Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 07 Ekim 2007 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
"Kemer'deki heykel, bazılarına aykırı gelen bir hoşluk!"

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay: "Kemer'deki o tartışmalı heykele karşı kampanyayı AK Parti ilçe başkanı sürdürüyor gibi yansıdı basına. Halbuki o kampanyayı başlatan CHP'li eski belediye başkanıdır. Duruyor işte heykel yerinde. Öyle kampanya yapılacak bir şey yok ortada. Bazılarına aykırı gelen hoşluklara herhalde herkesin sevgiyle yaklaşması lazım"

FİLİZ AYGÜNDÜZ

Babasından söz ederken gözleri dolu dolu oluyor. İzin isteyip Dolmabahçe Sarayı'ndaki ofisin Boğaz'a açılan büyük camına doğru yürüyor. Denize bakıyor bir süre. Derin bir sessizlik. Dışarıdan vapur sesleri geliyor. Ne düşünüyor kim bilir?
Peki kitaplarını, yazdığı yazıları, onunla ilgili haberleri okumuş olsa bile kendisiyle yalnızca bir saat sohbet eden bir gazeteci onun hakkında ne düşünebilir?
Henüz çok yeni bir bakan o. Ama işine hakim. Dert küpü bir kırmızı plaka onunki; biliyor.
Profesyonel. Serinkanlı ama duygusal. Duyarlı. Güzel ve samimi gülüyor. Çok güzel şiir okuyor.
Başucu kitapları arasında mürekkebi yeni kurumuşlar da var, klasikler de...
Türkçe hakimiyeti müthiş! O kadar iyi ifade ediyor ki kendini yeni Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, fazla söze gerek yok aslında.

Füruzan'ın "Kırk Yedili'ler" romanındaki kişilerden biri olduğunuzu söylemiştiniz. Hangi karakter olabilirsiniz siz?
47'liler diye isimlendirilen 68 kuşağı maceramın ve o kitabı okumamın üzerinden çok zaman geçti. Ama herhalde öyle bir karakter özdeşliği yapmamış olmalıyım ki, şu an "Şu olabilir" diyebileceğim bir isim söyleyemiyorum. Ben kendi kuşağımın içinde de hafifçe farklıydım. Çünkü o kuşak demokrasi dışı arayışlara da savruldu. Ben hayatım boyunca bu arayışlara savrulmadım. Siyasette yer değiştirdim; parti ismi değiştirdiğim oldu ama demokrasi konusundaki duruşum, umudum hiç değişmedi. O yüzden bazı farklılıklarım var ve o farklılıkları kitapta kim temsil ediyor şimdi hatırlayamıyorum. Ama tam o kuşağın içindeydim. 1968'de İstanbul Hukuk Fakültesi'nde öğrenci temsilcisiydim; büyük bir oyla seçildim. Hatta daha sonra hazin bir sonla hayatları nihayetlenen arkadaşlarımızın arasında yarı şaka yarı ciddi bana "Sen demokrasinin itibarını koruyorsun, o açıdan bizim yolumuzu tıkıyorsun" diyenler olurdu.

Peki daha hatırlanabilen karakterler üzerinden kendinizi tanımlayacak olsanız...
Bir ara Kemal Tahir çok okunurdu bizim evde. "Esir Şehir" üçlemesindeki Kamil bey karakteri vardır mesela; hem mücadelenin içindedir hem de arada sırada tutuklanır ve insanlar onun için uğraşmaya başlar. Eşim bazen bana "Sen Kamil bey kolaycılığındasın" derdi.

