
Metin MÜNİR
TMO buğday daha artmaz diyor, bazıları inanmıyor
Buğday fiyatlarında süregelen artış Toprak Mahsulleri Ofisi'nin (TMO) piyasa düzenleyici olarak gevşemesini eleştirenleri haklı çıkarmaya başladı.
Anadolu kırmızı sert buğday Polatlı Ticaret Borsası'nda çarşamba günü kiloda 60 kuruşu gördükten sonra dün 54.50 civarına oturdu.
TMO anadolu kırmızı sert buğdayın fiyatını haziranda 42.5 kilo/kuruş olarak açıklamıştı. Demek ki üç ay gibi bir zamanda buğday fiyatında üçte bir yakın bir artış meydana geldi.
Bazı uzmanlara göre artış devam edecek.
Kuraklığa bağlı olarak hem Türkiye hem dünya buğday rekoltesinde düşüşler meydana geldi.
Stoklar yıllardan beri en alt seviyeleri görürken fiyatlar rekor kırıyor.
Şikago borsasında aralık teslimi bir kile (36.5 kilogram) buğday bütün zamanların en yüksek rakamı olan 7.54 dolara satışı gördü.
Bu durumda TMO gittikçe daha ciddi eleştiri alan iki şey yaptı. Bir, ocak-mayıs döneminde, yani rekoltenin düşük olacağı belli olmaya başladıktan sonra, buğday stoklarını 37.5 kuruştan elinden çıkardı. TMO bu eleştiri için "O zamanki piyasa koşulları bunu gerektiriyordu" diyor.
İki, yeni rekolte piyasaya çıktığı zaman alıcı olmadı. 2006'da 2 milyon ton, 2005'te 5 milyon ton buğday satın alan Ofis'in bu yıl yaptığı alım 125.000 tonun altındadır. Tarihinde yaptığı en düşük alımlardan biridir. TMO tüccar, vesaire tarafından gelen aşırı talep dolayısıyla "Bize mal gelmedi" diyor.
Piyasa iyimser değil
TMO Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü İsmail Kemaloğlu fiyatlardaki mevcut artışı spekülasyona, "piyasanın olumsuzluğu satın almasına" bağladı.
Ofis'in elinde 1.1 milyon tonluk ithal izini olduğunu, ithalatın peyderpey yapılacağını, bunun da piyasayı rahatlatacağını söyledi.
Kemaloğlu "Piyasada 'Ofis müdahale etmeyecek, buğdayın fiyatı 60 kuruş/kilo olacak. Ne olacağı belli değil' gibi laflar var, fiziken piyasaya satış yapmadığımız için pazartesinden itibaren elimizdeki stokları 47.5 kuruş fiyatıyla satışa çıkarıyoruz. Ekim sonu, kasımda da yeni mal gelecek. Fiyatların daha artma ihtimali yok" dedi.
Kemaloğlu'na göre TMO'nun elinde 300.000 ton stok var.
Piyasada konuştuğum bazı uzmanlar Kemaloğlu'nun iyimserliğini paylaşmıyor. Eleştiriler "Fiyatlar aldı başını gidiyor, TMO'nun bunu durduracak stoku yok" şeklinde özetlenebilir.
Türkiye Ziraatçılar Derneği Başkanı İbrahim Yetkin, "İthal etseler bile fiyatların yükselmesini önleyemezler" dedi. "Şu an dünya buğday fiyatları 50 kuruş civarında. Bulunması zor. Ofis, kuraklık görülmesinde rağmen mayısta buğdayı 37.5 kuruştan sattı. Depolasaydı bu sorun olmazdı. TMO ne tüccar gibi ne de piyasayı regüle edici bir şekilde davrandı."
Yem sanayicileri de arpa, mısır ve buğdayda meydana gelen fiyat artışları dolaysıyla et, süt ve yumurta gibi gıdalarda "Ciddi fiyat artışları kapıda" diye uyarıyor.
FÜSUN YENİLMEZ
Ben bu günkü intihalle ilgili yazınızda bahsettiğiniz ve isimsiz olarak gönderilen mailin suçladığı makalenin sahibiyim.
Bu konuda sizin yanlış yönlendirildiğinizi üzülerek gördüm. Sizin gibi usta bir gazetecinin böylesi asılsız haberleri teyit etmeden yayınlamayacağını umuyordum.
Bu nedenle size olayı delilleriyle birlikte sunmayı ve size olayın aslını anlatmayı uygun buldum.
Söz konusu makalelerin her ikisinide size ekte gönderiyorum.
Bu makalelerin her ikiside Endüstri içi Ticaret ile ilgilidir. Sizinde bildiğiniz gibi iktisatta teorik tanımlar ve ölçme yöntemleri vardır.
