ESKİ MAHKÛM, YASAKLI VE SİYASAL İSLAMIN ÖNDE GELEN İSMİ ENVER İBRAHİM:
Richard yanlış yaptı 'ılımlı İslam' olmaz
Richard Holbrooke'un 'ılımlı İslam' ifadesini yanlış bulan Enver İbrahim, 1990'ların sonunda başta Amerikalılar olmak üzere kapitalist dünya tarafından hayranlıkla izleniyordu. Siyasi rakip olarak fazla yükselince, başbakan tarafından adil olmayan biçimde hapse atılıp 6 yıl yattı. Enver İbrahim, 'Ilımlı İslam, Batılıların söylemi. Tek bir İslam vardır' diyor
İşte Malezya / 4 - Ece Temelkuran
FOTOĞRAFLAR: Yurttaş Tümer
Hindu şoförümüz Viji heyecanlı. Çünkü "yoksulların koruyucusu" Enver İbrahim'i görecek: Malezya'nın Tayyip Erdoğan'ı!
Şoförümüz Viji, gelecek seçimlerde aday olursa mutlaka İbrahim'e oy vereceğini anlatıyor durmadan. Çünkü:
"Yoksulların evlerinin olmadığını, aç olduğunu söylüyor."
"Ama bakanlığı döneminde IMF paketlerinin yılmaz savunucusuydu" diyorum. Viji'yi vazgeçirmek mümkün değil. Çünkü "serbest pazar ekonomisinin" savunucusu olsa da İbrahim, tıpkı Tayyip Erdoğan'ın ilk kez seçilmeden önceki hali gibi ezilenlerden ve yoksullardan bahsediyor.
Ülkenin "İslamizasyon"unu başlatan kendisi olmasına rağmen şimdi liberaller için en makul seçenek olarak görünüyor; kadın örgütlerinden laiklik savunucusu avukatlara, yoksullardan liberal zenginlere kadar herkes onu destekliyor. Bunun bir nedeni politik pozisyonunu olabildiğince "gevşek" tutması, diğer nedeni de laik kesimin yükselen İslam karşısında "veremden ziyade sıtmaya" razı olacak hale gelmesi.
Kahraman olarak çıkmak!
Ama yine de daha iyi günleri olmuştu İbrahim'in. Doksanların sonunda başta Amerikalılar olmak üzere kapitalist dünya tarafından hayranlıkla izlenen, hatta 1998'de Newsweek'in "Yılın Asyalısı" seçilen Anvar İbrahim, Finanstan sorumlu Başbakan Yardımcısı olduğu o parlak yıllarını geride bıraktı.Başbakan tarafından, siyasi rakip olarak fazla yükselmesinden dolayı, hiç de adil olmayan bir biçimde hapse atıldı ve 6 yıl boyunca içeride kaldı.
Ama bu hapis cezası sadece Anvar İbrahim hayatını değil, Malezya'nın siyasetini de değiştirecek ve bugün gündemde olan "yükselen siyasal İslam" ona verilen bu hapis cezasıyla toplumsal sahneye hiç olmadığı kadar parlak çıkacaktı.
Amerika'nın sevdiği Müslüman
O mağdurdu ve 60 bin kişilik namazlarla başlayan protestolar Malezya'yı bugünkü İslamcı atmosferine taşıyacaktı. Tıpkı Tayyip Erdoğan'ın hapis cezası gibi İbrahim'e verilen ceza da "Müslümanlara yapılan zulmün" göstergesi olacaktı.Enver İbrahim'in medyaya konuşması, siyaset yapması, hatta üniversite öğrencileriyle bile konuşması bugün de yasak. Ama o hem dünya medyasının en seçkin gazetelerinde makaleler yazarak hem de en ünlü TV programlarına çıkarak sesini duyuruyor.
'Tayyip Bey daha şanslıydı'
Amerika'nın Ortadoğu politikasının think-tank'i sayılan George Town Üniversitesi'nde verdiği dersler ve danışmanlık şirketi aracılığıyla Türkiye dahil birçok ülkedeki özelleştirmelere danışmanlık yapması da cabası. Ama henüz "siyasal İslam'ın yumuşak yüzü" olarak nihai zaferini kazanabilmiş değil, seçimleri bekliyor."Tayyip Bey sizden daha şanslıydı" diyorum, "Onun hapis cezası başbakanlık yolunda yardımcı oldu. Hem de uluslararası konjonktür ve piyasalar onun liderliğini kolaylaştırdı."
