
Hasan PULUR
Olaylar ve insanlar
CHP'nin kulpu...
DOĞRUSU, "Niçin bu kadar gecikti?" diye yazıya başlamak gerekti; lafın gelişi kırk yıldan beri tanıdığımız oy verdiğimiz, oy verilmesini önerdiğimiz CHP, tarihinin ender rastladığı bir hezimete, bu kadar sessiz, bu kadar süklüm püklüm kalır mı?
Demek ki bir siyasi kuruluş, yani parti, kazanmak için değil, bazı şeyleri muhafaza edebilmek için siyaset yapıyorsa, böyle oluyor.
CHP'nin başına gelenler de böyle...
* * *
BİZ, son seçimden önce, ısrarla söyledik:
"Baykal'a itirazınızı sonraya saklayın, CHP'ye oy verin! Çünkü fena geliyorlar!"
* * *
DEDİĞİMİZ çıktı, seçimden sonra ilk yazımızda "Güle güle laiklik!" dedik, hâlâ da ısrarlıyız.
Güle güle laiklik!
* * *
İNSANLAR Baykal ve CHP yönetiminin hesabını seçim sonrasına bile bırakmadılar, hemen sandıkta görüverdiler.
Peki, CHP ne yaptı?
Uzun lafa gerek yok:
"Sustu!"
Elbette bu susuş ebedi bir susuş değildi, kökü, Milli Mücadele'ye uzanan siyasi hareket elbette konuşacaktı.
* * *
SESLER yükselmeye başladı, ilk seslerden biri Güldal Okuducu'dan geldi; Kadın Kolları Genel Başkanı, Parti Meclisi üyesi, MYK üyesi, İstanbul Milletvekili, hep Deniz Baykal'ın yanında oldu ve son seçimde aday gösterilmedi...
Diyor ki:
"CHP yönetimi toplumun değişim taleplerine kulak tıkayarak, kökleşmiş yönetim ve yapılanma anlayışını koruyarak, önyargıyla, kesin hükümlerle, alışıldık yöntemlerle, tüzük ihlalleriyle bugüne kadar uygulanan politikaların yeni versiyonlarıyla, örgüte dönük operasyonlarla, kendi üzerindeki baskıyı hafifletemez."
* * *
İYİ güzel de biri çıksa "Ey Sayın Bayan" dese:
"Sen bu gelinen noktanın sorumlusu değil miydin? En üst basamaklarda görev almadın mı, Genel Başkan'a hep bağlı olmadın mı?"
Tamam doğru, lakin o sorumluluktan kaçmıyor ki!
"Bütün sorumluluğu MYK'nin üyesi olarak taşıyorum, üstleniyorum" diyor.
Hiç olmazsa, bunu söylüyor.
Ya diğerleri?
Ne ses, ne nefes!
Yahya Kemal'in dediği gibi:
"Herkes memnun ki yerinden
Dönen yok seferinden..."
* * *
CHP Genel Başkanlığı'na aday olacağı söylenen, Samsun Milletvekili Prof. Dr. Haluk Koç geçen gün yakınıyordu, adı ortaya çıkar çıkmaz hemen yapıştırmışlar:
"Fethullahçıdır!"
Aklımıza Turan Güneş Hoca geldi...
Bir yurt gezisinde, yol üstündeki kahveye oturmuşlar, hoca gelen fincana bakmış, kulpu kırık, kahveciye, "Sen bunu Ankara'ya, bizim genel merkeze götür!" demiş, sonra da eklemiş:
"Mutlaka bir kulp bulur, takarlar!"
h.pulur@milliyet.com.tr

Cafe