|
 |
|
|
Bereketi kaçtı..
Benim Gözlü¤ümden / Nihat Demirkol
Benim kafamın ticarete çalışmadığı doğrudur. Ama çok şükür henüz ''yakışır ve yakışmaz''ı birbirinden ayırabiliyorum. Bizi ''biz'' yapan şeyler hızla buharlaşıyorken, ''Sinerjizm''in sanıldığından çok daha eski bir kavram olduğunu hatırlıyorum ister istemez. ''Tanrı-insan işbirliğini öngören doktrinden, kalıtsal bir karakteri meydana çıkaracak iki veya daha çok genin zorunlu işbirliğini anlatan etki görevdeşliği''ne uzanan yolda, bu terimi hemen hemen sadece işletme biliminin sahiplendiğini görüyoruz. Sinerjide ''bütün, parçaların toplamından büyüktür''; itirazımız yok. Ama bu gerçek, parçaların tek tek önemini gözden kaçırmakla sonuçlanmamalıdır. Çünkü ''sinerji'' kazançtır; bereket yaratmaktır... Çünkü, bütün ''sistem'' demekse (bu aile olabilir, mahalle, toplum vd.), ''parçalar, ilişkiler ve etkileşim'' vazgeçilemez demektir... Gerçek kazanç ve büyüklük, burada bereketi yaratabilmekte gizlidir ki, şimdilerde buna ''sinerji'' deseler de, ''bereket sinerjiden önemlidir.'' Neden mi? Nasıl mı?
* * *
''Fatih, zaman zaman tebdil-i kıyafet eder ve halkının arasına karışırdı'' diye başlıyor eski hikâye. Ve şöyle devam ediyor: ''İstanbul’un fethinden önce yine bir gün, kıyafet değiştirerek halkın arasında dolaşmaya başladı. Rastladığı ilk dükkana girdi ve bir okka tuz, bir okka şeker ve bir okka da sabun istedi. Dükkan sahibi bir okka tuzu tartıp Fatih’e verdi ve dedi ki: ‘Diğer istediklerinizi de karşıdaki komşumdan alın. Zira, komşum henüz sabah siftahını yapmadı.’ Memnun bir edâyla dükkandan çıkan Fatih, öbür dükkana girdi ve kalan iki kalem malı istedi. O bakkal da birini verdi ve dedi ki: Diğer istediğinizi de yandaki komşumdan alınız. Çünkü o daha siftah etmedi.'' O bakkal da aynı şekilde davranınca Fatih’in gözlerinin dolduğu, böylesine üstün ahlâka sahip olan bir halkın hükümdarı olmaktan büyük mutluluk duyarak, şükürle ellerini açtığı ve ''Ben böyle bir halkla, değil İstanbul’u dünyayı dahi fethederim'' dediğini öyküye eklemek de âdetten sayılıyor. Hattâ, aynı olayın bedestende yaşandığı söylenen benzerleri anlatılırken ise ''Sultan o gün, bir dükkândan 2 kalem mal almaya muvaffak olamadı'' notu iliştiriliyor.
* * *
Ve gelelim, İstanbul’un fethinden 554 yıl sonra, ortada Fatih devri esnafının meslek ahlâkını hiç duymamış olduğunu sandığım ''küresel ticaret''in aktörlerine... İzmir, Bornova’dayız! Ben yine ''üstüme lâzım değil'' türünden bir ayrıntıyı okuyucuyla paylaşabilmek peşindeyim. Orta büyüklükte bir 4 yol ağzı, haydi ''irisinden işlek bir kavşak'' diyelim. Seneler önce Ege’den doğmuş hipermarketlerimizden biri kocaman bir mağaza açmıştı köşe başına. Daha senesini doldurmadan, bitişik nizam olduğu için aynı duvarı paylaşacak bir samimiyetle, yanındaki boşluğa da daha dini bütün olduğu söylenen bir başka dev ilişiverdi. Demeye kalmadı karşı kaldırımda, iskontolarıyla ünlenmiş başka bir hipermarket peydah oldu. Ve ramazana girerken, yerel rüzgârlar taşıyan dördüncü hipermarket te onun yanında arz-ı endâm etti... İnsaf ki insaf; ne bitmez tükenmez bir pazarmış bizim kavşak meğer? Hiç değilse, ''bereketi kaçtı'' tabiri üstünde düşünmelerini isterdim. Elbirliğiyle tükettiğimiz değerleri fark edecekler. Görecekler ki, bereket sinerjiden çok daha fazlasını anlatmaktadır.
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|