Teşekkürler Fenerbahçe
Maçı anlatan Sabri Ugan, heyecandan dördüncü hakemin kaldırdığı uzatma dakikalarını kaçırmış ve bunu açık açık itiraf etmekteydi... Olabilir, insanlık hali.
Hatta; "Önemli değil be Sabri"!..
Evet... Zihnimden bu cümle geçti o an.
Malum, deplasmandayız... Skor 2-2... Şampiyonlar Ligi grup maçından beraberlikle dönmek, hele ilk maçınızda Inter gibi bir devi devirmişseniz baklava börek.
Normal koşullarda duamız nedir?
"Aslanım hakem şu maçı bir an önce bitir"!
Ekranda uzatma dakikalarının "ne kadar" olduğu yazana kadar geçen 20-30 saniyede kendimi bir Real Madrid taraftarı gibi hissettim. Hatta "6 dakika daha verse" dedim.
Çünkü bir puanı da kaybetme ihtimalinden daha yüksekti Fenerbahçe'nin üç puana ulaşması.
Ya da bana öyle geldi.
Futbol mu kimya sınavı mı?
Skor, puan, hepsi bir muhasebe meselesi. İşte bu "algılama" var ya... Budur bir takımı "büyükler" kategorisine sokan.Dörtlünün önündeki libero sayısı, santrforların tek veya çift olması bir yere kadar!.. Canlı yayında tahtaya çize çize A kategorisi teknik direktör yetiştiriyorlar sanki.
Bir maça teknik direktörün katkısı yüzde kaçtır hâlâ karar veremediler ama futbolu sevdirenin ve izlettirenin cebir denklemleri değil "duygular" olduğundan yüzde 99 ihtimalle eminim ben.
İzleyen geri düşmekten ve maçın uzatmasından endişelenmiyorsa korkma.
Aynı insanlar, maçın başlama düdüğü ile birlikte 1. ve 2. bölgedeki adamları saymaya başlıyorsa, blokların arasını ekrandan cetvelle ölçüyorsa, tadı tuzu kalmamıştır bu işin.
Duygu patlaması yerine analiz... Sevinç yerine sentez...
Futbol mu izliyoruz, kimya sınavında mıyız?
Organ naklinin "caiz" olup olmadığı, canlı yayında imam fetvası ile belirlenen sevgili ülkemizde, golleri bile "akıllı", "organize", "duran top", vs diye betimlemeye başlamışız ki, futbolumuzu "müspet ilimler" mertebesine yükselttik çok şükür.
Zico'nun 'tevazu' planı
Ertesi sabah açtım baktım "Zico ne demiş" diye."Futbolcularım yenilgiyi kabul etmediler, Fenerbahçeli duruşu sergilediler".
Yüzde yüz aynı fikirdeyiz Zico ile.
Lakin ona fazladan bir "tevazu" puanı... Başarıyı talebelerine mal etti diye.
Oysa en az futbolcuları kadar düzgün bir duruş sergiledi kendisi de. En az onlar kadar başarılıydı.
Kaç kilo, kaç metre, bana ne!
Sabri Ugan uzatma dakikalarını göremediğini söylediğinde "umarım çoktur" diyordum ya...
Teşekkürler Fenerbahçe.
RTÜK'ü yeni mi duydunuz?
RTÜK Başkanı Zahit Akman'ın Ahmet Çakar'lı programa bağlanıp eleştirilerini sözlü dile getirmesini "sansürcü zihniyetin baskısı" olarak niteleyenler iki şeyi unutuyorlar.
Birincisi, Zahit Akman zaten radyo ve televizyon yayınları üzerinde baskı ve ceza uygulayarak bir tür denetim gerçekleştirmek için 1994'te kurulmuş RTÜK'ün başkanı. Varoluş sebebi dışında bir şey yapmadı ki!
Asıl acı olan böyle bir kurula ihtiyaç duyulması. Devleti yönetenlerin onu kullanabilecek olması. Çok daha zalimceleri yaşandı geçtiğimiz günlerde. Mesela Haber Türk'te. O zaman aklınız neredeydi?
İkincisi, akacak kan damarda duramazdı. "Şu berbat reyting savaşı nereye varır" diye soranlara "Birileri ekranda soyunacak sonunda" yanıtını veriyordum. "Ve soyunmadan önce altyazılar geçecek:
"Yorumcumuz Türk Futbolunu tüm çıplaklığı ile masaya yatırıyor".
