Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 07 Ekim 2007 / Pazar  
   Milliyet Online    Blog    Emlak    Arabam    İnsan Kaynakları    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    Mobil 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Sağlık
  Bilim ve Teknoloji
  Kültür ve Sanat
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
  Otomobil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
MÜZİK
Cazın merkezine yolculuk

Kurucuları arasında Aytek Şermet'in de bulunduğu İstanbul Jazz Center üçüncü sezonuna yine dudak uçuklatan isimlerle başlıyor. Steve Smith'inden Lee Konitz'ine, Victor Wooten'inden Eliane Elias'ına...

MURAT BEŞER

Suçlu eski YÖK Başkanı İhsan Doğramacı'nın kızı Emel ablaydı. "İşte müzik bu" demeden evvel ilk kez Emel ablasında görmüş, dinlemişti gıcır gıcır caz plaklarını. Bob James'i, Spyro Gyro'su, George Benson'ı derken zehirlenivermişti komşu ablanın içinden sihirli sesler çıkaran pikabının başında.
Yalnız bu mu? Bir de çocukluğunu geçirdiği Ankara'nın Çankaya semtindeki komşu hanelerde ikamet edenler Erol Pekcan ve Sebla Özveren olunca, yazılıvermişti kaderine adına caz denen "gavur" müziği Aytek Şermet'in. Erol beyin organize ettiği konserlere, Sebla ablası tarafından tuvalet penceresinden kaçak olarak girdiği geceler, öğrencilik yıllarının rüyalarını süslemişti.

Doktorluktan müzisyenliğe
ODTÜ'lerde biyoloji okumuş, Amerika'larda yüksekler, memlekete dönüp doktoralar yapmış, biyokimya uzmanı olarak laboratuvarlar açıp hatırı sayılır meblağlarda kazançlar sağlamış ama bir türlü aklından çıkaramamıştı caz müziğini Aytek. Bir de yaşamını tüm zorluklarına karşın bir müzisyen olarak sürdüren, müzikle ilgili konularda işler yapan büyüklerini. En büyük saygıyı meslektaşlarına değil, onlara duymuştu.
1988'de İstanbul'a yerleşirken, kafasında kariyerinden ziyade Nashville'deki öğrenciliğinde cebindeki son parayla bira içtiği caz bar vardı. Jazz Center idi buranın adı.
Yeni şehir yaramıştı; açtığı laboratuvardan iyi kazanıyor, doktorluktan kazandığını cazda yiyordu. Mesai sonraları şehre gelen tüm cazcıları izliyor, kandili Nişantaşı'nın caz mekanlarında söndürüyordu. En çok da Akusta Müzik'te CD alırken sohbet koyduğu Kerem Görsev'in yerinde.
İş dünyasının hayhuyundan illallah dediği günlerden birinde kendini saksofona verdi; müzisyenlik trenini kaçırdım, artık 34 yaşındayım demeden. Dersler aldı, şevkle çalıştı ve sonunda kendisi gibi iş dünyasından çalabildiği tüm zamanlarda kendini caza veren arkadaşlarıyla bir topluluk kurdu. İronik biçimde Bizz Bant adını alan bu topluluk bir yıla yakın sahne aldı Kerem'in barında. Pazartesileri sadece bunun için açılıyordu bar.
Tutkuların hovardalığında geçen yaşam, 1999 yılında "dur" dedi. Bu yıl hem topluluğunun kurulduğu şanslı hem de Kerem'in barının kapandığı talihsiz yıl olmuştu.