"Babam içine attı, vefat etti!"
Bir TV programında "Her insanın hayatı bir romandır" dediniz. Siz nasıl bir roman karakterisiniz?
Erken yaşlarda siyasete girdim. Türkiye'de sosyal adaletçi akımların yükseldiği bir dönemdi. Ben de o süreçte yer aldım; seçimle gelinen yerlere erken yaşta seçimle geldim -ki geldiğim o yerlere sonra, ileriki yaşlarımda Türkiye'de parti içi demokrasi kalktığı için bir daha da gelemedim. Bütün bunlar demokrasiye bağlılığımı teşvik etti. Sonra 12 Mart'ta öğrenciydim, 12 Eylül'de parlamentonun en genç milletvekiliydim.
Yaşamım boyunca demokrasi dışı en küçük bir eğilime bile destek vermemiş bir insan olarak 12 Eylül'de o sürecin kargaşası içinde tutukluluklar, gözaltıları yaşadım. O günlerde düşünmüşümdür; bir askeri cipin içindeyim, sorguya götürülüyorum. Dışarıdan tanıdığım insanlar geçiyor, cipin camından görebiliyorum. Onlar beni görmüyor. Bir saniyenin ne kadar farklı yaşandığını hissettim.
Babam çok doğru düzgün bir adamdı; o günlerde bir şok yaşadı. 12 Eylül'ü anlayamadı. Benim gibi yürüyüp giden bir evladın birdenbire gözaltına alınmasını, tutuklanmasını hiç anlamadı. İçine attı ve birkaç ay içinde hâlâ ismi çok kötü olan bir hastalığa yakalandı, vefat etti. Onun kaldığı hastanenin önünden geçiyor ve ona uğrayamıyordum.

Gözleriniz dolu dolu oldu; babanızla ilgili bir hassasiyet mi bu yoksa hep mi böyle duyarlıdır Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay?
Biraz böyleyimdir. Annem de öyleydi. Aslında babam da... Çok çatık kaşlı bir adamdı. Fakat ben lisedeyken bir gün evde bir Nâzım Hikmet şiiri okudum "Memleketim, memleketim, memleketim, / Ne kasketim kaldı senin ora işi... / Ne yollarını taşımış ayakkabım... / Son mintanın da sırtımda paralandı çoktan. / Şile bezindendi... / Sen şimdi yalnız saçımın akında, / enfarktında yüreğimin, / alnımın çizgilerindesin memleketim..."
Yasaklanmış bir şairin şiirini, lise talebesi evde okuyor. Ağladı babam. Orada hissettim ki o çatık kaşın arkasında nasıl merhametli bir yürek var. Belli ki ırsi bir şey bu duygusallık. Ama kendimden şikayetçiyim, bu kadar olmaz.

"Solu bilmedikleri için kızgınlar!"
Sizin romanınız bitmedi ama solcu arkadaşları kahramana küstü, hatta epey de kızgınlar ona... Davadan dönmekle suçluyorlar.
Solu bilmiyorlar da ondan. Ben durduğum yerde duruyorum. Dünyanın her yerinde sol, sosyal demokrasi, demokratik sosyalizm, demokrasi ve sosyal adalet demektir. Demokrasi de halkın yanında durmak demektir. Kurulu düzeni değiştirme gayreti demektir. Kurulu düzeni geniş kitleler lehine, emekçiler lehine, çalışanlar lehine, mağdurlar lehine değiştirmeye çalışmak demektir.
Bunu 1950'de Menderes, 70'te Ecevit temsil etti; 2000'de Erdoğan temsil ediyor.. İnsanlar kendilerine isimler takıyorlar; milliyetçi deyince bir parti milliyetçi, cumhuriyetci deyince de cumhuriyetçi olmuyor ki.

Ölçü ne peki?
Asıl hayat karşısında nasıl duruyorsunuz? Geleceğe, tarihe kalacak olan budur. Türk insanı hep çok partili rejimden, cumhuriyetten, kendisinin söz sahibi olabileceği sistemden yana oldu; yani demokrasiyi destekledi. Her darbeden sonra sandığa gitti, o darbe yanlısı değil; darbenin arkasından dolaşacağını sandığı partiye oy verdi. Hep ekonomik gelişmeyi destekledi; sofrasının bereketli olması, çocuğunun karnının doyması gerekiyordu. Ve bir de dayanışma duygusu...
Ekonomik gelişme, demokratik gelişme ve sosyal dayanışma; Türkiye'de siyasetin ana damarları budur. Bunları farklı partiler temsil ediyor, siz o partilerin kendilerine taktıkları isimlere bakmayın; kim bu ana eğilimlerle özdeşleşiyor diye baktığınızda Erdoğan ile AKP.