Eli kulağındaydı. Bir yerde duvara toslayacaktı.
Ne kaa medya, o kaa RTÜK!
Ve Tanrı Platini'yi gönderdi
Yahu şu Platini'yi Allah gönderdi!
UEFA Başkanı geldi, "Fenerbahçe'de 11 Brezilyalı, Beşiktaş'ta 11 Arjantinli, Galatasaray'da 11 Perulu oynarsa Türk kimliği ne olacak" dedi.
Bırakın "Neden UEFA Şampiyonu Galatasaray'ı değil de Fenerbahçe'yi ziyaret etti" hikayelerini.
Söylediklerine bakın siz... Tam olarak "Fenerbahçe tezi"nin tersi.
Sadece Fenerbahçe'nin değildi bu tez.
Cumhuriyet'in ürettiği malı mülkü yabancıya satıp, yabancının milyonlarca Euro'luk popüler kültür malzemelerine müşteri olmanın futboldaki taraftarı da boldu.
Kolay mı?.. Bu fikrin destekçileri otomatikman küreselleşiyorlar, bireysel bazda Avrupa Birliği düzeyine terfi ediyorlar, bizim gibi ulusalcılara biraz kızarak biraz da acıyarak bakıyorlardı.
Bir türlü "büyük düşünemiyorduk" onlara göre.
Futbolun neoliberallerine en güzel yanıtı bir Fransız verdi:
"Türk kimliği ne olacak"?
Artık bilemiyorum sayın Platini milliyetçi midir, ulusalcı mıdır, futboldan mı anlamaz, dar görüşlü müdür?.. Bir tek UEFA Başkanı olduğu kesin.
Lütfen cevabını verin.
Bitmedi... Sırada Rusya Devlet Başkanı Putin var.
O da ülkesindeki futbol takımlarına şöyle bir göz gezdirmiş ve "Afrika takımları gibi" demiş.
"Yabancıları monte etmeye çalışacağımıza Rus gençlerini yetiştirelim" emrini vermiş.
Ne kadar banal, ne kadar kafatasçı bir yaklaşım değil mi?
Bir fikre göre de "ülkesindeki gençlerin çıkarını ön planda tutan bir devlet adamı" kendisi.
Evet... Konu ne olursa olsun insanların zihnindeki ve kalbindeki öncelikler çok önemlidir. Her meseleyi o önceliklere göre değerlendirir.
Tarikatçısı şeyhinin çıkarlarını, ırkçısı ırkının bekasını, futbol hastası takımını, kimi parasını, kimi makamını, vatanseveri ise vatanını düşünerek savunur bir fikri. Bir kişi, hepsi birden olabilir. O zaman ilk sıradaki öncelik önemlidir. Takım mı, futbol mu, şeyh mi, para mı, makam mı, vatan mı?
En kötüsü "gibi görünmek" için karnından konuşanlar.
Onlar Platini kadar bile iplemezler Türk kimliğini.
Medya sana da lazım Süreyya
İşte söylediğim buydu sevgili Süreyya Ayhan...
Sen ve değerli kocan, bir yandan Devlet'in spor teşkilatıyla, bir yandan Federasyon'la "kavga" ederken medyayı da karşınıza almış ve baş edemeyeceğiniz kadar çok cephe açmıştınız.
Seninle ve yaptığın sporla ilgilenen ve yaşananlar hakkında fikrini söyleyen her basın mensubu ya davalınızdı, ya düşmanınız.
Bugün sana yapılan, değil bir şampiyona sıradan bir yöresel sporcuya reva görülse, medya dünyaları başına geçirirdi yapanların.
Ne o; izin almadan ABD'ye gitmişsin. Federasyondaki evrak işlerini aksatmışsın.
Kargalar güler buna.
Resmen intikam alıyorlar senden.
Kim koruyacaktı seni?..
Medya!
Ama sen ve kocan, medyayı taraf yaptınız. Hatta düşmanınız.
Yine de görevimizi yapıyoruz işte.
Sevgili Süreyya... Medya, zaman zaman hatalar yapsa da bir tür kamu avukatıdır. Hak hukuk arayandır. Gün gelir lazım olur... Unutma.
Hele "hedefine yavaş ve sistemli bir şekilde giden" zihniyetle, şu ya da bu şekilde kavga eden senin gibi sporculara.
eguven@milliyet.com.tr

Cafe