuştukları Türkçe de zaten 400 kelimeyi geçmiyordu.
Ve hem vatanperver, hem cumhuriyetperver, hem demokrasiperver idiler.
Ne Güzel!
* * *
Ekincik Koyu'ndaki, "Mavi Yolculuk" turizmine odaklanmış süper lüks bir yatın kıç güvertesindeki sofra; etli şaraplı, kadınlı kahkahalıydı...
Genç avukat dostlarımızdan sevgili Uğur Koçlu, İstanbul'dan Göcek'e gelmiş ve bizimle buluşmak için sahibini yakından tanıdığı turistik bir yatla, kısa bir deniz yolculuğundan sonra Ekincik Koyu'na demir atmıştı.
* * *
Uğur'la Taner avukatlık alanında bir çift hukukçu kanka...
Taner'le eşi Mireille de, arabalarıyla Fethiye'den Köyceğiz'e uzanarak bizi alıp Ekincik'teki yata götürdüler...
* * *
Şayet Prof. Dr. Sami Selçuk da yanımızda olsaydı; sanırım sadece Anayasa hukuku ile çevresindeki tamtamlardan konuşurduk ama; çevre çok değişik ve sadece kendi âlemindeydi.
Fransız İhtilali'nin büyük portrelerinden Sieyes'den söz açma olanağı yoktu.
* * *
Bendeniz, genellikle sofra ve deniz keyfine beyinsel bir melisa parfümünün de katılmasından hoşlandığım için; değişik pencere camlarını da fiskeler gibi oldum o güzelim sofrada...
Genç tanışlar kibardılar; arada bir elleriyle alınlarını tutar gibi olsalar da, hiç zıtlaşmadılar.
* * *
Unutmayalım ki ramazanlarda "seferi" sayılanlar, yat güvertelerinde keyif de çatabilirler; hele hele yaşarken, öteki dünyada cennetmekân olmaktan da medet umuyorlarsa...
Ve inanıyorlarsa ki en büyük ibadet, kendi uğraş alanının kalitesine layık olmaya çalışmaktır.
Nesimi'ye sordular kim yârin ile hoş musun
Hoş olayım olmayayım o yâr benim kime ne
c.altan@prizma.net.tr

Cafe