Enver İbrahim gülüyor:
"Doğru söylüyorsunuz. Şimdi düşününce galiba benden daha şanslı Tayyip Bey."
Tayyip Erdoğan'la aralarında benzerlik kurulmasından rahatsız olmayacağını söylüyor İbrahim. Ama bir röportajında, İslamı modern hayata uyarlanma konusunda Erdoğan'a "tavsiyeler" verdiğini söylediğini, bu "tavsiyelerin" ne olduğunu sorunca:
"Tavsiye demeyelim de... Çünkü ben Tayyip Bey'e hayranım. Mesela medyaya toleransı inanılmaz (!). Fikir alışverişinde bulunuyoruz tabii ki. Ne de olsa biz, İslamın yeni yüzleriyiz. Ama o şimdi başbakan. Yani Müslüman devlet adamını temsil ediyor dünyada."
'Ilımlı' ilhamı Malezya'da
Muhtemelen bu "fikir alışverişi" sonucunda doğan ve Amerikalı diplomat Richard Holbrooke'un ortaya attığı "ılımlı İslam devleti" konusuna geliyoruz:"Richard orada hata yaptı" diyor Enver:
"Richard'ın söylemek istediği bu toplumlarda Müslümanların diğerlerine karşı hoşgörülü olduğuydu. Ama 'İslami devlet' derseniz bu doğru olmaz."
"Richard" ile samimiyetlerinin nereden geldiğini soruyorum ve Enver İbrahim duygusal bir hikâye anlatıyor:
"Ben hapse girince beni destekledi. Ben de ona gizlice bir mektup yazdım içeriden. Yıllar sonra çıktığımda beni çağırdığı New York'taki bir konferansta cebinden o mektubu çıkardı. Çok dokunaklıydı."
Holbrooke'un açıklamalarında kendisinden ilham almış olabileceğini söylüyorum. Tıpkı Tayyip bey gibi cevaplıyor:
"Belki de. Ama 'ılımlı İslam' diye bir şey olmaz. Bu Batılıların söylemi. Tek bir İslam vardır. Ama onlar bunu toleranslı olup olmamakla ilgili kullanıyorlar."
İnanç özgürlüğünü savunan az!
Batılıların daha "sevimli" bulduğu liberal İslamı savunan Enver İbrahim'e, "toleransının" sınırlarını anlamak için Malezya'daki anayasal inanç özgürlüğünü savunanları soruyorum:"Hiçbir zaman din değiştirmeyi desteklemem. Zaten din değiştirenlerin özgürlüğü üzerinden bunu savunanlar küçük bir azınlık. Küçük bir grubun (!) haklarından söz ediyorlar."
Enver İbrahim, laik hareketin başını çeken avukatlara ve kadın hakları savunucularına siyasal İslamcılar tarafından yapılan tehditleri onaylamıyor ama:
"Elbette herkes inancında özgürdür, ama onlar İslam karşıtı görünüyorlar. Kitleyle bütünleşmiyor yaptıkları."
"Kitle" konusuna gelince, o kitlenin aldığı yeni İslamcı biçim üzerine konuşmak gerekiyor. Onun hapse atılmasıyla sertleşen siyasal İslamdan:
"Evet, tabii insanlar haksızlığa karşı tepki vermek istediler. 60 bin kişilik namazlar kılındı. Evet, İslam o sırada yükseldi. Ama bu benim liberalliğimi değiştirmedi. Onları da sertleştirmemesi gerekiyordu."
'İslam, uluslararası harekettir'
"Ama bay İbrahim, siyasal İslam geri dönüşsüz, hep daha çoğunu isteyen bir doğaya sahip değil mi? İnsanlar da hem burada hem de Türkiye'de bu yüzden endişeli.""Bu uluslararası bir hareket. 80'lerde başlayan uluslararası bir hareket. Evet ama yükselen İslamın neresi kötü?! Kadınların başörtüsü takmasının neresi kötü?!"
