Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 01 Ekim 2007 / Pazartesi  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Çiklet atıcıları


yural@milliyet.com.tr

Bir arkadaşım söyledi. Amerika'da bir kahvede masaların üzerine şöyle bir yazı koymuşlar: "Siz bizim bardaklarımızı kül tablası olarak kullanmayın, biz de size kahvelerinizi kül tablasında getirmeyelim."
* * *
Gerçekten dikkat ettim de, bizde de yaygın bir alışkanlık bu. Lokantalarda yemek tabaklarını, kahve ve çay bardaklarını kül tablası olarak kullananlar oldukça çoÇunlukta. Bu alışkanlıklarını, elbette evlerinde sürdürenler de var. Ama bu aileye ve kişiye göre deÇişiyor. İşin daha ilginç yanı, sürücülerin bu konudaki ortak tutumları. İster taksi, ister özel otoların sürücüleri olsun; sigaralarının küllerini pencereden dışarı silkip, bitince de izmaritlerini sokaÇa atmayı neredeyse bir görgüsüzlük kuralı haline getirmiş olmaları.
* * *
Sokakta yürürken çok dikkatli bakmamıza gerek yok. Her yer sigara izmaritleriyle dolu. O lüks arabalardaki çaÇdaş görünümlü insanlar bile, arabaları sigara kokacak diye kül tablalarını aksesuvar olarak kullanıyorlar ve caddelere, sokaklara atıyorlar
* * *
Özellikle bir taksiye bindiÇim zaman, şoför izin almaya bile gerek duymadan sigara içmeye başlamışsa, hemen kül tablasını açıp bakıyorum. Sanki yeni alınmış gibi pırıl pırıl olan kül tablasını gördükten sonra dayanamayıp soruyorum: "Kül tablasını neden kullanmıyorsunuz?" Şoförün savunusu oldukça açık: "Sigara kokuyor, müşteriler rahatsız oluyorlar!" O da, gördüÇünüz gibi, bu sorunu sigarayı sokaÇa atarak çözüyor. Oysa hiç kimse, bir sigara filtresinin (selüloz ve asetattan üretilen bu atıÇın); iki yıldan önce çürümediÇini düşünmüyor.
* * *
Günde bir paket sigara içen biri, her gün sokaÇa on sigara atsa, bu ayda üç yüz, yılda da üç bin altı yüz filtre ediyor. Bu büyüklerimizin yaptıkları... Peki ya bir de sizler gibi çiklet atıcıları var. Bunlara ne demeli?..
Hemen hemen hepimizin en sinirlendiÇi şey; yolda giderken ayakkabımızın altına bir çiklet yapışmasıdır. Bundan hoşlanan birinin olacaÇını da pek sanmıyorum. Biliyorsunuz çikletler; tatlandırıcı, renklendirici (gıda boyaları), kauçuk ve sentetik reçineden oluşur. Çikleti çiÇnerken şekerini ve boyasını yutarız. Geriye kalan tatsız kısmı da, çiÇnedikten sonra bıkar atarız. Ne yazık ki atılan kısmın kauçuk olan yanı oksijenle yapışkan özelliÇini kaybedip doÇaya karışırken, sentetik reçine beş-altı yılda yok olmaz.
Bu önemli sorunu, çevreci "çiklet hastalarına" özellikle duyuruyorum.


PAZAR
"Dedemle anneannem uzaylılar gibiydi!"
"Kimseye 'Abi seni yemeye çalışıyor' dedirtmeyeceğiz"
Hokkabaz değil jonglör!
Bu tabakları bir ayda 1 milyon kişi görecek
Merdiven çıkarken göğsünüz ağrırsa...
Kuğunun son şarkısı
Ramazan sofraları
Poitiers'ye dönüş
Kötü imla iyisini kovar
Hey gidi günler!
Terazilere öneriler
Dülger ızgara güzeldi
Anayasa tarihimizin iki dönüm noktası
Mahalle maçında kızlar oynamaz
Çiklet atıcıları
Duman kokulu bira





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Milor
İlber Ortaylı
Tuba Akyol
Yalvaç Ural
Mehmet Yalçın

   
© 2006 Milliyet