Bunlarda çalışmayı ilk yapan teorisyenlere atıfta bulunularak yapılır. 2000 yılında ABD bulunduğum sırada bu alanda çalışma yapmış olan değerli iktisatçıların çalışmalarının orjinalini elde etme imkanım oldu (arzu ederseniz orjinal makalaleleri kargo ile gönderebilirim) ve Türkiye'de o yıllarda EİT ile ilgili Türkçe literatür olmadığı için bu makaleleri kendim çevirdim. Makalede yer alan cümleler benim çevirilerimdir. Taktir edersinizki aynı alana yönelik bir çalışmada farklı tanım ve hesaplama yöntemi uyduracak değildim.
Makalelerin teorik girişleri benzer olmasına rağmen sizin de incelediğinizde görebileceğiniz gibi uygulama kısmı ve bulgular birbirinden tamamen farklıdır.
Zaten bilimsel çalışmalarda bu genelde böyle değilmidir? Belli bir teorik zeminden yola çıkıp farklı verilerle bu teoriyi test etmek değilmidir amaç?
Kaldi ki bu konuda tarafima ne bir soruşturma dosyasi ulaşmış ne de hakkımda her hangi bir kesinleşmiş ceza bulunmaktadır. ek olarak yardımcı doçent olarak atanmam esnasında söz konusu makakleleri yayın dosyama koymuş ve bu yayınların bir tanesinin doktora tezimden üretildiğini de 2 yıl önce belirtmiş bulunmaktayım.
Sözkonusu suçlamayı yapan şahsın iddialarından birisi makalelerimden bir tanesinin doktora tezi jürimden 2 hoca ile birlikte yazılmış olmasıdır. Bu durum yadırganacak bir durum olmayıp YÖK'ün de kısa süre önce önerdiği gibi herhangi bir yüksek lisans ve doktora öğrencisinin danışmanı ve ya o konuyla ilgili alanında uzman bir hocayla makale yazması olarak değerlendirilmelidir.
Bu olayı keşfettiğini sana sahıs insanlara saldırmayı, onları izleyerek onların açıklarını bulduğunu sanan ve buna benzer yüzlerce olaya imza atmış birisidir.
Bu konuda sizin de hasasiyet göstereceğinizi ve ekte gönderdiğim belgeleri de dikkate alarak yapılan bu hatayı köşenizde düzelteceğinizi umuyorum
Yrd.Doç.Dr. Füsun Yenilmez
ESOGÜ İİBF İktisat Bölümü
Meşelik kampüsü A Blok 2. Kat
ESKİŞEHİR
R. Serpkenci, Ph.D.
Toronto - Kanada
BAKİ AKKUŞ'UN TALİHSİZ DEMECİ
Türk Fizik Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Baki Akkuş'un sutununuzda gecen, "[15 fizikçinin] intihal yaptıkları iddiaları … doğru ise intihali gerçekleştirenleri şiddetle kınıyor(uz)" sozleri kanimca son derece talihsiz ve yadirganabilecek bir ifade.
Bu konuyla ilgili cesitli kanal ve kaynaklarda biriken ve internet araciligiyla son derece kolay ulasilabilen dokumanlar topluca veya orneklenerek incelendiginde, burada tartismaya hic bir sekilde acik olamayacak intihal(ler) yapildigi kesin. Bu incelemeyi yapmak icinde gerekli olan iyi bir Ingilizce bilgisi, 3-5 saat, ve gercek anlamda "akademik" bir dusunce yapisi.
Sayin Akkuş'un ve/veya Türk Fizik Derneği'nin konuya yakinliklari ve konumlari itibariyle boyle bir incelemeyi yapmis ve bu konuyla ilgili hic bir tereddute yer birakmayacak bir aciklama ile kamu oyuna ulasmis olmalari kanimca daha uygun olurdu.
Bu konuyla ilgili "karar merci" olarak devamli YOK'un gosterilmesi, durumu disaridan izleyen akademisyenler icin garip bir durumu daha da garip bir hale getirmektedir. Bu konuyla ilgili veya ilgilenen binlerce akademisyen konuyu kendileri ve kolayca inceleyerek kararlarini zaten vermislerdir.
YOK'un ileri tarihlerde konuyla ilgili verebilecegi "burada intihal vardir" karari, "geciken adalet adalet degildir" kavramindan hareketle zaten fazlaca bir deger tasimayacaktir. (Ancak YOK'un inceleme ve karar verme ivmesi, Turk akademik dunyasinin calisma tarzini orneklemesi acisindan son derece talihsiz bir baska goruntu olusturmaktadir). Bundan daha kara bir goruntu olasi ise, oda YOK'un ileri tarihlerde konuyla ilgili verebilecegi "burada intihal yoktur" kararidir!
