Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 07 Ekim 2007 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
"Vehbi Koç'u 'Oğluna neden müzik dersi aldırmamış?' diye kınadım"

Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası daimi şefi Gürer Aykal: "Rahmi Koç müziğe atılsaydı bugün dünyada adını duyurmuş ya bir besteci ya da bir orkestra şefi olmuştu"

MELİS ALPHAN

Gürer Aykal'ı bilirsiniz... Bir nevi bizim milli orkestra şefimiz, uluslararası arenada gurur duyduğumuz sanatçılarımızdan. Dünyanın birçok prestijli orkestrasını özgeçmişine katmış olan Aykal, Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası'nın da daimi şefi, aynı zamanda Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde öğretim üyesi.
Genç sanatçıların yurtdışında en iyi şekilde eğitim almalarını sağlamayı ve böylece ülkemizde klasik müziğin gelişimine destek olmayı amaçlayan Borusan Holding iki yıldır "konuk şef" uygulaması başlattı. Bu proje kapsamında düzenlenen özel konserde her yıl iş dünyasından bir isim 25 bin avro bağış karşılığında Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası'nı yönetiyor. Bu parayla da bir gencin müzik eğitimi alması sağlanıyor.
Geçen yıl düzenlenen ilk konserde Borusan Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Kocabıyık konuk şefti. Konser sonucunda mezzosoprano Fatma Ayazlar yurtdışında eğitim imkanı elde etti. Geçtiğimiz ay ise projenin ikinci konserine Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi Koç konuk şef olarak katıldı. Müzik bursunu kazanan ise genç fagot sanatçısı Burak Özdemir oldu. Özdemir, Borusan bursu ile Berlin Sanat Üniversitesi Yüksek Müzik Okulu'nda fagot dalında yüksek lisans derecesi alacak.
Hem Kocabıyık'ı hem de Rahmi M. Koç'u konsere Gürer Aykal hazırladı. Yok, öyle üç-beş provada değil, uzun bir çalışma süreçleri oldu. Aykal her iki iş adamına da A'dan Z'ye orkestra şefliğini öğretti.

Bu işi bilmeyen birine orkestra şefliğini öğretmenin püf noktası nedir?
Gerek Ahmet Kocabıyık gerek Rahmi Koç bu işe büyük bir özveriyle atıldı. Çünkü projenin bütün amacı müzik eğitimi alabilecek bir gence yardım etmek. Tabii ki orkestra şeflerine yönetecekleri parçalarda nasıl hareket edeceklerini, ne tarafa nasıl vuracaklarını ben öğretiyorum. Bu uzun sürüyor, öyle üç-beş günlük bir çalışma değil. Altı-sekiz ay çalışıyoruz. Yönetecekleri eseri çok iyi belliyorlar.
Bu insanların müthiş beyinleri var, onlara eserin anatomisini çizerek nasıl hareket edeceklerini, hangi sazlarla bütünleşeceklerini öğretiyorum. Ama o insanlarda kulak yoksa bu mümkün olmaz, imkanı yok.

Ahmet Kocabıyık ve Rahmi Koç'un müzik kulağı iyiydi yani...
Evet. Özellikle Rahmi beyin kulağı çok iyi.

Rahmi bey enstrüman çalıyor mu?
Hayır. Zaten Vehbi Koç'u "Oğluna neden müzik dersi aldırmamış?" diye kınadım. Ama Rahmi bey açıkladı... O günlerdeki Türkiye bir savaştan çıkmıştı, başka bir savaşın arifesindeydi. Son derece güç koşullar altında günler geçirmişler. Ama eğer Rahmi Koç müziğe atılsaydı bugün dünyada adını duyurmuş ya bir besteci ya da bir orkestra şefi olmuştu.

Peki ya Ahmet Kocabıyık?
Herkes karıştırıyor ama Ahmet Kocabıyık zaten müzik biliyor. Bir kere o bir flütçü, yan flüt çalıyor. Zaten nota biliyor. Onunla çalışmak daha başkaydı.

Ahmet Kocabıyık sizin patronunuz. İnsanın patronuna öğretmenlik yapması nasıl bir şey?
Ahmet Kocabıyık benim patronum olmaktan öte, bu orkestranın babası. Bu orkestrayı o kurdu, Türkiye'ye böyle bir şey kazandırmış bir insan. Herkes benim patronum olabilir de bu onun ötesinde bir şey. İnanın, hiç patronum gibi değildi. Elini tuttum, "Bu böyle olacak, buradan aşağı, buradan yukarı... Ayağını aç... Bak öyle demedim mi! Bir daha..." deyip durdum. Bayağı bir öğretmen-öğrenci ilişkisiydi. Zaten Rahmi bey de bana "Hocam" diye hitap ediyor. Bu da benim için bir gururdur.

