Yorumcular ne işe yarar?
Geçenlerde bir futbol yorumcusu şöyle bir iddiada bulundu: "Ankaraspor maçında Nobre'nin golünü iptal ettiren yardımcı hakem Adil Sinem, Nobre'nin Fenerbahçe'deyken Rize'ye elle attığı golü veren yardımcı hakemdi"... Diyorsunuz ki "Vay be, hakem günah çıkarmış demek ki..." Araya başka yorumcu giriyor yanlışı anında düzeltiyor. Araştırdığını ve hakemin Adil Sinem olmadığını söylüyor.
Sonra "her şeyi ben bilirim" edalı bir başka yorumcu "Feldkamp, Galatasaray dışında hiçbir takımı şampiyon yapmadı" buyuruyor...
Bu defa "Allah Allah" diyerek "Kaiserslautern'i şampiyon yapmamış mıydı?" diye düşünüyorsunuz.
İçinizde bir kuşku oluşuyor tabii. İnternette küçük bir araştırma yapıyorsunuz ve bakıyorsunuz ki; Feldkamp, Kaiserslautern'i 1991 yılında şampiyon yapmış... Yani iddialar, baştan aşağı saçma... Daha ötesi paranoya üreticisi... Bundan daha da kötüsü, kendini öne çıkarmak için başkasını yok etmeye heveskar bir tavır içeriyor...
Önceki akşam da bir futbol programının ana gündemi "Beşiktaş nasıl düzelir"di?.. Fesuphanallah!!!
Sorum şu:
Futbol yorumculuğu gerçekten gerekli mi? Ekranlarda saatlerce yapılan konuşmalar, gazete, dergi sayfalarını dolduran onca yazı ne işe yarıyor?Mesela maçlarda yapılan yanlışlar anlatılıyor uzun uzun... Rakibin iyi analiz edilmemesi, oyun düzenindeki hatalar, dizilişteki yanlışlıklar, oyuncu değişikliğinin zamanında yapılmaması ve saire...
Peki tüm bunların muhatabı kim? Sözü edilen hataların sorumlusu kimse o, di mi? Yani "teknik kadro". Teknik kadro, işi gücü bırakıp cumartesi, pazar ve pazartesi geceleri, "o kanal senin bu kanal benim" deyip saatlerce izliyor mudur, bu programları? Ya da ertesi günü gazetelerde çıkan yorumları ne kadar dikkate alıyorlardır acaba?
Zaten Zico ve Feldkamp, ne mutlu onlara ki, dilimizi bilmiyorlar. Ancak ben Ertuğrul Sağlam'ın ya da Bülent Uygun'un da bu yorumlara kulak astığını sanmıyorum. Ziya Doğan'ın, Abdullah Avcı'nın, Mesut Bakkal'ın da... İzliyorlarsa bile, bir çoğuna gülüp geçiyorlardır, muhtemelen... Gerçi Ziya Doğan'ın zaman zaman bu girdaba kapıldığını görüyoruz; ama kim olsa düşer takılır...
Bir bilgiçlik, hakaret, ben söyledim oldu içeren futbol programı sistematiğinde oynayama çalışıyor herkes. Kim olsa düşer takılır... Ben bile bunu söylerken bir bakmışsınız düşüp takılmışım. Hatta şu anda neyi yazıyorum ki di mi?
Kim kime akıl veriyor?
Bir kere, futbol yorumcularının futbolu teknik direktörlerden daha iyi bildiklerine dair bir kanıtımız var mı? Yok!Çünkü yorumcular takım çalıştırmamışlar (zaman zaman yorumculuk yapan teknik adamları konu dışı bırakıyorum), kimi hiç futbol oynamamış, futbol oynayanların büyük bir kısmı da sonraki yıllarda futbolla ilişkisini üç büyüklerin maçlarını izleyerek sürdürmüş. İçlerinden bir çoğunun, dünyanın kalburüstü takımlarının -Barcelona, Real Madrid, Manchester United, Liverpool, Chelsea, Arsenal, Milan, Inter ve benzeri- onbirini sayacak kadar bile dünya futbolunu takip ettiklerini sanmıyorum.