'Başı açıkların' desteğini almak"Mahalle baskısından" söz ediyorum ve Malezya'daki hâkimlerin "mahalle baskısı" altında şeriata ters düşecek karar almaktan korkmaya başlamasından, siyasal İslam yükseldikçe 'öteki'ne karşı toleransın azaldığından. Enver İbrahim "mahalle baskısıyla" neyi kastettiğimi anlayacak ölçüde dikkatli izliyor Türkiye'yi:
"Asıl mesele mahalle baskısı değil, yargı içindeki yolsuzluklarıdır."
İbrahim, "hep birlikte" buna karşı savaşılması gerektiğini düşünüyor. Hep birlikte?
"Tayyip Bey, Emine Hanım'la birlikte bana ve eşime bir hikâye anlatmıştı. Tayyip Bey bir gün bir parti toplantısına gidiyor, bakıyor ki bütün kadınlar başörtülü. Kızıyor. Toplantıyı düzenleyene soruyor, 'Başı açık kadınlar nerede?'
Bana bunu 'Onların da desteğini almalıyız' demek için anlatmıştı. Doğru, onların da desteğini almalıyız. Ama ben ona göre daha toleranslı olmak zorundayım 'öteki'ne karşı. Çünkü benim ülkem çok dinli bir ülke. Onların da desteğini almak zorundayım."
'Fethullah Gülen' yorumu
"Ötekilerin desteğini almak" sözü üzerine Fethullah Gülen "yöntemini" soruyorum: "Demokrasiyi araç olarak kullanmak."Enver İbrahim, Hizbultahrir'den gelen akımların demokrasiye karşı olduğunu söyllüyor: "Tayyip Bey, Fethullah Gülen gibi düşünüyor olamaz. O samimi bir demokrattır. Batı ile yakınlaşmakta bir problem görmez ve muhalefetini de yapar. Tayyip Bey'in sevdiğim yanı da budur; Amerika'nın Irak'ı işgaline karşı çıkmıştır."
Erdoğan'ın Irak'a asker göndermek istediğini hatırlatınca:
"Yani işgalin uzun sürmesine karşı çıkmıştır. Ama evet, ben Tayyip Bey'e göre daha muhalifim."
İslami tarzda özelleştirmeHem ABD dış politikasını eleştirmek hem de ABD'nin bu kadar sevdiği "Asyalı" olmak zor olmalı herhalde?
"Benim demokratik yanımı beğenirler ama dış politikada anlaşamayız" diyor Enver İbrahim. İbrahim'in, Malezya toplumu giderek İslamlaşırken bu İslamlaşmanın başaktörlerinden olmasına rağmen ABD'li diplomatlar tarafından sevilmesi çok doğal. Çünkü İbrahim şu andaki siyasal sahnede en "ılımlı" görünen Müslüman, diğer Müslüman erkeklerin aksine elimi sıkacak kadar liberal.
Uluslararası platformda onaylanmasının bir nedeni de her ne kadar yoksulların koruyucusu olarak görünse de dünyanın çeşitli yerlerinde "İslam ve Özelleştirme" üzerine konuşmalar yapması, Henry Kissinger dahil çeşitli "Amerikan şahinleriyle" ortak toplantılara katılması. Söylediğine göre "liberallik" onun kanında var:
"İslami Gençlik Örgütü'ndeyken radikaldim elbette. Liberalliğin dans ve içkiden ibaret olduğunu sanırdım. Sonra değiştim! Örneğin anaokulundaki kızların başörtüsünü desteklemiyorum."
'Elvis Presley hayranıydım'
"Tayyip Bey gibi siz de değiştiniz yani."
"Evet evet (gülüyor). Ama radikalken bile Elvis Presley hayranıydım."
Bir politikacıdan çok Malezya kökenli Amerikalı bir akademisyen gibi konuşan Enver İbrahim'in seccadesi çalışma odasında açık duruyor. Ama buna rağmen bahçe duvarından atlarken elimi tutup gülüyor:
"Biz de centilmenizdir, biliyorsunuz!"
Ne kadar "centilmen" olduğu, Enver'in söylediklerinin ne anlama geldiği ise yarın Malezya'nın "gerçek renklerini" anlatacak olan kadınların anlatacaklarında gizli...

