
Hasan PULUR
Olaylar ve insanlar
Yine TV dizileri...
BİR gazete yazarı için en değerli ölçü, okur tepkisidir; okur beğenir ya da beğenmez, tepkisini yazıyla ya da telefonla belirtir.
Önemli olan, tepkisini belirtmesidir; yani "yazı" onu ilgilendirmiş, görüşlerini bildirmeye gerek duymuştur.
Ama, bazen yazar okuruyla da ters düşebilir, okuru onun gibi düşünmemektedir, o zaman yazar oturup kendisiyle hesaplaşacaktır...
Okurun her beğendiği ya da beğenmediği tek ölçü değildir, "okur dalkavukluğu"na da gerek yoktur.
* * *
GEÇENLERDE televizyon dizileri için bir yazı yazdık, bayağı tepki aldık. Beğenen var, beğenmeyen var, dizileri eleştiren var...
Mesela Süleyman Kayaalp bakın nelere dikkat çekiyor:
"Rol alan çoğu karakter çok asabi, hep birbirlerini haşlayarak, tersleyerek konuşuyorlar, bu da izleyiciyi geriyor.
Karakterlerin yakın plan çekimleri sık sık kullanılıyor, aşırı zaman dolduruyor.
Cep telefonlu görüşme sahnelerine sürekli başvurulup, aktif sahnelere çok az yer veriliyor.
Türk aile yaşantısında şarap içilen sofralara pek rastlanmaz; dizilerin bazılarında şarapsız sahne yok.
Genellikle lise öğrencilerinin kıyafetleri çok abartılıyor."
* * *
ERKAN Gökaşan ise dizilere değişik bakıyor, "Kanaldan kanala geçiyoruz ama, hep aynı diziyi seyrediyormuşuz gibi" diyor.
Birbirlerinin tehdit eden "bet suratlı" iki kişi, bir dolu çelimsiz, "kirli sakal" serseri, kafalarına silahları dayamış çemkirip duruyorlar, dizinin kahramanları bunlar...
Ya kazandıkları paralar.
Erkan Gökaşan veryansın ediyor:
"Hiçbir kabiliyeti olmayan kızlar dizilerde başrol oynuyor, dizi başına 10-15 milyar alıyorlar.
Her şeyi bırakın, insanın adalet duygularını yerle bir etmeye bu bile yeter."
Erkan Gökaşan noktayı koyuyor:
"Bu dizileri televizyon kanalları ucuz maliyeti ve bol kazancı olduğu için tercih ediyorlar."
Böyle olanlar yok mudur?
Hiç olmaz mı? Ama genelleme yapmaktan da kaçınmak gerekmez mi?
Sayın okurumuz bizim beğendiğimiz "Yaprak Dökümü"nü de eleştiriyor:
"Yaprak Dökümü'nü de Brezilya dizisine döndürdüler, iki yıldır bir türlü sonuna gelemediler, bu gidişle romanın her sayfasını bir sezon oynatacaklar."
Aziz okurumuz, biraz insafsız, biraz abartılı değil mi?
* * *
BİR ilkokul öğretmeninden:
"Çocuklara hangi dizileri seyrediyorsunuz?, diye sordum, kızların çoğu, Yalancı Peri midir, nedir, onu söyledi, erkekler ise Kurtlar Vadisi'ni...
Peki neden?
"Çünkü babam başka kanalı açtırmaz.
Sevgi Sepken de "Annem" dizisini beğenenlerden biri, rahmetli bir arkadaşımızın gelini...
Geçenlerde bu diziden söz ederken "Anne"yi oynayan oyuncunun soyadını yanlış yazmışız, Vahide Görgüm değil, Vahide Gördüm...
* * *
BİR de yeni çıkan bir "saçmalık" var.
Sofra kurulmuş, muhabbet başlamış, masadaki rakı şişesi ve "şerefe" diye kalkan kadehler, televizyoncu deyimiyle "buzlanmış", dumanlanmış...
Maksat içkiyi özendirmemek...
Aynı şey sigara için de geçerli, adamın bir elinde çakmak, bir elinde sigara "buzlanmış", güya özendirilmeyecek...
Saçmalık!
Film çekilirken içki masası sahnesini hiç koymazsınız ya da sigara içirmezsiniz, bunun anlaşılır bir yanı olur.
Sanki rakı şişesini ya da sigarayı "buzlatır"sanız, seyredenler vazgeçecek.
Dedik ya:
Saçmalık!
h.pulur@milliyet.com.tr

Cafe