
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
I. Meşrutiyet "Meclis-i Umumi"sinin, sanatçılarla canlandırılmış bir belgeseli yapılsa
TV'ler, uydular, elektronik kameralar sayesinde; 50 yıl sonra bakıldığında kahkahalarla gülünecek bir "belgeler deposu", kendine özgü bir obezite yaşamakta.
* * *
Bugün söyledikleri nutuklar, yaptıkları açıklamalar ve yorumlarla acaba kimlere gülünecek ve kimlere gülünmeyecek 50 yıl sonra?
* * *
Ah keşke, 1876 Aralık ayı sonundan 1878'in başına, 13 ay kadar sürmüş olan I. Meşrutiyet döneminde de; bugünkü sesli-görüntülü kayıt olanakları bulunsaydı...
130 yıl öncesinin siyasetçileriyle, "Kanun-i Esasi" tartışmalarını izlerken, kim bilir ne kadar şaşıracak, ne kadar da gülecektik.
* * *
TÜSİAD'ın Brüksel Temsilcisi Bahadır Kaleağası, Gürkan Zengin'in CNN-Türk kanalındaki Editör programında; bizim TCK'daki "301. madde"nin tüm dünyada ve özellikle de Avrupa Birliği'nde nasıl değerlendirildiğini ve bir ölçüde nasıl "ti"ye alındığımızı; ne kadar objektif ve renkli bir üslupla anlatıyordu.
* * *
"301. madde" hakkında üst düzey siyasetçilerimiz de açıklamalar yapıyorlardı:
- O maddeden hüküm giymiş yazar yok cezaevlerinde...
- ...
- O maddeden tutuklanmış bir yazar dahi yok bizde...
- ...
- O maddeden yargılanan Hrant Dink ile Orhan Pamuk da beraat ettiler...
* * *
Oldum bittim siyasetçilerimiz, "yazı" adamlarına çektirilen yan eziyetlerden habersiz görünürler.
Habersiz görünürler, yazdığı yazılardan ötürü "sanık" olarak sık sık ağır ceza mahkemelerinin karşısına çıkmanın ne demek olduğundan ve kendilerine mahkeme kapılarındaki yuhalanmalarla "linç cehennemleri"nin gösterilip durmasının ne demek olduğundan...
* * *
Yazı adamlarına karşı uygulanan yan eziyetler...
Cezaevlerine düşmüşler için açılan yeni davalar ve 30-40 kişilik cezaevi arabasına doldurulan eli kelepçeli 70'i aşkın mahkûm ve tutuklu arasında; jandarmalara ricada bulunmak kelepçeleri çok sıkmamaları için...
* * *
Sultanahmet Adalet Sarayı'nın bodrumundaki özel zindanlar ve duvarlar içindeki merdivenlerden doğrudan doğruya mahkeme salonlarına çıkarılarak, kelepçelerin orada açılması...
* * *
Cezaevine geri dönünce de; donunun içine kadar her yanına bakılması...
* * *
Bütün bunları kimler ve kimler yaşamadı ki...
Şimdi yine siyasetçilerimiz, beylik bir ezberi tekrarlayarak:
- Onlar geçmişte kaldı, diyeceklerdir.
* * *
Şayet I. Meşrutiyet dönemindeki "Kanun-i Esasi" tartışmaları da yeniden TV ekranlarına gelebilseydi; görürdük nelerin geçmişte kalıp kalmadığını.
* * *
"Kanun-i Esasi"nin hazırlanmasında da, Fransız Anayasası örnek alınmıştı.
En tartışılan madde de "113. madde" olmuştu. Bu madde padişaha, sıradan bir polis soruşturmasına dayanarak, aklına eseni sürgüne gönderme hakkı tanıyordu.
* * *
I. Meşrutiyet'teki "Heyet-i Mebusan"; 80'i Müslüman, 50'si gayrimüslim 130 üyeden oluşuyordu.
Ayrıca bir de "Heyet-i Ayan" vardı, yani senato. Padişah, ömür boyu görevde kalacak 21'i Müslüman, 5'i gayrimüslim toplam 26 Ayan üyesini bizzat atıyordu.
* * *
O zaman da II. Abdülhamit, 2 meclisli "Meclis-i Umumi"nin açılışı için hazırladığı konuşmasında şöyle demişti:
- Biricik yol ve rejim Meşrutiyet'tir.
* * *
13'üncü ve sonuncu Osmanlı-Rus Savaşı çoktan başlamış ve Rus orduları Yeşilköy'e kadar inmişti.
II. Abdülhamit, bir "irade" ilanıyla "Meclis-i Umumi"yi tatil etti.
Aradan 30 yıl geçtikten sonra da, II. Meşrutiyet ilan edildi.
* * *
Her ne kadar çok köklü bir devlet olduğumuzdan, demokrasimizin 130 yıllık bir geçmişi bulunduğundan söz ediyorsak da; hâlâ daha nüfusumuzun yüzde 36'sının köylü ağırlıklı olmasının nedenleriyle, hâlâ daha çağdaş hukuk kriterlerine uygun bir anayasadan yoksun bulunuşumuzun da nedenlerine, bir açıklık getirmek gerekmez mi?
* * *
Bugün de söylenen nutuklar, verilen demeçler ve yapılan açıklamalarla yorumlar; 50 yıl sonra tekrar sesli ve görüntülü olarak hatırlatıldığında; acaba kimlere gülünecek ve kimlere gülünmeyecek?
* * *
Bendenize dünyada "demagoglar saltanatı" kuyruğunu titretiyor gibi geliyor; bilmem aldanıyor muyum, aldanmıyor muyum?
Ne yapmalı ki o da, ancak 50 yıl sonra belli olacak.
c.altan@prizma.net.tr

Cafe