"Hem Koç'un hem de Kocabıyık'ın müzik kulağı var"
Rahmi Koç size "Gelin, siz de bir günlüğüne Koç Holding'i yönetin" dese...
İnanın o çok zor bir iş yaptı. Ben gidip orada otururum "Siz söyleyin... Siz söyleyin... Bugün ne var ne yok" diye bütün birimleri dinlerim. Ülkeleri yönetiyorlar böyle bilmeden.

Orkestra şefi olmasaydınız, hangi mesleğe atılırdınız?
Hiç düşünmedim. Üç-dört yaşımdan beri müzisyen, 17-18 yaşında orkestra şefi olacaktım. Başka bir şey de bilmiyorum. Ama her mesleğe saygım var. Öğretmenlik yapıyorum, belki öğretmen olurdum.

Orkestra şeflerinde mutlaka olması gereken özellikler neler?
Orkestra şefinin çok iyi kulağı olması lazım. Şimdi orkestramız prova yapıyor ve ben çıkan bütün seslerin notalarını duyuyorum. Bunun dışında çok iyi bir müzik eğitimi alınması lazım. Bir bestecinin eğitimini tamamıyla alıp onun üzerine orkestra şefliği ihtisası yapmanız lazım. Bir de elinizin, kolunuzun da doğru olması lazım.

Hiç enstrüman çalmayı bilmeden yapılabilecek bir iş değil bu yani...
Zaten çalarlar ama eğer orkestra içinde çalmışsa o ona büyük kazanımlar getirir. Orkestrayı öğrenir, orkestranın haleti ruhiyesini öğrenir. Onların her türlü halini anlar.

"Sahnede bir boksörden daha fazla yoruluyorum"
Orkestra şefleri ciddi anlamda sahnede ter döküyor. Bu iş için kondisyonlu da olmak lazım herhalde.
İnanın bir boksörden daha çok yoruluyorsunuz. Üç saat iki kolumu havada tutuyorum. Haydi tutmaya kalkın, bakın üç dakika sonra kolunuz düşmeye başlar. Hele on dakika sonra gardınız yerde olur. Belki ileride kondisyon çalışmasına da gerek duyarım ama henüz ihtiyacım yok. Gereklilik duyduğum zaman onu da yaparım.

Sizinki de ekip işi. Ama iş hayatındaki ekip çalışmasından ne anlamda farklı? Siz de yönetici olarak ekibinizdeki insanların sorunlarıyla bire bir ilgileniyor musunuz?
Futbol takımları da iyi oynadıkları zaman "Bir orkestra gibi oynadılar" diyorlar. Hatta bizim başbakanın da "Bir orkestra gibi uyum içinde" dediğini duydum. Bunu orkestra şefi sağlar çünkü o bilinci onlara aşılar.
Bir üyemizin iyi çalmadığını fark ettik diyelim. Ya karısıyla kavga etmiştir ya çocuğu hastadır, bir şey vardır. Bunlarla hep uğraşırsınız. Doktor bulursunuz vs. Yani orkestradaki üyelerin her sorunuyla ilgilenirsiniz.

Klasik müziği popülerleştirecek çalışmalarla ilgili ne düşünüyorsunuz? Senfonik rock konserleri mesela? Ya da Fazıl Say'ın "Fenerbahçe Senfonisi" gibi girişimleri...
Bunlar denemelerdir. Ben onları eleştirmeyeyim. ABD'de uzun süre genel müzik direktörlüğü yaptım. Biz de böyle rock gruplarıyla konser verirdik ama bunun nedeni bütçemizin yüzde 25'ini bir anda alabilmekti. Onların konserlerini stadyum gibi yerlerde yapardık. Onları dinlemek için çok insan gelirdi ve biz para kazanırdık. Ama ben hiç böyle bir rock çalışması yapmaya gereksinim duymuyorum.
Fazıl çok saygın bir insan, sevdiğim bir müzisyendir. Ben duymadım ama herhalde iyi bir şey yapmıştır. Fenerbahçeliler için çok iyi bir şey çünkü Fazıl Say'ın adını duymuşlardır; bir piyanist olduğunu, beste yaptığını da öğrenmişlerdir. Ve nihayet konsere de gitmişlerse orada bir orkestra görmüşlerdir. Çoğunun orkestra görmüş olduğunu zannetmiyorum.

