
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
Burma'da Budist rahiplerin sokak gösterileri
Büyükanneler, 3-4 yaşlarındaki torunlarıyla kendi aralarında ufak oyunlar kurarlar.
Oyunlardan biri de, küçücük torunun "böh" diye büyükannesini korkutmaya kalkmasıdır.
Yarım yarım konuşan bir torunun, kendisinden büyük mü büyük birini korkutabilme keyif ve sevinci; "varlığıyla birlikte gücünü" de kanıtlamanın muhteşem bir kanatlanmasıdır.
* * *
Torunlarının korkuttuğu büyükanneler de, parmakları aralık elleriyle yüzlerini kapatarak:
- Korktum korktum, yaparlar.
Bendeniz de, o yaşlardayken bayılırdım ciciannemi korkutmaya.
* * *
Babaannemin de, yeri geldikçe anlattığı bir hikâye vardı.
İlk kez kendi başına tuvalete gidebilmiş bir çocuk, orada yüksek sesle yelleniverince ürküp, hemen annesinin yanına koşmuş:
- Apteshane bana bum dedi, ben korkmadım, diye annesine sarılmış.
* * *
İç politikada hamasete abanıp, sağa sola sık sık gözdağı vermeye kalkmak da; nedense bendenize hep o büyükannelerle oynanan korkutmaca oyunlarıyla, babaannemin hikâyesini anımsatır.
* * *
Bir yandan Kuzey Irak'ta resmileşmekte olan bir Kürt devleti nedeniyle, ABD'ye karşı sert uyarılarda bulunmak; bir yandan da ABD'li işadamlarından ülkemizde yatırım yapmalarını istemek bastıra bastıra.
* * *
İşin tuhafı, biz kime gözdağı veriyorsak; onun durumu gün günden daha çok renklenip evrenselleşiyor.
Örneğin; Kıbrıs Rumlarına parmağımızı sallayarak:
- Bak karışmam ha, diyoruz.
Kıbrıs Rum Devleti'nin hem refah düzeyi şahlanıyor, hem de AB üyesi olarak bize karşı tüyleri parlaklaşıyor.
* * *
Ta Doğubeyazıt'taki "İshak Paşa Kalesi" dönemlerinden beri, neredeyse 200 yıldır sivilcelenmesi bir türlü geçmemiş Kürt sorunu, tepemizi attırdıkça; bir de bakıyoruz ki, Kuzey Irak'ta bir Kürt devleti kurulmakta.
* * *
90 yıldır bir türlü çözümleyemediğimiz Ermeni sorunu da, kaç yıldır ABD Kongresi'nin gündemine bağdaş kurup oturmuş durumda.
* * *
Bir yandan da sürüp giden Ankara tartışmaları...
Kimi:
- Ankara'da 2 başlı bir devlet var, diyor.
Kimi:
- Ankara'da, diyor; 2 ayrı devlet var.
Kimi de:
- Devletin milleti yok, milletin de devleti, diyor.
* * *
Bütün bunlara "laik", "anti-laik" tartışmalarıyla; "totaliter ve otoriter bir devlet" mi, "sivil bir anayasanın gergeflediği demokratik bir devlet" mi tartışmaları da eklenince...
Köyceğiz'de bahçelerle ev işlerine bakan Feriştah'cık ne yapsın?
* * *
Bu arada Birmanya diye bilinen Burma'da da; Budist rahipler, sarımtırak entarileriyle yalın ayak başı kabak yollara dökülüp, 100 bin kişilik protesto gösterileri yapmışlar.
Kime karşı?
Ceberrut militarist rejime karşı.
* * *
Radikal İslamın, "laiklik"e karşı belalı bir sakınca yarattığını biliyoruz.
Acaba Budizm de çatışıyor mu, burjuvalaşmışlığın yarattığı laik düzen özgürlükleriyle?
Şimdiye dek, bizdeki açık oturumlarda "laiklikle Budizm"in hiç tartışıldığını görmedim.
Malezya'ya nasıl hemen gittiysek, Burma'ya da gidip incelemek gerekir.
* * *
Ama bendenizce asıl incelenecek konu; "yaşam kalitesi" açısından neden külüstürleştikçe külüstürleştiğimiz.
Dünkü Radikal'in manşeti şöyleydi:
"Akdağ uyardı: Hekim sıkıntısı tehlikesi var
Doktor alarmı
Sağlık Bakanı: Avrupa'da doktor başı kişi sayısında sondan ikinci sıradayız, öğretim üyesi başına da en az öğrenci de yine Türkiye'de"
* * *
Bütün bu derme çatmalığa karşı uydurduğumuz politik gerekçelerin de bir dökümü yapılsa; dişini fırçalama alışkanlığı olmayan 43 milyon kişinin sayısı, şaşkınlıktan 53 milyona, 63 milyona, hatta 73 milyona bile çıkar.
* * *
Keşke dağa taşa "önce vatan" yazılacağına, "önce meslek" yazılsaydı...
Neyse...
"Özeleştiri" nefreti, bulaşıcı bir kansere dönüşmüştür bizim "çağdaş uygarlık düzeyine varma" rotamızın çürük betonunda...
* * *
Babaannemin hikâyesi, açıkoturum tartışmalarının birçoğunu da, doğrusu pek güzel özetliyor:
- Apteshane bana bum dedi, ben korkmadım...
c.altan@prizma.net.tr

Cafe