HAKEMLER KENDİNİ GELİŞTİRMEYİ BIRAKTI, AHBAP-ÇAVUŞ İLİŞKİSİ İLE TERFİ ALMAYA BAŞLADI
İş çığrından çıktı
FIFA listeleri oluşumu, ligimizdeki performanslara veya ülkemizi temsil edilebilirliğine göre değil, federasyon başkanının odasında, kulüp başkanlarının odasında belirlenmeye başladı. Bugün yaşadığımız herkesin "Diyet ödedik" söylemleri bu oluşumların neticesidir
Hakemlik kurumu günden güne eriyor. Herkes şikâyetçi. Yöneticiler, futbolcular ve seyirciler, takımlarının haklarının yendiğinden, verilen yanlış kararlar sonucunda puan kaybettiklerinden, önlerinin kesildiğinden ve son zamanların modası diyet ödediklerinden yakınıp duruyorlar.
Hepsinin kendilerine göre haklılık payı olabilir. Neden bu durumlara geldik? Nasıl kurtulabiliriz? Bunları 26 yıllık hakemlik geçmişi olan biri olarak paylaşmak istedim. Bu kadar süre bu camianın içinde bulunduğuma göre bu tabloda benim de payım vardır. Şimdi dışarıdayım diye kendimi soyutlayamam.
Yıllardan beri Türk hakemliği kurumsallaşamadı. Bunun çeşitli sebepleri var. Öncelikle federasyon başkanları ve yönetim kurulu üyeleri buna izin vermedi. Federasyonu seçenler ve yönetime gelen kulüp temsilcileri. Hiçbiri yeni görevlerini yaparken, sırtlarındaki takım formalarını çıkartmıyorlar. Sadece bunlar mı? Hayır. Taban birlikleri içinde yer alan ve oy kullanan herkes federasyon çatısı altında bir göreve getiriliyor.
3813 sayılı yasanın verdiği yetki ile hakemlere de oy kullanma hakkı verilmesi, çöküşün başlangıcı oldu. Hakemler arasında bölünmeler oldu. Göreve gelen Merkez Hakem Kurulları da bu bölünmeyi körükleyen uygulamalar yaptı.
Haluk Ulusoy'un, başkan olduğundan beri hakemlik geriye gitmeye başladı. Öncelikle göreve getirdiği MHK'lar, toplumun genel sorunlarına eğilmeden, gelen uyarılara göre politikalar üretti. Talimatlarla oynadılar. Taşları yerinden oynattılar.
Örneğin talimat gereği yaşı itibariyle çıkmaması gereken hakemler klasman yükseldiler. Çok tartışılan, hakemlik tekniği fena olmamasına rağmen davranışları ve ilişkileri ile bu camianın yıpranmasına neden olan Mutlu Çelik bunlara en çarpıcı örnektir. Aynı şekilde bulundukları klasmanda belirli süreler kalması gereken veya terfi edilmeden önce kurslara çağırılan listelerde olmayan isimler talimatla listeye dahil edilerek terfi edildiler. Hamza Mısır, Barış Şimşek, Yıldıray Aslan bunlardan bazıları.
Burada isimler çok önemli değil. İşin püf noktası bu isimlerin Haluk Ulusoy'a yakın olması.
Sistem böyle işleyince alttan gelen hakemlerde çalışmayı, kendilerini geliştirmeyi bir kenara bırakarak, federasyon başkanına, yönetim kurulu üyelerine, kulüp başkanlarına ulaşarak terfi etmeye başladılar. Böylece temel su almaya başladı.
Hilmi Ok gelince sayı artıyor
İş o kadar çığrından çıktı ki, FIFA listeleri oluşumu, ligimizdeki performanslara veya ülkemizi temsil edilebilirliğine göre değil, federasyon başkanının odasında, kulüp başkanlarının odasında belirlenmeye başladı. Bugün yaşadığımız herkesin "diyet ödedik" söylemleri bu oluşumların neticesidir.Hilmi Ok hocamız 7 kere gitti, 8 kere geldi. Türk hakemliğinin her döneminde var. Yönetici olarak var. Eğitici olarak var. Federasyon yönetim kurulunda hakemlerden sorumlu olarak var. Bu kadar uzun süreli olarak bir görevde kalıyorsanız, bu işlerin en büyük sorumlusu olursunuz.
Hilmi Ok ne zaman göreve gelse klasmanda bulunan hakem sayısı artıyor. Terfilerde; tecrübe, bilgi, görüntü, kişilik hiç dikkate alınmıyor. Bu onun yönetim yapısı. Herkesin dediğini yapmak ve kimseye yok dememek.
Hep aynı isimler
Hilmi Ok, Sabri Çelik, Taner Yalçındağ dürüst deniyor. Nedir dürüstlük? Bir şey alıp vermek mi? Menfaat temin etmek mi? Ne farkı var, bütün bu gelişen işlerin altına imza atmakla, yapılanlara göz yummakla. Yıllardır hep aynı isimler görevde. Hakemliğin kurumsallaşmamasının temelinde, görevde bulunanların koltuklarını kaybetmemek uğruna radikal kararlar alamamaları ve toplumun menfaatine göre sistem oluşturamamaları yatıyor. Oysa bu işlerin daha profesyonelce yapılması kaçınılmaz bir gerçek. Görevde bulunanlar zamanlarının büyük bir çoğunluğunu harcadıkları için bunun bir bedeli tabii ki olmalıdır. Ama bu parayı kaybetmemek uğruna temsil ettiğiniz kurumun toplum nezdinde saygısını, güvenirliliğini azaltıyorsanız, aldığınız parayı hak etmiyorsunuz demektir.
Neden Yavuz?
Federasyon sezon başında aldığı bir kararla eski MHK Başkanı Bülent Yavuz'u, hakem ve gözlemci eğitimcisi diye işe alıyor. Neden? Bu yaşanan olumsuz sürecin başlangıcındaki isim şimdi maaşlı olarak göreve başlıyor. Bu karar hakemleri tedirgin ediyor. Herhalde geçmişte yaşananların veya söylenenleri yapmanın karşılığı olsa gerek. Çünkü ne sezon öncesi seminerlerde, ne uluslararası seminerde, ne de bölgesel eğitimlerde Bülent Yavuz daha Süper Lig hakemlerine ders vermedi.
YARIN: ANAYASA GEREKLİ
mtokat@milliyet.com.tr
|
DİĞER HABERLER |
YAZARLAR |
|

Cafe