Hâlâ solcuyum diyebiliyor musunuz?
Ben solculuğu hep tırnak içinde kullanmışımdır. Yaygın bir kavram. İhtilalcilikten nahif bir sosyal adaletçiliğe kadar dünyada farklı versiyonları vardır. Bu kadar geniş bir kavramla kendinizi tarif ederseniz hiç olmadık insanlarla sizi bir safa koyarlar. Ben kendimi hayatım boyunca solcuyum diye tarif etmedim. Sosyal demokratım.
Benim burada duruşumu eleştirenlerle sosyal demokratlık ve sosyal adalet konusunda, somut her konuda konuşmaya hazırım. Yani eleştiren arkadaşlarımızın hayatı, Türkiye'yi, dünyayı, solu, sosyal adaleti, demokrasiyi anlamaya biraz daha gayret etmeleri lazım. Bunları anlayan arkadaşlarımın hiçbirinde bana karşı bir kırgınlık, küskünlük yok. Tam tersine biraz Marksizmi, teoriyi iyi bilenlerden ciddi destek görüyorum.

Tam bir AKP'li gibi hissediyor musunuz kendinizi?
AK Parti'yi kendime göre tarif ediyorum. Kendi tarif ettiğim çerçevede AK Partiliyim. AK Parti 15 milyonu aşkın oy almış büyük bir kitle partisi. Daha küçük partilerde bile farklı tarifler var Yüzde 20'lik CHP'nin içinde bile 40 türlü CHP'lilik tarifi var.
AK Parti'yi ben bütünüyle demokrasiden, sosyal adaletten, ekonomik gelişmeden yana bir parti olarak görüyorum. Böyle olmasında da ısrarlıyım. Yani müthiş bir neoliberal rüzgara kapılmaması gerektiğini düşünüyorum. Bu çerçevede kendimi yeni ideolojik yapılanmasına katkı yapabilecek kadar da önemli bir AK Partili olarak görüyorum.

İyi ama AKP'yi eleştiren sözleriniz, yazılarınız da var; ne oldu da fikriniz değişti?
2006'da öyle bir noktaya geldik ki CHP bir düzen partisi, AK Parti de bir değişimci parti görüntüsü kazandı. O noktadan sonra da CHP'nin duruşunu eleştiren, AKP'nin duruşunu olumlayan bir söylem geliştirdim.
AK Parti'nin yaşamasının, kendisini demokrasi, ekonomik gelişme ve sosyal dayanışma doğrultusunda geliştirmesinin Türkiye demokrasisi için çok doğru olacağını söyledim. Bu çerçevede Tayyip beyle defalarca görüştük. AK Parti de ben de kendimizi tarif ettik ve bir ortaklık yakaladık.

"Artık bana uyku haram. Atilla beyin uykusu da yoğun çalışmaktandı!"

Şikayetler, sizden randevu almaya çalışmalar, talepler vd... Bu kadar sorunlu bir bakanlığa geldiğinizin farkında mıydınız?
Hayır... Kültür Bakanlığı çok problemleri olan bir alan. Gerçekten ihmal edilmiş. Kültür sanatın desteklenmesi gibi dertler yakın yıllarda başlamış. Kaynak yaratma konusunda bizim biraz daha fazla sorunumuz var; herkesin destek beklediği bir alan. Fevkalade yoğunlaşmış sorunlar var. Sabah uykularını çok severdim. Artık uyku bana haram.

Peki bu sorunlar Atilla Koç'un döneminde yok muydu? O nasıl o kadar çok uyuyabiliyordu?
O da sanıyorum o kadar yoğun çalıştığı için uyuyordu. Zaman zaman ben de gözümün kapanma eşiğine geldiğini hissediyorum, inanın.

