
Çetin ALTAN
Şeytanın gör dediği
90 yıllık bir ömrün 30 yılı uykuda geçiyor ve dilediğin rüyayı görme makinesi
Tıpkı toplumlar gibi, bireylerin de ömür serüvenlerini "rakamların projektörleri" altında objektif olarak değerlendirmeye kalktığında; takıntılar, koşullanmalar, inançlar, kanılar ve sanılarla hiç ilgisi olmayan bambaşka tablolar çıkıyor ortaya.
* * *
Ne yazık ki milyarlarca insan, ne tür aldanışlarla hipnozların içinde yaşadığını fark etmeden gelip geçiyor dünyadan.
O nedenle de, Fransız şairlerinden François Coppe'nin, 1897'de yazdığı bir yazıdan kayda geçmiş bir cümlesi; zaman zaman göbek atmaya başlıyor ufukların üstünde:
- Hiç söylemeye gerek yok ki, biraz da salak şu insanlık.
* * *
Hemen hepimiz, doğal olarak günde 8 saat uyuduğumuzun farkındayız. Ancak kaçımız, ömrümüzün kaç yılının uykuda geçtiğini -şöyle az buçuk- düşünmüştür ki?
* * *
Oysa "uyku" ve "rüya" hem güncel dilde en çok kullanılan sözcüklerdendir; hem de gerek dünya edebiyatında, gerek yerel edebiyatta en işlenmiş temalardan biri.
* * *
- Rüyamda görsem inanmazdım.
- ...
- Uyan uyan, enayilik etme.
- ...
- Bir güzel uyutmuşlar zavallıyı.
- ...
- Sanki bir karabasan yaşadım o gün.
- ...
- Öyle kahroldum ki, bütün gece uyku tutmadı.
* * *
Yüzlerce, hatta binlerce yıldan beri "rüyaların yorumları" da gıdıklar durur insanları...
Rüyada çiş etmenin uğurlu ve olumlu; rüyada cinsel organ görmenin ölümcül bir işaret sayılması gibi...
* * *
Osmanlı şairi:
Şebi-i yeldayı (en uzun geceyi) muvakkıtla müneccim ne bilir
Müptela-yı gama sor kim geceler kaç saat
Diyordu.
Yahya Kemal ise, Osman Nihat'ın bestelediği ünlü şiirine şöyle başlıyordu:
Rüya gibi bir yazdı, yarattın hevesinle...
* * *
Birkaç yıl önce bir haber dolaşmıştı gazetelerde; Japonlar dilediğin rüyayı görmeyi sağlayan bir makine icat ettiler, diye.
Öyle bir makine henüz piyasaya çıkmış değil; makineyle ilgili haberlerin de arkası pek gelmedi.
* * *
Şayet öyle bir makine gerçekleşir de Türkiye'ye gelirse; sanırım çok yaygınlaşan ve 53 milyonu bulan cep telefonlarından daha çok rağbet görür.
* * *
Ve "rakamların projektörleri" altında parıl parıl parıldayacak bambaşka bir tablo daha çıkar ortaya; Türkiye'de en çok hangi tür rüyaların görülmek istendiği gibi.
* * *
Büyük mü büyük fizik bilgini Blaise Pascal'ın, 39 yaşındaki ölümünden sonra 1670 yılında yayımlanan "Düşünceler" eserinde de, rüyalar üstünde bir değerlendirme vardır.
Pascal, her gece rüyasında dilenci olduğunu gören bir kral ile, her gece rüyasında kral olduğunu gören bir dilenci arasında "yaşam farkı" açısından hiç bir uçurum kalmayacağını söyler.
* * *
Şimdi gelelim eğlenceli soruya:
- Acaba Türkler, diledikleri rüyayı görme olanağına kavuşurlarsa, en çok nasıl bir rüya görmeyi yeğleyecekler?
* * *
Cinsel rüyalar mı ağır basacak, zenginlik rüyaları mı, egemen kişilik rüyaları mı, kahramanlık rüyaları mı?
* * *
Dilediğin rüyayı görmeyi sağlayan makineler; ekonomiyi, politikayı, seçimleri, uyuşturucu kaçakçılığını nasıl etkiler acaba?
Bendenize sorarsanız, üstünde doktora tezleri yapılması gerekecek bir konu işte...
* * *
Eski Genelkurmay Başkanı Özkök'ün, Fikret Bila ile yaptığı röportajlar dizisinin dünkü bölümü, Milliyet'in yine manşetine şöyle çıkarılmıştı:
"Takiyeci Atatürkçüler beni üzdü"
"Meseleleri aklımızla değil yumruk ve duygularla çözebileceğimizi düşünen Atatürkçüler, gerçek Atatürkçülüğe çok zarar veriyor."
* * *
Genelkurmay Başkanlığı'ndan emekli, orgeneral rütbesindeki bir militerin, böylesine -hamasetten ve demagojilerden arınmış- bilimsel bir pencereyi benimsemesi; dilediğin rüyayı gösteren bir makinenin dahi sağlayamayacağı bir mucizeydi.
* * *
Cevdet Sunay dönemlerini de yaşamış olan bendeniz; Orgeneral Özkök'ün, Fikret Bila'ya yaptığı açıklamaları, -yaygın halk deyimiyle- rüyamda görsem inanmazdım.
* * *
Enseyi karartmamak için gerekli tılsımlar da vardır, "biraz da salak" olduğu saptanmış şu "insanlığın" içinde.
c.altan@prizma.net.tr

Cafe