Fazıl Say'ın klasik müziği varoşlara götürme projesine nasıl bakıyorsunuz?
Çok iyi bakıyorum çünkü elinde bir piyano var, gider her yerde çalar. Ona bir kamyon verilirse onu sahne yapar. Ve Fazıl bunu yapacak inançta, ülkesini seven bir insandır, yurtsever bir sanatçıdır; bunları yapar. Ama orkestra zor. Bu özel bir orkestra. Oraya gitmesi gelmesi para. Ama Kültür Bakanlığı'nın halkını geliştirme, eğitme, onlara bu müziği öğretme gibi bir politikası olursa, bunun içine bizi de katar. Biz de seve seve Türkiye'nin her köşesinde bu müziği öğretmeye çalışırız.

"İki yılda bir frak alıyorum"

Bir orkestra şefi konserde nasıl giyinir?
Ben frak giyerim. Dinleyicime çok önem veririm. Kimse alınmasın, giymeyen olabilir ama ben yıllarca giyilmiş aynı düzende, aynı ciddiyette bir elbiseyle oraya çıkarım ki o da fraktır. İki yılda bir frak alıyorum.

Nereden alıyorsunuz?
Bulmak çok zor, diktiriyorum. Ankara'da bir terzi var. İstanbul'da İlhan Şerif adlı olağanüstü bir terzi vardı ama o bir trafik kazasında vefat etti. Şimdi İstanbul'da kimse yok.

Frak giymek yerine kendi şıklığını yaratan orkestra şefleri var mı?
Var. Böyle yenilikler yapan çok insan var. Yanlış anlaşılmasın ama bu sadece üzerinizdeki yenilik oluyor, sanattaki yenilik değil. Ama orkestra şefi yönettiği orkestranın içinden yenilik çıkarttığı ölçüde başarılıdır. Bu giyimle ilgili bir şey değil.

Rahmi Koç ne giyeceğini size mi sordu?
"Ne giyiyorsunuz?" diye sordu. "Ben frak giyerim" dedim. "Benim de frağım var" dedi. Hatta bana bir de papyon hediye etti çünkü onun papyonu çok güzeldi, İngiltere'den almış. Ben uzun süredir bulamıyordum böyle bir papyon. Türkiye'de terzilere yaptırıyordum. Artık Rahmi beyin verdiği papyonla çıkıyorum konserlere.

"Ahmet Kocabıyık zaten müzik biliyordu. Bir kere o bir flütçü, yan flüt çalıyor"
Bu işe başladıklarında iki işadamının ne gibi artıları ve eksileri vardı?
İkisinin de artısı kulaklarının olmasıydı. Eğer kulakları olmasaydı ben bu ilişkiye onlarla birlikte girmezdim. Biliyorsunuz, Borusan bu işi devam ettirmeyi ve orkestrayı bir kadının yönetmesini istiyor. Bugün Türkiye'deki kadınların konumunu düşününce, bir kadın orkestra şefinin orkestrayı yönetmesi olağanüstü olur.
Gördüğüm kadarıyla Türkiye'de çok başarılı kadınlar var. İlle bir yerin yöneticisi olmak gerekmiyor. Örneğin, yine bir holding bunu üstlenir ama şirketteki yetenekli bir kadına yönettirir orkestrayı.

Kocabıyık ve Koç'a sahnede beden dillerini nasıl kullanacaklarını da öğrettiniz mi?
Her şeyi öğrettim. Sahneye çıkıp sahneden inene, çiçeğin verilişine kadar her şeyi...

Çalacakları parçaları siz mi seçtiniz?
Kendilerine yakın olan eserleri söylediler, ben onların içinden seçtim. Daha çabuk öğrenebilecekleri, anatomik yapısı bir mühendis beyniyle çabuk oluşabilecek, birleşebilecek eserler seçtim.


PAZAR
"Kemer'deki heykel, bazılarına aykırı gelen bir hoşluk!"
"Fenerbahçe kutlamaları için harcanan para 5 milyon avroyu bulacak"
Bilmeye cüret eden ve arafta kalan sosyolog
"Vehbi Koç'u 'Oğluna neden müzik dersi aldırmamış?' diye kınadım"
"Bir kişi 500 gram et yiyor"
Arkeoloji sevgisi onu 60'ından sonra dalgıç yaptı
Hrant için iki kitap
Beslenmenin sıra dışı halleri
Kahve keyfine teknolojik destek
Ragbi başkentinde Ağrılı bir heykeltıraş
Cazın merkezine yolculuk
Lezzet dünyası
Tayyip Erdoğan yakışıklı mı?
Mars geri gidince
Yol ayrımındaki İtalyan
Meclis yeni, anayasa eski
Sağlıklı zayıflamanın temel noktaları
Kanka sen başkan olsana
Yetişkinler neden bilgisayar öğrenemiyor?
Kulaktan duman çıkartan içki!





Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Milor
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Yalvaç Ural
Mehmet Yalçın

   
© 2006 Milliyet