"Arkadaşlarımız görecekler, öğrenecekler..."
Dediniz ki "İnsanın nerede durduğu değil, nasıl durduğu önemlidir. Ben hâlâ sosyal demokratım". Bütün bunlar kabul. Ama daha geçenlerde partinizden bir milletvekili "Güzel sanatlarda birini soyuyorlar, resmini yapıp buna da sanat diyorlar" dedi. Bu durumda gerçekten önemli değil mi durduğunuz yer?
Bu tür yaklaşımları her partide bulabilirsiniz. Türkiye derinden bir yerde tutucu bir toplumdur.
Benim de derinde bir yerde muhafazakar duygularım var; toplumdaki genel ahlak duygusundan etkilenen duyarlılıklarım. Onları da arada sırada söylediğim zaman, benden daha özgürlükçü arkadaşlardan tepki alıyorum. Ama ben Türkiye ortalamasıyla kavga edecek, radikal bir sanat militanı değilim.
Türkiye'nin bütünüyle yaşamının kültür sanat duyarlıkları içinden iyiye doğru, nitel anlamda daha yukarı gitmesini özendirmeye çalışan bir kamu görevlisi olarak hissediyorum kendimi.
Sanat özendirici bir şeydir. Rutinden sanat çıkmaz, aykırı bakıştan çıkar. Bunun için arkadaşlarımız görecekler, öğrenecekler, hayat içinde hepimiz gelişiyoruz.

AK Partideki arkadaşlarınız mı?
Her partideki arkadaşlarımız.

"O kliple ilgili haberleri okuyunca dehşete kapıldım, hemen ilgili bakan arkadaşlarımı aradım!"

"Nâzım'ın mezarını da getireceğiz" dediniz.
Bakın, gazetecileri siz benden iyi biliyorsunuz. Sordu "Ne düşünüyorsunuz Nâzım'ın mezarı için?" diye. Dedim ki, "Herkesin düşündüğünü düşünüyorum, gelmesi gerekiyor. Kaldı ki vasiyeti var". Ertesi gün gazetelerde "Getirecek" diye çıktı. Gelse çok sevinirim tabii.

Siz Türkiye'nin bugünkü koşullarında, 301'inci madde hâlâ tartışılırken diyelim getirttiniz mezarı, koruyabilir misiniz?
Geçen haftalardan birinde Anayasa Komisyonu çalışmaları için bir kamptaydık, gazeteleri görünce dehşete kapıldım. İşte Youtube'a ulaşmış, inanılmaz suç sayılan o fiilleri, birtakım katilleri öven bir klip yapılıyor bu ülkede. Bazı gençler bunu paylaşıyor, hatta bazı kamu görevlileri bu duyarlılıkları paylaştıklarını farklı vesilelerle ortaya çıkarmaya çalışıyor.
Ulaşabildiğim her yere ulaştım, ilgili bakan arkadaşlarımı aradım. Bu ülkede böyle yanlışlar da var, kabalıklar da... Bunları da biliyorum. Biz bir arada yaşayabiliriz. Bu ülke bir arada yaşayacağımız kadar geniştir, derindir, zengindir. Bunu kafası almayanlar var hâlâ, farkındayım. Türkiye'nin çok önemli değerlerine, yapısına, insanına çok hoyratlıklar yapıldı. Ama bunlar gerekçe olmamalı. Getirmeliyiz, korumalıyız.

"Klasik Batı ve Türk müziğini severim"

Ne okuyorsunuz bugünlerde?
Bana getirilen raporları! En son "Mete Tunçay'a Armağan"ı almıştım, içinden makalelere başlamıştım. O, yatağın başucunda duruyor. Onun yanı sıra sosyoloji okurum daha çok. Nur Vergin'in "Siyaset Sosyolojisi" duruyordu ve duruyorlar ne yazık ki. Başlamıştım onlara. Romanı bir zamandır kestim. Ziyaretlerimde İlber Hoca "Osmanlı'yı Yeniden Okumak"ı imzalayıp vermişti. O da başucumda.
Gülten Akın'ı severim, Ahmed Arif'i... Murathan Mungan'ı 80 sonrası çok okudum. Ahmet Erhan'ı, Akif Kurtuluş'u severim. İnsanın yaşı ilerledikçe eski ezberlerine dönüyor. Nâzım'a, Mehmet Akif'e, Tevfik Fikret'e...

Müzikle aranız nasıl?
Ben aslında klasikçiyim. Klasik Türk müziği, klasik Batı müziği ve güncelleşmemiş türküler. Anadolu'nun gerçek türküleri. O konuda Erkan Oğur'u ve İsmail Demircioğlu'nu çok severek dinliyorum. Kalan'ı bir ara yakından izledim. Sonra çocuklarımın sayesinde farklı alanları da dinleyebiliyorum. Maiden Bright'tan başlayıp Hindistan'a, Ravi Shankar gibi çok farklı alanlara uzanan bir müzik yelpazesi var evde. Elektro gitardan Kudsi Erguner'e kadar değişik şeyler dinleniyor.