Teknik direktörlerin en vasatı bile bu ligde top koşturan oyuncuları tanır. Tanımaktan kastım, hangi ayağını kullandığını, savunmada-hücumda nasıl olduğunu ve benzerini bilmek... Bu birikime sahip hocaların eski bir hakemden ya da herhangi bir "herşeyibilen"den alacağı akıl olabilir mi?
Hal böyle olunca, "herşeyibilen"ler, aslında sadece taraftara konuşuyor. Konuştukları şeyler de zaten taraftarın kendi arasında konuştuklarından çok farklı değil. Üstelik üslubu ele alırsak, o tam anlamıyla yerlerde sürünüyor... Öğretici denilebilecek yorum yapanların sayısı ise bir elin parmaklarını geçmiyor.
Birkaçının "şovmen"lik dışında bir özelliği yok. Bu sadece benim fikrim değil, kendileri de bunu itiraf ediyor. Bütün yaptıkları, genel düşüncenin aksini söyleyip tartışma odağı olmak, gündeme gelmek...
Son söz
Aslında bu kadar yazmaya da gerek yok... Meseleye şöyle bakmak da mümkün: Futbol yorumculuğu, insanların ekmek parası kazandıkları bir sektördür...Ben de sayelerinde ekmek parası kazanıyorum ve onların kıymetini çok iyi biliyorum...
Ben de yanlış biliyormuşum!
Rahatsızlık sebebiyle geçici bir aradan sonra yine beraberiz... Kaldığımız yerden devam edelim o zaman...
Bir musibet bin nasihatten gerçekten de iyiymiş. Ben gördüm oradan biliyorum. Hatta duruma uygun birşok atasözünün de hakkı varmış, hepsine selam eder ellerinden öperim.
21 Eylül Cuma günü yayımlanan "Onlar Yanlış Biliyor" başlıklı yazımda ATV Santra'da geçen bir tartışmaya değinmiştim. Bülent Tulun, Eric Gerets'in 2005-06 sezonunda Galatasaray'ı şampiyon yaparken puan rekorunu kırdığını söylemişti. Ben de dikkatli bir gazeteciyim ya hemen notumu almış, sayfamı hazırlarken de bu konuya değinen yazıyı hazır edivermiştim. Onlar yanlış biliyormuş da, sanki bir ben biliyormuşum da… Ertesi gün bitmeden gelen maillerle aklımı başıma toplayıverdiler sevgili okurlarım. Başkalarının yoğurduna ekşi derken ben sütü unutmuşum, hatırlattılar...
Durum şudur ki; Ne Bülent Tulun ne ben ikimiz de yanlış biliyoruz hatta kendi adıma şöyle diyeyim bilmiyormuşum bile. Puan rekoru ne 2003'de Beşiktaş tarafından ne de 2005'de Galatasaray tarafından kırılmış. Rekor, 1989'da bir başka rekorun kırıldığı yıl gelmiş. 1989 yılında 19 takımlı ligimizi şampiyon bitiren Fenerbahçe 103 golle Türkiye rekoru kırmıştı. Fenerbahçe'nin topladığı puan da 93'müş. 36 maç sonunda 93 puan toplayan Fenerbahçe'yi, 100. yılında 85 puanla şampiyon olan Beşiktaş'ın önüne geçiren şey ise ortalamadaki küçük bir fark. Beşiktaş'ın sezon ortalaması 2.5 puanken, Fenerbahçe'ninki 2.58.
Dikkatli okurlarım uyardı. Yanlışımı gördüm. Şimdi de yazıyorum. Yalnız fark ettim ki; üzüm üzüme baka baka gerçekten kararıyormuş. Kıratın suyundan içen de ya suyundan ya huyundanmış...
