
Taha AKYOL
Objektif
Kıbrıs ve AB yolunda iyimserlik
DIŞİŞLERİ Bakanı Ali Babacan'la Kıbrıs yolunda uçakta konuşuyoruz. AB konusunda iyimser. "İlerleme Raporu"nda Türkiye'yi çok rahatsız edecek bazı sivri cümlelerin çıkarıldığını söylüyor. Yine de ihtiyatı elden bırakmıyor:
"Fakat son ana kadar hiçbir şey kesin değildir tabii."
Sarkozy'nin Fransa cumhurbaşkanı seçilmesi Türkiye için bir şanssızlık değil mi?
Ali Babacan artık "pazarlık dili" kullanmıyor, "diplomatik dil" kullanıyor:
- AB'ın genişlemesi ve Türkiye'nin üyeliği gibi konularda Sarkozy'nin kendine göre görüşleri var. Ama o cumhurbaşkanı olduktan sonra, iki faslın müzakerelerini açtık, engellemedi.
Mali Kontrol ve İstatistik fasılları.
Babacan Fransa hakkında fazla konuşmak istemiyor:
- Dışişleri Bakanı Kouchner geliyor, şimdi fazla konuşmayayım.
Zaman kimin lehine?
Babacan, Türk-AB ilişkilerinde zaten 8 faslın dondurulduğunu, artık Kıbrıs konusunda Türkiye'ye yapılacak baskı kalmadığını, Kıbrıs'ta kapsamlı bir çözüm veya karşılıklı açılımlar olmadıkça Türkiye'nin liman ve hava meydanlarını asla Rumlara açmayacağını söylüyor. AB konusunda Türkiye'nin kendi takvimini yürüttüğünü anlatıyor:
- Hatta dondurulmuş fasıllarda bile AB teknisyenleriyle görüşmelerimiz sürüyor!
Ben şunu anlıyorum: Bugün AB'de genişlemeye karşı bir eğilim var, yarın eğilim Türkiye lehine değişir. Biz reformlarımızı sürdürelim; siyaseten zamanı geldikçe dondurulmuş fasıllar bile açılır.
Kıbrıs meselesi çözülmeden fasılların açılmasını Rumlar veto etmez mi? Bakan burada açık konuşuyor:
- Kıbrıs meselesini bugünkü çözümsüzlük haliyle AB uzun süre taşıyamaz, ABD ve BM de taşıyamaz! Türkiye'nin reformlarda kararlılığı Rumlar üzerindeki baskıyı artırır...
Babacan Şubat 2008'deki Rum seçimlerinden sonra Kıbrıs'ta yeniden çözüm sürecinin "başlattırılacağını" düşünüyor.
"Reformları ciddiyetle yürütmemiz şartıyla" zamanın Türkiye lehine işleyeceğine inanıyor.
Peki TCK'nın 301. maddesi? O konuda aceleleri yok gibi geldi bana; iç politika kaygılarıyla.
Ve bir girişimci
Kıbrıs Ticaret Odası Başkanı Erdil Nami ile görüşüyorum. Erdil Bey, 1963-64 döneminde Rumlarla savaşmış bir 'mücahit', küçük kardeşi şehit düşmüş. Kendisini "liberal bir vatansever" olarak niteliyor. Kıbrıs Türklüğü için duyguları alev alev...
"Referandumda iyi ki evet dedik; artık top Rum'da, bizi sıkıştıramazlar" diyor.
İngiliz sermaye ortaklığıyla Karpaz'da "Akdeniz'in en büyük yat limanı"nı ve "iki tane de 7 yıldızlı otel" inşaatını yürütüyor; toplam tutarı 150 milyon sterlin! Ambargodan ve 'mevzuat'tan kaynaklanan sıkıntıları var. İngiliz ortağı Davis Lewis ambargonun hava trafiğinde nasıl hokkabazlıklara yol açtığını Tony Blair'e kadar anlatmış.
Uğramadığı ülkeye kâğıt üzerinde uğrayıp uçuş numarası almak gibi numaralar!
Nami Bey'e göre, "Kıbrıs Türkleri ambargoyu ticaret ve sermayeyle aşar."
KKTC'de yabancı sermaye ve yatırım mevzuatının buna göre elden geçirilmesini istiyor.
"Türkiye'nin ve hepimizin ufkunu Turgut Özal açtı" diyor, müthiş dinamik, heyecanlı bir girişimci!
- AB çok önemli ama AB tanrı değildir! Ortadoğu da var, Uzakdoğu da var!
Ve vedalaşırken şunları söylüyor:
- Gençliğimde Kıbrıs Türkü olarak silahla savaştım, şimdi yatırımla, işle, piyasayla savaşıyorum!
t.akyol@milliyet.com.tr

Cafe