"Bir sandalet ve şortla yazı geçirebilirim"
Bu ceket, kravat her zamanki haliniz mi?
Hayır... Bakanlığa girer girmez ceketimi, eve girer girmez de kravatımı çıkarıyorum, bunlar beni çok sıkıyor. Bu yeni bakan kılığına şimdilik katlanıyorum ama nereye kadar tahammül edeceğimi bilmiyorum. Sivil bir yaşamı tercih ediyorum. Ailemle, kendi kendimle bir hayat en güzeli.
Lüks oteller, tatil yerleri merakım yoktur. Bir sandalet, şort ve tişörtle bütün yazı geçirebilirim. Deniz olsa çok iyi olur ayrıca. Ağaç merakım vardır. Ankara'daki evimizin önünde ve arkasında bahçeler, ayrıca kamusal yeşil alanlar da var. Ben oralara da ağaç diktim.

"Heykel kampanyasını CHP'li eski belediye başkanı başlattı"

Peki şu Kemer'deki heykel tartışması?
Kemer'deki o tartışmalı heykele karşı kampanyayı AK Parti ilçe başkanı sürdürüyor gibi yansıdı basına. Halbuki o kampanyayı başlatan CHP'li eski belediye başkanıdır.

Siz heykeli gördükten sonra ne düşündünüz?
Duruyor işte heykel yerinde. Öyle kampanya yapılacak bir şey yok ortada. Bazılarına aykırı gelen hoşluklara herhalde herkesin sevgiyle yaklaşması lazım.

Yani o heykele hoşluk mu diyorsunuz?
Bir anlamda, yani ne olacak? Dünyada daha neler var.


"Kültür sayfası olmayan gazete kalmayacak!"

Gazetelerde genel olarak, ekonomi yapılmak istendiğinde ilk gözden çıkarılan kültür sanat sayfaları olur. Zaten çoğu gazetede ne böyle bir birim ne de sayfa var. Kültür sanatta bir önemsenmeme, gözden çıkarılma hali olduğunu düşünüyor musunuz siz de?
Bu hafta bütün gazetelerin Ankara sayfalarında, geçen gece Altındağ Belediye Başkanı ile yaptığımız sokak gezisi, orada yapılan mekan iyileştirme çalışmalarıyla ilgili haberler vardı. Bir gün gelecek, bugün kültür sanat sayfası olmayan gazetelerin bile kültür sanat sayfaları olacak. Bu alanda haber yapma ihtiyacı duyacaklar. Yakın bir gelecekte TV kanalları sabah haberlerinin ardından hava durumu gibi kültür sanat haberleri verecek. Bütün bunlar bizim dönemimizde, ümit ediyorum, gerçekleştirilecek. Ayrıca halkın da ilgisi artmaya başlıyor.


PAZAR
"Kemer'deki heykel, bazılarına aykırı gelen bir hoşluk!"
"Fenerbahçe kutlamaları için harcanan para 5 milyon avroyu bulacak"
Bilmeye cüret eden ve arafta kalan sosyolog
"Vehbi Koç'u 'Oğluna neden müzik dersi aldırmamış?' diye kınadım"
"Bir kişi 500 gram et yiyor"
Arkeoloji sevgisi onu 60'ından sonra dalgıç yaptı
Hrant için iki kitap
Beslenmenin sıra dışı halleri
Kahve keyfine teknolojik destek
Ragbi başkentinde Ağrılı bir heykeltıraş
Cazın merkezine yolculuk
Lezzet dünyası
Tayyip Erdoğan yakışıklı mı?
Mars geri gidince
Yol ayrımındaki İtalyan
Meclis yeni, anayasa eski
Sağlıklı zayıflamanın temel noktaları
Kanka sen başkan olsana
Yetişkinler neden bilgisayar öğrenemiyor?
Kulaktan duman çıkartan içki!





Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Milor
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Yalvaç Ural
Mehmet Yalçın

   
© 2006 Milliyet