| TAKIMLAR | O | G | B | M | A | Y | P |
| Fenerbahçe | 36 | 29 | 6 | 1 | 103 | 27 | 93 |
| Beşiktaş | 36 | 25 | 8 | 3 | 81 | 21 | 83 |
| Galatasaray | 36 | 20 | 9 | 7 | 76 | 31 | 69 |
| Sarıyer | 36 | 21 | 5 | 10 | 70 | 43 | 68 |
| Trabzonspor | 36 | 19 | 7 | 10 | 59 | 38 | 64 |
| Ankaragücü | 36 | 17 | 9 | 10 | 53 | 41 | 60 |
| Boluspor | 36 | 15 | 7 | 14 | 48 | 43 | 52 |
| Konyaspor | 36 | 14 | 4 | 18 | 43 | 59 | 46 |
| Bursaspor | 36 | 12 | 8 | 16 | 42 | 53 | 44 |
| Sakaryaspor | 36 | 12 | 8 | 16 | 43 | 57 | 44 |
| Karşıyaka | 36 | 11 | 10 | 15 | 50 | 54 | 43 |
| Malatyaspor | 36 | 11 | 10 | 15 | 59 | 68 | 43 |
| Adanaspor | 36 | 11 | 9 | 16 | 53 | 56 | 42 |
| A.Demirspor | 36 | 12 | 6 | 18 | 51 | 73 | 42 |
| Altay | 36 | 11 | 8 | 17 | 40 | 58 | 41 |
| Eskişehirspor | 36 | 11 | 8 | 17 | 38 | 57 | 41 |
| Rizespor | 36 | 9 | 8 | 19 | 36 | 65 | 35 |
| K.Maraş | 36 | 4 | 11 | 21 | 22 | 71 | 23 |
| Samsunspor | 36 | 4 | 7 | 25 | 12 | 70 | 19 |
Di mi, di mi?
Roberto Carlos başka bir alem. Vederson ile çok iyi anlaşıyor. (Vederson'un ikinci goldeki asisti mükemmeldi.) Aurelio'ya söz yok. Deivid iyi, Alex'i zaten biliyorsunuz. Bu beşli, topu hiç havaya kaldırmadan dantel gibi örerek, rakip ceza sahasına öyle güzel geliyor ki ama ne yazıkkı o toplar Kezman'dan geri dönüyor. Tribünler o anda "Ah be, şimdi orada Adriano veya Ronaldo'dan biri olsa ne olurdu" diye hayıflanıyorlar. (Selçuk Yula - Pas Fotomaç)
Ha ha ha!
Şu Hakan pek yaman! Sadece golcülüğü ile değil; esprileriyle de. Öyle önceden kurgulamıyor da; o anda aklına geliyor.
Hazır cevap...
Konyaspor maçından önce de gösterdi hünerini... Boş tribünlere bakarken "Buldum" dedi birden bire. "Neyi" diye atladım hemen. Yanıt verdi:
- Ceza almamızın nedenini!
- Neymiş!
- Ne olacak; küresel ısınma!
- Nasıl yani!
- Nasıl olacak. Bizim taraftarlar Fenerbahçe maçında sahaya o kadar çok su dolu pet şişe attı ki...
- Eee!!
- Kuraklığın bir nedeni işte. Küresel ısınmayı tetikledi. Biz de beş maç ceza aldık!
Bu da bir espri işte. (Bahri Havadır - Akşam)
Malezya da olabilir!
Futbolun özünde tatlı heyecanlar yaşamak vardır. Alfabenin 'A'sı da seyirci... Seyircisiz futbol, gazı kaçmış gazoz. Keyif almak mümkün değil. Buna muhakkak bir çare bulmak lazım. Makedonya'da mı oynansın, nerede oynansın bilmem ama seyircili oynansın. (Vedat Okyar - Vatan)
Belediye oynuyor ya Abi!
Ben ve benim gibi düşünenler "bu statta futbol maçı olmaz" dedik ve defalarca da yazdık. (Turgay Şeren - Akşam)
Öğrenecekmiş Abi
Ey Cisse, iki yabancı futbolcunun ikişer sarı kartının nasıl kırmızıya döndüğünü televizyondan görmüş olman lazım. İnadına yapar gibi hakem Yunus Yıldırım'ın çok yakınında ellerini onun gözlerine sokarcasına alkışlıyorsun. Oyundan herhalde çıkmak istiyorsun. Çünkü bilmemek çok ayıp değil ama öğrenmemek ayıp. (Turgay Şeren - Akşam)
Ohh be!
Hele Şükür... Sonunda Hakan Şükür rekoru kırdı... Herkes rahatladı... (Bahri Havadır - Akşam)
yakantop@gmail.com

Cafe