
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
Olmaz olmaz deme, 'olmaz' olmaz
İncili Çavuş'a sormuşlar: - Çavuş, Başbakan Tayyip Bey'le nihayet New York'a kadar taşınmış olan, Kuzey Irak politikamızla ilgili "sabrımız" ara nağmesi; sence neye benzeyip, sana neyi hatırlatıyor?
İncili Çavuş:
- Ateşte unutulmuş bir çorbayı, demiş.
Ve eklemiş:
- Ha taştı, ha taşacak, taşıyor... Taşan çorba, ateşi mi söndürecek; yoksa çorbanın dibi mi tutacak; hiç belli değil orası da...
* * *
Siyasal partiler çoğaldıkça, seçimlerde etkili olabilmek için ne tür sloganlar kullanmak gerektiğini saptamakla uğraşan bir kuruluş; nihayet en keskin siyasal propagandanın şu sloganla çok rahat yaygınlaşabileceğine karar vermiş:
- Ne istediğinizi bilmiyorsanız, bize oy verin, bize oy verin. Hepsini mutlaka bulursunuz bilemediğiniz tüm isteklerin.
* * *
Şimdi bazı siyasal parti başkanları da, sormaya başlamışlar aynı kuruluşa:
- Acaba ne yapacağını bilmeyen liderler için de, bazı nutuk örnekleriniz var mı, diye.
Yanıt şu olmuş:
- Şimdiye dek söylenmişleri tekrarlayın.
* * *
Ağızdan ağza dolaşan yeni bir fıkra:
Bir "yazı" emekçisi, yan tarafında tek başına kendisinin de oturduğu ihtiyar ve huysuz bir kadına ait bir apartman dairesini tutmaya kalkmış.
* * *
Yaşlı kadın:
- Yalnız bakın haber vereyim, diyormuş; sessiz sakin yaşamaya düşkünümdür ben. Yanımdaki dairede müzik sesi, dans mans, köpek havlaması, bağırma çağırma, hatta yüksek sesle telefon konuşması bile istemem; ona göre, şayet razıysanız...
* * *
İleri sürülen koşulları dinlerken gülümseyen yazar:
- Bilmem ki ne yapsak, demiş; yazılarımı tükenmez kalemle düzeltirken, bazen kalemin ucu hafifçe bir sürtünme sesi çıkarıyor.
* * *
İhtiyar kadın beklenmedik bir yanıt vermiş:
- Kalemlerin çıkardığı sese ben değil, "301"inci madde karışıyor.
* * *
Mevcut Anayasa'nın Türkiye'ye artık dar gelip gelmediği tartışıla- dursun...
Annenin biri, ilkokula henüz başlayan 7 yaşındaki oğluna yeni giysiler almak için tanıdığı bir mağazaya girmiş.
Gömlek, ceket, pantolon falan; hepsini hemen giyinmiş küçük çocuk ve ana-oğul mağazadan dışarı çıkar çıkmaz müthiş bir yağmur başlamış.
Saçak altlarına sığına yürüye; 10 dakika ya gitmişler, ya gitmemişler ki; yeni alınan ceketin kolları da, pantolonun paçaları da çekilip küçülüvermiş.
* * *
Anne, yanında oğlu, öfkeyle geri dönmüş mağazaya. Çocuğun üstündeki biraz önce alınmış ve yağmurun altında küçülüvermiş giysileri göstererek, ağzına geleni söyleyeceği sırada; mağaza sahibi hayran hayran, çocuğun başını okşayarak bağırmaya başlamış:
- Ah işte tam bir mucize, rastlanmadık bir mucize. Maşallah ne kadar da çabuk büyüyüverdi yavrunuz...
* * *
Mevcut Anayasa'nın Türkiye'ye dar gelip gelmediği tartışılırken; insanın sorası geliyor:
- Acaba Türkiye mi büyüdü; yoksa kumaşının kalitesizliği yüzünden, onca fırtına altında Anayasa mı büsbütün çekti, küçüldü?
* * *
Av. Taner Aktop'a, bir yığın fıkra yağıyormuş tanıdıklarından. İşte onlardan bir tanesi:
Adamın biri, arabasıyla kırmızı ışıkta dururken; karşı tarafta küçük bir çocuğun kucağındaki köpekle, trafik polisinin ceketini çekiştirip durduğunu görmüş.
Çocuk polisin ceketini çekiştirdikçe, polis de çocuğu eliyle itip duruyor ve bağırıyormuş:
- Git başımdan defol...
* * *
Çocuk, kucağındaki köpeği göstere göstere polisin hem ceketine yapışıyor, hem de bir şeyler anlatmaya çalışıyormuş.
Sonunda çocuğun ensesine hafif bir tokat vurmuş polis ve elinin tersiyle de:
- Git hadi git, diye itmiş çocuğu.
* * *
Durumu arabasından izleyen adam; yanına sokulmuş çocuğu kovan polise sinirlenerek, inmiş arabasından ve polisin yanına gidip:
- Ayıp ayıp, demiş; nasıl itip kovabiliyorsun sana sığınan bir çocuğu?
Polis:
- Siz, demiş; çocuğun inatla ne dediğini ve ne istediğini biliyor musunuz?
* * *
Adam:
- Ne diyecek, demiş; herhalde karşı tarafa geçmek için, yardım istiyordu.
Polis:
- Yok efendim yok, demiş; kucağındaki köpekle evlenmemi istiyordu. Tutturdu da tutturdu:
"- Ne olur kocası ol bunun; yavrularının polis köpeği olmasını çok istiyorum, diye...
* * *
Gerginleşen kutuplaşmalar ortamında ise, tam tersine gerçek bir "hukuk devleti"nin babası olmak iddiasıyla, kocalık etmeye sıvananlar o kadar çok ki...
Dileriz nikâhtan önce, kimse kimseyi kaldırmaz dağa.
* * *
Uğur Koçlu'nun bir şiiriyle bitirelim yazıyı:
Neredesiniz
Salınıkalmış salıncak
oyunumuz yarıda
kale yerli yerinde
parlak hâlâ kaydırak
güvercinler sessiz
ben kırkında
çocuk parkında
kimsesiz
c.altan@prizma.net.tr

Cafe