Sahi, futbolu kimler yönetiyor?
Geçenlerde futbolun sorunlarına çözüm için kafa yoran bir dostumla sohbet ediyordum.
"Camianın yüzde 60'ını cemaatler, yüzde 20'sini mafya, yüzde 10'unu belediyeler ele geçirmiş. Gerisi hikaye..." demişti.
Son derece düşündürücü bir iddiaydı. Ona göre transferlere sponsorluk yapmaktan, X takımında kimin forma giyeceğine...
Hangi futbolcunun dokunulmaz olacağından, teknik direktör siparişine değin etki alanı giderek genişleyen bir yapılanma futbola hakim olmak üzereydi.
Ve futbolu yöneten kadroların bu gücün çekim alanı dışında kalması beklenemezdi!
Milyar doları aşkın bir katma değere sahip ligimizde rant kovalayan yüzde 20'lik kesim ile, siyasi konjonktüre uygun davranış biçimi sergileyen yerel yönetimlerin hedef için aynı rotayı izlemesi ise hiç şaşırtıcı değildi.
"Peki ya kulüpler" diyecek oldum!
Onlar teslim bayrağını çekmişti zaten!
Büyüyen tehlike, ifadesi masum bir maske ile gizleniyordu.
Gelişmeler sadece futbolun değil, ülkenin geleceği açısından da endişe verici boyuttaydı.
Düşününce, "galiba haklısın" dedim.
Öyle ya, Haluk Ulusoy federasyonu da siyasi dayatma ve baskılara karşın demokratik bir zafer elde ederken, bazı çevreleri rahatsız etmişti!
Ne var ki, bu kazanımı futbolun gelişimi adına kullanmayı bilemedi.
İki seneden az bir sürede kredisini tüketti.
Nisan ayındaki iki önemli istifanın ardından önceki gün bir fire daha verdi.
Yönetimin etkili isimlerinden Süheyl Önen de ayrıldı.
Gerekçesi çok önemliydi; "Artık dayanamıyorum..."
Sorunları erteleme, dengeleri koruma, adam kayırma, dostları üzmeme ve pisliği halının altına süpürme politikası, beklendiği gibi iflas etti.
Çıkar çatışması kaçınılmazdı, çatışma gerçekleşti!
Oysa ellerinde önemli bir fırsat, arkalarında ciddi bir destek vardı.
Farkında olamadılar.
Ya da anlamak istemediler.
Şimdi ortada bir cenaze var.
Ancak bu cenazeyi her imam kaldıramaz!
Yöneticilik deneyimi, otoritesi, futbol bilgisi, karizması ve cemaate - mafyaya taviz vermeyen tarzı ile Türk futbolunu düzlüğü çıkaracak, kirlilik bulutlarını dağıtacak bir iradeye, güçlü bir lidere gereksinim var.
Adres mi?
Çok uzaklara gitmeyin.
Ve bekleyin!
FIFA listesi mi dediniz?
Dünya'nın hiç bir ülkesinde FIFA hakem listeleriyle bu kadar oynamaz.
Bilirler ki başarı için istikrar şarttır.
Türkiye'de ise o unvanı alabilmek için mesleki yeterlilikten çok, federasyon yönetimlerine yakınlık, üst düzey yöneticilere bağlılık ve sadakat ön plandadır.
"Bilgi, deneyim, performans" geçer akçe değildir bu ülkede.
Futbol Federasyonu Başkanı'nın iki dudağının arasındadır adayların kaderi.
Bazen Merkez Hakem Kurulu üyelerinin bile haberi olmaz takdir edilenden!
Yanlış anlaşılmasın.
Adil Sinem listeden çıkarılmış, Hüseyin Göçek terfi etmiş.
Sezona damgasını vuran ve itibarı hâlâ iade edilmeyen Bülent Demirlek yerini korumuş.
İki hafta önce bir büyük takımın maçında yaptığı hatalar nedeniyle infaz edilen Vedat Yüksel FIFA olmuş.
Sorunumuz şahıslarla değil.
Sorunumuz sistemle, keyfi yönetim anlayışlarıyla.
Ne acıdır ki bu camia, bir yılda zirveye çıkan, ertesi dönem kokartı sökülüp refüze edilen hakemlere tanıklık etti.
Gençleştirme operasyonu adı altında UEFA'da 1. torbaya yükselecek yeteneklerin bir anda nasıl yok edildiğine...
Hangi kulüp başkanlarının kimleri FIFA hakemi yaptırdığına da!
Bu zihniyet, bu eyyam, bu etek öptürme, bu özel koruma alışkanlığı değişmediği sürece daha neler göreceğiz bir bilseniz!
Fair play cezası!
Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu geçenlerde bir dizi karar aldı.
FIFA fair-play gününde talimatlara uymayan ve aralarında Fenerbahçe, Beşiktaş ile Trabzonspor'un da bulunduğu süper ligin 10 kulübüne biner lira para cezası verdi.
Gerekçe mi?
"FIFA fair-play günü çerçevesinde maç sonrası sporcuların birbirleriyle ve hakemlerle tokalaşmaması..."
Düşünebiliyor musunuz?
Sinir kat sayısının doruk yaptığı bir mücadele sonunda yenilen takım oyuncusunun rakip takım futbolcusuna "Tekmeyi, küfrü unut, haydi gel elimi tut" dediğini!
Ya da kaybettiği puanların sorumlusu gördüğü hakeme "Hocam bize ters yaptın ama olsun, ver sıkayım mübarek elini" diye sarıldığını!
Sezonun en çok kartının çıktığı haftada, beylerin uğraştığı şeye bakar mısınız?
Öyle ya.
Maksat dostlar alış-verişte görsün!
Edu Dracena ve diğerleri
Edu'nun CSKA maçında yaptığı hatalar belki de Fenerbahçe'nin bir üst tura yükselmesine ve milyonlarca Euro'luk gelirden yoksun kalmasına yol açacaktı.
Dikkatsizlik, bir anlık konsantrasyon bozukluğu ya da pozisyon yanlışlığı.
Son derece masum ve insani hatalardı ikisi de.
Deivid'in o müthiş golünün etkisiyle fazlaca konuşulmadı, üzerinde durulmadı.
Aslında olması gereken de buydu.
Futbol oyunu içinde her an rastlayabileceğimiz enstantanelerdi Eduardo Luis De Souza'nın yaşadıkları.
Kimse bu hatalarda art niyet aramadı.
O'nu hain ilan etmedi.
Aksine alışılmadık biçimde destek buldu.
Göreceksiniz, Edu yarın daha güvenli, daha dikkatli ve özenli olacak...
Ben istiyorum ki aynı duyarlılığı, hoşgörüyü futbolun tüm unsurları için gösterelim.
Teknik direktörlere işini öğretmekten, hakemleri potansiyel bir suçlu gibi görmekten vazgeçmeyi deneyelim.
Onlar üzerinden rant sağlamaya çalışıp, başarısızlıklarına kılıf arayan yöneticilere, menajerlere taviz vermeyelim.
İşini doğru yapmaya çalışan, ancak baskı karşısında her an hataya zorlanan hakemlere, teknik adamlara Edu'ya gösterdiğimiz toleransın onda birini göstermeye çalışalım.
Yıllardır aksine davranış biçiminin kimseye yarar getirmediği gerçeği bile önerinin denemeye değer olduğunun göstergesidir.
Yarın onları yine günah keçisi ilan edip doksan dakikaların mezesi yapmadan önce.
Kısa bir mola verelim.
cersen@milliyet.com.tr

Cafe