
Güneri CIVAOĞLU
Bugün
Fatih'e 'vaftiz' önerisi
Fatih Sultan Mehmet'e dönemin Papası II. Pius'un bir mektup yazdığı ve şu mesajı vermeyi hedeflediği bilinir:
"Hıristiyan ol, Hıristiyan olduğun takdirde dünyanın hâkimi zaten sen olacaksın...
Bunun için sana gereken şey, -birazcık su- (aquae pauci...)"
Yani...
"Vaftiz" olmasını öneriyor.
İlber Ortaylı'ya göre, gerçi bu mektubun gönderildiğine dair bir kanıt yok.
Ancak... Müsveddeleri ve ana teması esas itibariyle arşivlerde bulunmuş. Görülüyor ki... Daha Fatih döneminden bu yana, Avrupa'nın Türklere bakış açısı değişmiş değil. Avrupa'yı bir Hıristiyan kıtası olarak görmek ve eğer bir ulus o haritada yer alacaksa, onun farklı bir dinde olmaması...
2007 Türkiye'si, bu gerçeğin bilinciyle AB'ye tam üyelik politikalarını sadece siyasal ve ekonomik ilişkilere oturtmanın ötesini görebilmeli.
Asıl bu önyargı psikolojik duvarının aşılmasına odaklanmalıdır.
"Türkiye'de herkes futbolu bilir, politikayı bilir. Bu iki konuda saatlerce konuşabilir ama Mozart'ın, Bach'ın notalarından... Voltaire'in, Sheakespeare'in satırlarından... Van Goghe'un, Monet'nin, Hoca Ali Rıza'nın, Şeker Ahmet Paşa'nın, Fikret Mualla'nın tablolarından konuşulmaz..."
Gerçekçi bir saptamadır bu.
Dilerseniz bu sıralamaya ekleyiniz; "kuantum fiziğini, nano teknolojiyi, sibernetiği, gen mühendisliğini....."
Rahmi Koç'un önceki gece maestro olarak Lütfi Kırdar Sahnesi'nde Vivaldi'nin Dört Mevsim operası eserinden bölümleri yönettiği dakikalarda, önce bunu düşündüm.
Kendimi onun yerine koydum.
Dehşetle ürperdim. Zor iş.
"Şef" olmak bir yana, "şef" rolünü oynamak bile üstesinden kolay gelinecek şey değil.
"Şef Gürer Aykal ile provalar yaptı. Oldu" denilemez.
Rahmi Koç, sıkı bir klasik müzik dinleyicisi olmasaydı, provalara rağmen sırtındaki frakın içinde elbise askısı gibi kalırdı.
Karşısında yere oturan Gürer Aykal zaman zaman vücut diliyle ona rehberlik etti ama Rahmi Bey de müziği hissediyordu.
Sanıyorum bir ömür boyu dokularına işlemiş olan "yöneticilik" de "şef" işleviyle örtüşmüştü.
Şef bageti
Türkiye'nin en büyüğü ve dünyanın en büyükleri arasında yer alan Koç Holding'i mi yoksa 30 kişilik orkestrayı mı yönetmek zor?
Rahmi Koç'un elinde baget, Borusan Filarmoni Orkestrası'na 20 dakika süreyle maestro görüntüleri beni bu sorgulamaya götürdü.
Tüm sanatçıların gözleri, onun elindeki beyaz, ince "şef bagetindeydi."
Alkışlardan sonra salona dönerek izleyenleri selamlarken yüzü kızarmıştı, biraz da terlemişti.
Heyecanlı olduğu hissediliyordu.
İçinden acaba "Milyar dolarlık anlaşmaları imzalarken, genel müdürlerle, CEO'larla, sendikalarla toplantılarda bile bu kadar zorlanmadım" diye düşünmüş müdür?
Herhalde...
Ancak... Çok keyifli olduğu da yüzünden okunuyordu.
Rahmi Koç, hayatı dolu dolu ve kaliteli yaşayan bir dünyalı...
Toprak altı koleksiyonu müthiştir.
Değerli tabloları vardır.
İkisinden de iyi anlar.
Deniz altından da güzel parçalara sahiptir.
2 müzesinde yakın tarihin yansımalarından örnekler fevkalade ilgi çekicidir.
Eli resme, karikatüre yatkındır.
Denizi sever, okyanus aşmıştır. Dünya turunu denizden de yapmıştır.
Okyanus ortasında 3 bin metre derinlikte tekneden atlamış ve yüzmüştür.
Bu seyahatlerden anılarını yazmıştır. Kitapları kolay okunur. Ukalalık yoktur.
Şık giyinir.
Günde 1-2 kadeh içer, buna karşılık namaz da kılar, oruç da tutar. Hacı olmuştur.
İyi bir babadır.
Arkadaşlarına vefalıdır.
Bu güzel yaşamda ilginç anıları vardır.
Çarşamba gecesi 20 dakika için maestro olmak da bunlardan biri...
Fakat...
25 bin euro, bu zevkin karşılığı değil.
Onun karşılığı ile yetenekli bir genç müzisyen, bu sanatın mabedi sayılan kurumlardan birinde eğitim alacak.
gunericivaoglu@milliyet.com.tr

Cafe