
Melih AŞIK
Açık Pencere
Alaturka sökmedi
İktidar AİHM'ye yargıç olarak üç adayın ismini bildiriyor. Avrupa Konseyi Genel Kurulu'nun Siyasi Komitesi mülakat için karşısına aldığı bu üç adaya nasıl seçildiklerini soruyor. Yanıt:
- Başbakanlık ve Dışişleri Bakanlığı'ndan birileri bize telefon ederek adaylık teklif ettiler, biz de kabul ettik...
Komite'nin üyeleri birbirlerine bakıp gülüşüyor. Zira bu tür seçim Konsey'in kriterlerine aykırı... Bunun için gazetelere ilan vermek ve ayrıca seçim için de seçici kurul oluşturmak şart. Komite yine de mülakata geçiyor. Bu defa bakıyorlar ki üç adaydan ikisinin yabancı dilleri yetersiz. Bu iki adayın üçüncünün seçilmesini garantilemek için hükümet tarafından bilinçli şekilde dolgu maddesi olarak konulduğu kanaatine varıyor. Varınca da adayların üçünü reddediyor, Türkiye'den yeni üç isim bildirmesini istiyor.
Böylece Türkiye bir yandan alay konusu olurken, bir yandan da 2008 Ocak ayına kadar AİHM'de temsil hakkını kaybetmiş oluyor. Çünkü bundan sonraki ilk üye seçimi o tarihte yapılacak. Peki, bu skandala, Başbakan Erdoğan ne mi diyor? Fevkalade rahat şekilde şunu:
"Üç ay sonra yeni isimler gösteririz, sorun çözülür." Biliyorsunuz AİHM'de saygın bir yargıcımız vardı; Rıza Türmen... İtibar sahibi bir isimdi. Görev süresi uzatılabilirdi. Ancak mevcut iktidar onun özellikle türban gibi konularda aldığı tavrı beğenmiyordu. Türmen'in süresi bu yüzden uzatılmadı. Sonuç; skandal...
Vatandaşın biri TBMM bahçesinde "Şeriat isteriz" diye slogan atmış.
İçerdekilerin bazıları içlerinden "Sabret kardeşim" diye mırıldanmıştır...
Haldun Ertem
- Taslak özgürlükleri genişletmiyor, daraltıyor. İfade, basın ve örgütlenme özgürlüğü daha da sınırlanıyor. Yargı siyasal iktidara tümden teslim ediliyor. Yargıtay ve Danıştay'ın bağımsızlığı sona eriyor...
Acaba Prof. Ergun Özbudun, bu anayasa taslağını hazırlarken hukukçu kimliğini vestiyere astı da üzerine AKP cüppesi mi giydi? Gelin de sormayın...
Kabul edilen bir yanlışlık, kazanılmış bir zaferdir...
Gascoigne
Tetikte olmalı...
Şaşırtıcı mı? Bizce değil...
TBMM Genel Kurulu çalışma saatlerini iftara göre ayarlamıyor mu?
Devlet daireleri yemek saatleri ni ramazana göre düzenlenmiyor mu?
Günümüzde gündelik hayatın dinsel kurallara göre düzenlenmesi yönünde büyük bir kampanya yürütülmüyor mu? Başbakan korumaları da bu bağlamda iftarın devlet görevinden daha önemli olduğunu düşünmüş olabilirler...
Böyle düşünmeleri de zamana ve zemine uygundur.
* * *
Çocukluğumuzda oruç tutarken anneme birçok kişinin öğlen gözümüzün önünde yemek yediğini anlatmıştım. Annem:
- Olsun oğlum, demişti, bu durumda Allah sana daha çok sevap yazar...
Anadolu Müslümanlığında inanç buydu... Oruç kişinin bireysel tasarrufudur. Kişi kendisi için oruç tutar. Gündüz vakti lokanta görmeye, içki şişesi görmeye, sigara içenlere tahammülü yoksa tutmaz. Aslında böyle bir tahammülsüzlük de çok gerçekçi değil.. Alt tarafı kendisini imrendirecek sahneler olduğunda kafasını çevirir geçer... Bireysel ibadetini toplumsal görevinin üzerine çıkarmaz. Ben oruç tutuyorum, her yer ve herkes kendini buna göre ayarlasın demek ne laik ne çağdaş toplumla bağdaşır. Ama gelinen nokta burasıdır. Buradan nereye? Varın siz hesap edin...
m.asik@milliyet.com.tr

Cafe