Sonuc olarak, kanimca bu konu, gercek anlamda akademik bir kultur yapisi icinde yetismis ve gerekli incelemeyi yapma olanagi bulmus (Turkiye icinde ve disindaki) tum dusunurler icin kapanmistir. Bu acidan, YOK ve/veya konuyla ilgili diger akademik birimlerin bu konuyla ilgili verecekleri herhangi bir kararin--en azindan Turkiye disindaki akademik dunya acisindan, ve bu gec saatten sonra, hic bir degeri olmayacagi kanisindayim.
Seval Çetin
SEN DE Mİ BRUTUS?
Siz de mi işin peşini bırakıyorsunuz? Tam da basından da bu konuda duyarlı bir yazar çıktı nihayet derken... Ama haklısınız da bu çürümüş sistemde istediğiniz kadar yazın çizin hani YÖK ten bir tepki? Neyi düzeltebiliriz ki, sistemem uymayı denemek belki daha akıllıca vicdanı bir kenara bırakıp. Çal- yayın yap ve prof ol. Sistem dürüstü sadece cezalandırıyor.
Prof. Dr. Engin MERİÇ
İstanbul Üniversitesi Emekli Öğretim Üyelerinden
GÖRECEKSİNİZ BU OLAY DA SÜMEN ALTI EDİLECEK
Milliyet Gazetesi'ndeki yazılarınızı T. C. Üniversitelerine Emekli Sandığı kayıtlarına göre tam 44 yıl hizmet vermiş ve usulsüzlüklerle yıllarca savaşmış, "İstanbul Üniversitesi'ndeki bir Profesörlük Kadarosu'na YÖK'e karşı Danıştay Kararı ile atanamış bir öğretim üyesi olarak" büyük bir zevk ile okudum. Bahsettiğiniz konular hiçte yeni değil. Bildiklerimi sayfalara dökerek size iletmem ise hiç mümkün değil. Çünkü bunları yazmak günlere mal olur.
16 Eylül'de yazmış olduğunuz birinci yazınızda ODTÜ, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi, Dicle Üniversitesi ve Mersin Üniversitesi gibi 4 üniversitede görevli, Dekan, Profesör, Doçent, Yardımcı Doçent, Öğretim Görevlisi ve Doktora Öğrencisi olan 14 kişinin bilimsel hırsızlıkla suçlandığına değiniyorsunuz. Keza YÖK ile bu kişilerin bağlı oldukları üniversitelerin harekete geçmeleri gerektiğini belirtiyorsunuz. Bunu takiben yazdığınız ikinci yazınızda ise YÖK Disiplin Kurulu'nun bu konuları incelemek üzere toplanacağına değiniyorsunuz. Tahmin ederimki toplantı yapıldı ve üzerinden yaklaşık 10 gün geçti. Ben şahsen bu konuyla ilgili olarak bu kişilere bir ceza önerildiği veya verildiğine dair herhangi bir haber duymadım.
Geçmiş yıllarda bu ve benzeri olaylar oldukça fazla sayıda gerçekleşti. Çalışmalarının kopyalandığı konusunda bazı araştırıcıların mahkemeye başvurduğunu yine gazetelerden öğrendik. Keza Anadolu'daki bazı üniversitelerde benzer konulardaki başvurular hep neticesiz kaldı. Özellikle bazı kişilerin, bu gibi olaylar zaman aşımına uğradı diyip keyifle ortalarda dolaşması çevrelerinde epeyce konu oldu. Ne yazıkki bu gibiler halen Doçentlik ve Profesörlük Jürilerine girebiliyor, Doktora ve Yüksek Lisans Tezi yürütebiliyor ve bu konulardaki jürilerde görev alabiliyorlar. Durumu siz düşünün artık.
Dediğim gibi 44 yıllık üniversite yaşamımda ve emekli olduktan sonra geçen sürede bu gibi nedenlerden ötürü herhangi bir öğretim üyesinin şu veya bu şekilde ceza aldığını, hele üniversite ile ilişkisinin kesildiğini hiç duymadım. 19 Eylül tarihli yazınızda değindiğiniz gibi "Bir ülkede intihal kitabı olanlar eğer TÜBİTAK'a bilim ödülü adayı olarak öneriliyor, TÜBİTAK uluslararası yayın sayısı yüksek diye ders kitaplarında intihal yapanlara bilim ödülü verebiliyor, intihalciler Dekan atanabiliyor, Başbakan Müsteşarı ve sonra da Milletvekili olabiliyorlarsa Nature'deki intihal haberinde bir dekan adının da bulunması sürpiriz değildir" diyorsunuz.
Bakın göreceksiniz bu olayda geçmişte olduğu gibi yine sümen altı edilecek, durumu örnek olarak gören genç nesil yine önümüzdeki yıllarda bu gibi olayları tekrarlamaktan hiç çekinmiyecektir. Günümüze kadar ve günümüzde bu gibi olaylar herhangi bir şekilde cezalandırılmadığından, gelecek nesillerde de birçok kişi benzeri durumları korkusuzca tekrarlayacaktır.
mmunir@milliyet.com.tr

Cafe