
Hasan PULUR
Olaylar ve insanlar
Garantinin bu kadarı da...
ESKİLER "dideler ruşen" derlermiş, yani, gözümüz aydın...
Niye, ne oldu?
Baksanıza, Sayın Başbakan Amerika'dan döndü, ayağının tozuyla garanti verdi:
"Herkes çok iyi bilsin ki, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'nin teminatı bu hükümettir."
Eeee, Başbakan'ın ağzından bu garantiyi alanlar nasıl sevinmezler, dideleri nasıl ruşen, gözleri aydın olmaz!
* * *
ZATEN bir gün önce de Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt aynı garantiyi vermedi mi?
"Kimsenin Türkiye'yi bölebilecek bir gücü yoktur" demedi mi?
"Ulusal ve laik yapımız varlık nedenimizdir, değişmez!" demedi mi?
"Silahlı Kuvvetler'e yalnız ülke dışından değil, ülke içinden de saldırılar yapılıyor. Bugüne kadar kısmi suskunluğumuz, devletimize, ulusumuza dirlik ve düzenimize duyduğumuz saygıdan ileri gelmektedir; bu hududu kimsenin zorlamaması gerekir" demedi mi?
"Biz PKK'ya terör örgütü diyemeyiz, terör örgütü dersek sizleşiriz, diyorlar. Bunun hukuk içerisinde mutlaka çözüm bulması lazım. On binlerce Mehmetçiğimiz dağlarda terörle mücadele ederken, bu ülkenin başkentinde bu lafların söylenebilmesi çok hazindir" demedi mi?
* * *
ÖNCE Sayın Başbakan'ın güvencesi ve arkadan Genelkurmay Başkanı'nın tespitine "dideler ruşen", gözler aydın denmez mi?
Onun için telaşa gerek yok!
Rahat olun, Başbakan böyle garanti verdikten sonra, Genelkurmay Başkanı bu tespitleri yapıp, cümle âlemi uyardıktan sonra endişeye mahal yok...
* * *
YOK laiklik elden gidiyormuş...
Hele bir gitsin, alır ağzının payını, dünyanın kaç bucak olduğunu görür...
Yok "ılımlı İslam" tabelasının altında şeriat düzeni geliyormuş...
Hele bir gelsin, görür gününü...
Biz gidene gitme, gelene gelme, demeyiz, gidene de gelene de yer var, giden ağamsa, gelen paşam!
* * *
AMA gel de bunu "Güler Hanım" ile "Olcay Hanım"a anlat...
Telaş içindeler...
"Güler Hanım" Keşiş Dağı'ndaki Hilaliahmer Kampı'nı görünce ürkmüş:
"Coşkuyla içeri girdik, çam ormanı içinde küçücük tahta barakaların bulunduğu alana adım atmıştım ki, ciddi bir şok yaşadım. Gördüğüm manzara Türkiye Cumhuriyeti'nden çok İran'ı, Afganistan'ı, Arabistan'ı andırıyordu.
Uzun pardösülü, türbanlı, birçoğu da kara çarşaflı, yüzleri görünmeyen kadınlar... Beş yaşındaki kızların bile başları örtülü çocuklar..."
Ne var bunda?
* * *
ÖZAL alışırsınız, alışırsınız, diyordu, bunlar alıştırdılar bile...
* * *
YA Üsküdarlı Olcay Akkent Hanım!
Bodrum, "Yarımada" gazetesinde "Ah Üsküdar!" diye dokunsanız ağlayacak...
Eski Üsküdar'ı anıyor:
"Komşularımız beş vakit namaz kılan, oruç tutan, kandillerde helva kavuran, bayramları da dorukta yaşayan kimselerdi. Ramazan öncesinde, özellikle el açmayan fakire yardım yapılırdı, teşhircilik yoktu, kimin kime ne verdiğini kimse bilmezdi. Erkeklerle kadınlar arasında kaç göç yoktu, hatta mevlitlerde bile yan yana otururlardı."
Ve soruyor:
"Peki, sonra benim mahallemde ve de Üsküdar'ın diğer mahallelerinde ne oldu da çarşaflılar, türbanlılar, top sakallılar, şalvarlılar, sarıklılar peyda oldu?"
* * *
MİRASYEDİLİĞİN sonu...
O yaşam tarzını hazır bulanlar, bunun böyle gideceğini sandılar.
Sandıklarıyla kaldılar.
Pusudakiler hazır bekliyorlardı...
* * *
NEYSE Kİ Başbakan garanti veriyor, Genelkurmay Başkanı, kim bilir kaçıncı defa aynı tespiti yapıyor, ve en yüce makam Cumhurbaşkanı Gül de, herkesi rahatlatıyor:
"Korkularınızdan sıyrılınız!"
İşte size bir güvence daha...
Başka ne istiyordunuz; banka teminat mektubu mu versinler?!
Bir Malezya tutturmuş gidiyorlar...
h.pulur@milliyet.com.tr

Cafe