Milano'da alışverişi kasmaya gerek var mı?
malphan@milliyet.com.tr
Milano sevdiğim şehirlerden değildir. "İtalya" demeye bin şahit ister. Güneyde güneş açarken burası gri, soğuk; insanlarının sıcak İtalyan halkıyla uzaktan yakından ilgisi yok. Roma'nın ihtişamının kıyısından geçmez, çirkin binaları bile var. E bir de içinden nehir geçmeyince, manzaralı restoranları falan da olmuyor.Ancak Milano'da moda deyince akan sular durur. Bildiğiniz gibi moda alanında topu elinde tutan dört şehir var: Milano, Paris, New York ve Londra. Favorim Londra. En fazla yaratıcılığı orada görürsünüz. New York sıkıcı. Aşırı giyilebilir olmalı sunulan kıyafetler. Sanayi kokar. Paris iyidir, kendine göre bir havası vardır. Milano'da podyuma çıkan kıyafetler ise hem giyilebilir nitelikte hem modanın ta kendisidir; feminendir.
Topuksuz çıkmıyorlar
Şehirde gezen kadınlara baktığınızda da aynı giyim tarzını görürsünüz. İnsan hep mi şık olur? Arada bir salarsın kendini, değil mi? Ama yok, ne zaman gitsem bakıyorum, Milanolu kadınlar için topuklu ayakkabısız sokağa çıkmak, çıplak gezmek gibi bir şey.Yolda "Bu da ne giymiş böyle?" diye şaşırtacak tarzda giyinene rastlamazsınız. Amaç, şık, modaya uygun ve kadınsı görünmek.
Geçtiğimiz hafta da moda haftasının ilk üç günü için Milano'daydım. Birkaç defileye gitme ve şehrin moda caddelerinde vitrinlere göz atma şansım oldu. Milano'ya turistik amaçlı gelen çok kişi olmuyor. Bina göreceksen Roma var, Floransa var. Romantizm istiyorsan Venedik var. Buraya bizim zengin Türk kadınları gibi tipler dünyanın dört bir yanından alışverişe geliyor.
E alışverişe geldiyseniz zaten gideceğiniz yerler belli. Bir tanesi Piazza Duomo. Gerçi artık buradaki markaların çoğu bizde de var, esprisi kalmadı yurtdışına alışverişe gitmenin.
Ben bir heves buradaki H&M'e girdim. Hani şu İstinye Park'a "Yok geldi, yok gelmiyor, yok 2008'de gelecek" diye konuşulan marka. Alışveriş merkezinin en alt katını markaya rezerve etmek için araba galerisi mi ne yapmışlar... Çok komik!
Neyse, her yurtdışı seyahatimde uğradığım yerlerdendir H&M. Topladığınız kıyafetlerle soyunma kabinine yol alırken bitap düşersiniz çünkü gördüğünüz her şeyi denemek istersiniz. Ancak dedim ya, bu sezon hiçbir şey yoktu. Geçen yılın 60'lar esintili giysileri çok tutmuş olmalı ki bu sezon da aynı tip kıyafetleri dayamışlar reyonlara.
Dondurma hasreti
Mağazada komik bir diyaloğa da şahit oldum. Üç çıtır manken kızımız bir yandan mont deneyip bir yandan da aralarında konuşuyorlar. Kızlardan biri heyecanla anlatıyor: "Dün dondurma yedim. Harikaydı!" Diğerleri de "Hadi ya!" gibi bir şeyler söylüyor. Yani mankenler "sıfır beden" hevesinden vazgeçmiş değil.Neyse, Milano turumuza devam edelim.
Duomo'dan çıktık, geldik Via Della Spiga'ya... Bu caddede, astronomik fiyatlı ürünleri olan markaların mağazaları var. Chanel, Prada, Dolce&Gabbana, Bulgari, Bottega Veneta vs... Prada ve Dolce&Gabbana'dan neredeyse her caddede ikişer tane var. Bizdeki Starbucks'lar gibi.
Prada berbat! Deli gibi satıyor ama kıyafetler çok fena. Özellikle erkek mağazasının vitrinini görmeliydiniz. Erkek mankene en berbatından bir füzo giydirmişler, üstüne de eskimiş banyo halısı tadında bir kazak. Fiyatını boşverin.
Gelelim sade tasarımlarıyla tanıdığımız Armani'ye. Vitrindeki erkek manken pullardan yapılmış zikzak desenli bir kazak, altına da lame deri bir pantolon giymiş.
Dolce&Gabbana'nın kalın metal kemerlerini görmüşsünüzdür belki. Önden asma kilitle kapatılıyor. Yani yemeği biraz fazla kaçırırsanız kemerinizin içinde boğulabilirsiniz.
Kısacası, moda bu kış çuvallamış. Vitrinlere bakıp diyebiliriz ki markalar mağazanın içine sadece gay'leri çekme peşinde. Ne de olsa giyime en çok onlar para harcıyor.
Önümüzdeki yaz neler moda?Defile 1
Alessandro Dell'Acqua defilesi için Nhow adlı butik otelin garajına podyum kurmuşlar. Mankenlerin podyuma çıktığı yere fuşya ışıklı bir ekran yerleştirmişler. Davetliler de gri metal banklara oturup seyrediyor. Dell'Acqua bolca organze, şifon gibi uçuşan kumaşlar kullanmış. Göğüs altında bollaşan elbiseler ve 60'ların yaka modelleri devam ediyor.Koleksiyonda bol kapriler, kısa ceketler, dokulu baskılar ve korsemsi kalın kemerler var. Tasarımlar bir yandan çok sade, diğer yandan neredeyse futüristik bir görünüme sahip. Kötü haber; beyaz çerçeveli büyük gözlükler önümüzdeki yaz da olacak.
Defile 2
Vogue'un meşhur editörü (hani şu "Şeytan Marka Giyer" filmine esin kaynağı olan kadın) Anna Wintour'un favori markalarından Blumarine defilesinde gözlerim ön sıralarda kendisini aradı; ne var ki gelmemişti. Ama çok sayıda ünlü oradaydı, kameralar yüzünden şov 1,5 saat geç başladı. Fonda insana "Orada olmak vardı" dedirten güzel bir St. Tropez manzarası yer alıyordu: Sahilde mavi pancurlu, pastel renklere boyanmış binalar, kalabalık kafeler ve sahile demirlemiş yatlar...Rengarenk koleksiyon zenginlerin tatil bavulunu yansıtan cinsteydi. Bol miktarda uzun plaj elbiseleri vardı. Eda Taşpınar'ın Türkbükü'nde bütün yaz giydiklerinin güzellerini düşünün... Benim en çok dikkatimi çeken kısa taytlar oldu. Bunlar ne zaman dönecek diye düşünüyordum.
Defile 3
Etro defilesi kocaman, bembeyaz, hangar gibi bir yerde gerçekleşti. Dev ekrana ve podyuma kaleydeskop görüntüleri yansıtılmıştı. Koleksiyon, içinde her şey olan çorbalara benziyor. Etnik de var, safari de, askeri tema da, leopar desen de, püskül de, bisikletçi taytı da, Rus köylüsü de... Tüm bunlar bir kıyafette buluşuyor. Her yiğidin harcı değil yani.Sonuç
Defilelerden çıkan temel görüntü şu: İç giyim esintili kıyafetler, kısa şortlar, kısa deri ceketler, mini etekler, paçası kıvrılmış pantolonlar...Yaza daha çok var ama aklınızda bulunsun.

Cafe