
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
Bir tavus kuşu ailesi ve civcivleriyle anaç bir tavuk
Dalaman Havalimanı da, THY'nin "Airbus" yolcu uçağı da, Atatürk Havalimanı da; sıram sırım kırmızı bayraklı tabutlar, tanklar, mitralyözler ve sivil-militer kürsü hatiplerinin siyasal demeçleriyle, kırsal kesimdeki yoksul köylü görüntülerinin; gerek TV ekranlarına, gerek yazılı basına yansıttığı Türkiye manzaralarının çok dışındaydı.
* * *
Köyceğiz Gölü kıyılarındaki Türkiye ile İstanbul trafiği içindeki Türkiye, o kadar birbirinden ayrıydı ki; "vatanı ve milletiyle devletin bölünmezliği" ilkesi, arkasındaki zamkı yetersiz bir etiket gibi, bir türlü hedeflenen paketin üstüne yapışmıyordu.
* * *
1932-1936 yılları arasında, babamın memuriyeti dolayısıyla tayin edildiği Edirne'de, Ankara'da, Bursa'da, İzmir'de oturduğumuz da olmuştu.
Oturduğumuz evler kiralıktı ve ne radyomuz vardı, ne televizyonumuz, ne de telefonumuz.
Edirne'deyken elektriğimiz bile yoktu.
* * *
O dönemlerde kimseciklerin haberi olmazdı, ne hangi köylerin okulsuz olduğundan, ne hangi ilçeleri suların sellerin bastığından, ne hangi illerde töre cinayetleri işlendiğinden.
Washington'daki Beyaz Saray'ın ise, adını bile duymamıştık.
* * *
Şimdiyse TV ekranlarıyla gazete manşetlerine yansıyan Türkiye; bizim çocukluğumuzda yaşadıklarımızla, bize okullarda öğretilenden çok başka...
Nasıl ki Dalaman Havalimanı ile THY "Airbus" yolcu uçağı ve Atatürk Havalimanı da çok başka.
* * *
Bu kadar büyük bir fark, nasıl oldu da denizlerden yükselen bir Frankeştayn gibi çıkıverdi karşımıza?
* * *
Fikret Bila'nın, emekli Orgeneral Hilmi Özkök'le yaptığı röportajda, -mahut ezberler dışı- gerçek bir yanıtı var bu sorunun.
Eski Genelkurmay Başkanı Özkök'ün projektörlü sözleri, dünkü Milliyet'in de sürmanşetine çıkarılmıştı:
- Birileri, göbeğini kaşıyor diye adamı hor görürken, öbürü onun evine ayakkabısını kapı önünde çıkarıp giriyor ve onu kazanıyor. İnsanları adam yerine koymak çok önemli.
* * *
Adam yerine konanlar ve konmayanlar...
Acaba insanlar, kendi ömür süreçleri içinde bir itibar açlığı çekiyorlar da; onun çekişme ve çatışmaları mı örgülüyor "politika" tarihini?
Kimi sağladığı itibarı yitirmemek istiyor, kimi de elde etmek istiyor aynı itibarı.
* * *
"İtibar" kavramının da, özenilen örneklere göre giysileri değişik:
1- Hazine'den geçinmeli bir makam sahibi olmanın itibarı...
2- Mal mülk sahibi zengin bir hayatın parçası olarak görünmenin itibarı...
3- Hem makam, hem de servet sahibi olmanın itibarı.
4- Kendi uğraş ve meslek alanında, üst düzey bir kalite yaratarak evrensel bir değer olmanın itibarı.
* * *
Acaba Türkiye'nin siyasal tarihinde yönetilen yığınlar, ne kadar adam yerine kondu?
Ve onlara kendi uğraş ve meslek alanlarında evrensel bir itibar sahibi olabilme aşkı, ne kadar aşılanabildi?..
"Bir Türk cihana bedel" sloganıyla yetinerek mi?
* * *
Köyceğiz'den ayrılmadan bir gün önce, kapağı açılmış bir fırın sıcağı bastırdı ortalığı...
Çamların, çınarların, günlüklerin, okaliptüslerin; dalları yapraklarıyla deli divaneler gibi birbirine karışarak derinleştiği bir yığın piknik yeri var çevrede...
* * *
Onlardan birinin daldık içine... Havuzları kurumuş, masaları bakımsız ve servisi de yok gibiydi.
Sadece ortalıkta erkeği, dişisi ve dişi yavrusuyla bir tavus kuşu ailesi dolaşıyordu; bir de sarı küçücük civcivleriyle anaç bir tavuk. Onun da civcivlerinden bir tanesi siyahtı.
* * *
En hoşumuza giden tablo, dişi tavus kuşunun erkeğine yaklaşıp, gagasıyla erkeğinin hotozu dibindeki bitleri ayıklaması oldu; kızı da yanında uslu uslu duruyordu.
* * *
Tavus kuşu ailesiyle, civcivlerini gezdiren anaç tavuğun; ne itibar açlığı vardı, ne AİHM için gönderilmiş ve reddedilmiş yargıç adayları, ne de kırmızı bayraklı şehit tabutlarıyla, tankları, mitralyözleri...
Tıpkı İsviçre'deymiş gibiydiler. Piknik yeri sönükleştiği için, keşke bir hayli de aç olmasalardı...
c.altan@prizma.net.tr

Cafe