
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
Martıyla yanyana balık avlamaya özenen karga
15 günlüğüne Köyceğiz "kaleideskop"uyla değişip duran renkleri ve biçimleri izlemenin afallatıcı serüveni yine sona eriyor.
Birbirinden değişik, binbir türlü yaşam filmiyle; genç - yaşlı çeşit çeşit canlı portrelere tanık olduğumuz Köyceğiz'le çevresi...
* * *
87 yaşındaki özel mi özel bir "fenomen" olan, dünyadaki tek kadın yat kaptanı ve yazar June ile Dalyan'da Kamer Mumcuoğlu'nun -her göze malum olmayan- Kamarca'sında zarafet şampiyonluğunu kazanabilecek bir sofra...
* * *
Kamarca'nın kendine özgü dünyasında, nihayet aşçılık öğrenmeyi yeğlemiş 22 yaşında jeoloji fakültesi mezunu güzel bir kız, servis talimleri de yapmada.
Ve bir de, iri mi iri bir "Senbernar" köpeği...
* * *
Alp dağlarında kızak çeken ve kaybolmuş alpinistleri, boynunda asılı konyak şişesiyle bulup kurtaran "Senbernar"ın, oraya nasıl geldiği uzun bir hikâye.
Jeolog genç kızın, fakülteyi bitirdikten sonra neden aşçı olmaya karar verdiği de ayrı bir hikâye.
* * *
Türkiye'nin akıldaneleri; tartışmalar, çatışmalar, tepişlemelerle 21. yüzyılın hızlı akıntıları içindeki teknelerini; bir oraya, bir buraya yatıradursunlar...
* * *
Şimdi yeni moda, Türkiye'yi benzetmek!
Önüne gelen benzetip duruyor Türkiye'yi; ya Cezayir'e, ya Malezya'ya, ya Brezilya'ya...
* * *
84 yıl önce Cumhuriyetçiler dönemi ekonomisinin; ne o dönemdeki sosyalist ekonomilere, ne de kapitalist ekonomilere benzediğini eleştirenlere Gazi ne demişti:
- Biz bize benzeriz.
* * *
Güveçte kuru fasulyesi ve ocaktan çıkma çeşit çeşit pideleriyle ünlendikçe ünlenen Osman Aydın'la eşi Şadiye Aydın; çorbaları, tavuk dolmaları, yoğurtları, pideleriyle birlikte iftar etmek için bize geldiler.
İftar misafirinin böylesi dostlar başına...
* * *
Onlarla da; evlenerek bir çocuk doğurduktan sonra, ikinci çocuğunu eski sevgilisinden yapıp, sonra da eski sevgilisine kaçan genç bir kızla; elleri böğründe kalan genç kocaya ait dedikoduları konuştuk.
Bu arada öğrendik ki, "azgın"lığıyla tanınan genç kız; duruma göre bazen başını örtüyor, bazen de örtmüyormuş.
Ayrıca şık giyinmeye de çok meraklıymış.
* * *
Köyceğiz Gölü karşısındaki bir balık lokantasının sahibi Hasan Aybars'la eşi Cahide Aybars'la da eğlenceli konuşmalarımız olur; İstanbul'dakilere pek benzemeyen konuşmalar...
Kendileri geçinemeyen öğretmenlerin; hayatla baş edecek donanım ve güçte nasıl öğrenci yetiştirebileceklerini hiç konu ettiğimiz olmadı örneğin.
Ama bir zamanlar lokantada, gelip müşterilerin başına konan muhabbet kuşu Fıstık'ı andığımız çok oldu.
Fıstık artık yoktu, ölmüştü.
* * *
Değişik dallar ve düzeylerde de olsa, kendi lokantalarının mutfaklarında başarının bayraklarını yükselten kadınlar...
Ve jeoloji fakültesine girme hakkını kazanabildiği için; fakülteyi bitirip, piyasası bulunmayan bir diplomayla "aşçı" olmaya karar veren jeolog genç kız.
* * *
Açık deniz şileplerinde çalışmış olduğunu söyleyen 32 yaşındaki bir genç de, şöyle bir uğradı bize...
İşsizmiş; İstanbul'daki deniz otobüslerinde çalışmak istiyormuş ama, pistonu yokmuş.
* * *
İstanbul Sütlüce'de, bir lokantanın kıyısındaki bir istimbotu sarmalayarak, lokantanın rıhtımına da bağlayan; plastikten kalın bir kordonun üstünde gördüğüm bir kargayla bir martı geliyor sık sık aklıma.
* * *
Martı kalın plastik kordonun üstünde, denizdeki balıkları gözlüyordu. Karga da onun yanında, gözlemeye çalışıyordu balıkları.
Derken bir ara martı dalıveriyordu denize. Karga dalamıyor, kalın plastik kordonun üstündeki yosunları gagalamakla yetiniyordu.
* * *
Atatürk ilke ve inkılapları doğrultusunda çağdaş uygarlık düzeyine ulaşacaksak bir gün; herhalde martıyla, martıya özenen kargaya benzeyerek ulaşmayacağız.
Ne demiş Gazi:
- Biz bize benzeriz.
* * *
O nedenle de hiç kolay değil anlamak; bizi ille de şuna buna benzetmek ve bazen de sadece benzetmek isteyenleri.
* * *
Enseyi karartmayın.
Hele hele yazı dünyalarının, pek de umursanmamış ve umursanmayan bahçelerini seviyorsanız.
c.altan@prizma.net.tr

Cafe