Dikeni bol yolda yürüyüş
2001 krizinde sırtından vurulan orta sınıf mensuplarından biriydi Aytek. Batınca doktorluğa veda etti. Zaten Kerem'in barı da kapanmış ve hayat kaderlerini buluşturduğu iki arkadaşa dikeni bol yeni bir yol göstermişti.
Başladılar Beyoğlu'nu arşınlamaya yeni bir kulüp açmak için. Gördüler ki, yemek eşliğinde caz dinleyen insanların sınıfı çoktan terk eylemişti bu semti. Nişantaşı'nda ise kiralar el yakıyordu. Aytek'in yakın arkadaşı Hulusi ve Eda Turanlı çiftinin babalarının Ortaköy'de yeni bir oteli bitirme haberi cansimidi olmuştu.
Otel sahibi Haluk Kaya otopark, yüksek tavan gibi ikilinin istediği kriterlere uygun hale getirmeye hazırdı mekanını bir cazsever olarak. Tek sorun anaparaydı. Bunun imdadına da Hulusi'nin ortaklık için önerdiği arkadaşı Süha Kurultay yetişti. Mimariden iç tasarıma; her konuda yakın dostlarından sponsorluk desteği gördüler.
2005 sonunda açıldı İstanbul Jazz Center ve iki sezonu caz dünyasının devlerini ağırlayarak geride bıraktı.
Üçüncü sezonuna yine dudak uçuklatan isimlerle başlıyor İstanbul Jazz Center. Steve Smith'inden Lee Konitz'ine, Victor Wooten'inden Eliane Elias'ına. Peki bu maliyeti yüksek konserlerden para kazanacaklar mı? Muhtemelen hayır, hatta bazılarından zarar edeceklerini bile biliyorlar. Tüm bu olan bitenin tek suçlusu galiba Emel abla.

IJC's internet radyosu ve televizyonu

İstanbul Jazz Center'ın yeni sezon içinde gerçekleştireceği iki ayaklı hamle internet yayıncılığı olacak. İlk ayakta bir radyo var. Kulüpteki konserlerden canlı yayın da yapılacağı bu internet radyosuna, İstanbul Jazz Center'ın resmi sitesinden yine canlı olarak izlenebilecek konserlerin verileceği bir televizyon eşlik edecek.
Her iki kanalda da, plak şirketleriyle anlaşmalı olarak binlerce önemli konserin audio ve DVD formatında yayınları yer alacak. Yayınlar şifreli gerçekleştirilecek ve sembolik rakamlarla bir üyelik sistemi kurulacak. Ayrıca kulübün 200 kişiyle sınırlı tutacağı ve cazseverlerin 300 YTL karşılığı sahip olacağı VIP kart, sahibine tüm sezon konserleri ücretsiz izleme hakkını verecek. Kart sahipleri kulübün internet radyosunu ve internet televizyonunu da ücretsiz izleyecek.
Geçen sezonu Avrupa'nın en iyi caz kulüpleri arasında gösterilerek kapayan İstanbul Jazz Center'da bu yıl hedef başa güreşmek.

Hüzün kovan kuşu

Toplama albümün iyisi, yitirilmiş sevdiklerimizi soluk birer ifadeyle arşivlediğimiz aile fotoğrafları albümleri gibi oluyor. Gelip yanaklarımıza konuyorlar eski yüzler ve sedalar birer birer, nem kokulu sayfaların arasından fırlayarak, saadet dolu günlerin içinden çıkarak.
Hüzünlü şarkıların yerli Simon&Garfunkel'ı Düş Sokağı Sakinleri. Eski şarkılarının toplandığı "En Güzel Düşler" albümü tarife uygun.
Daha dün gibi; salaşlıkla karışık ilginç görüntüleri, her keyfe kattıkları kederli sözleriyle ikilinin, yollarını ayırışının üzerinden altı yıl geçmiş. Ama unutmamış bizi Acılar Parkı'nın boyaları dökülmüş bankları. Bir bakmışız; "Hüzün kovan kuşu" gelmiş yeniden yanağımıza konuvermiş, yapraklarını döken yaşlı ağacın altında otururken.

İyi, kötü ve çirkin

Çok kafa karıştırıcı bir saygı albümü "Çeyrek". Bilirsiniz, pek hatırlı bir topluluğumuzdur Ezginin Günlüğü. 25 sanat yılını devirişinin şerefine yapılan bir hatır albümü çıktı geçenlerde. Onun adı "Çeyrek".
Her şey iyi güzel düşünülmüş. Düşünülmeyen yan topluluğun tavrına uygun olmayan bazı tercihler. 25 yıla uygun olarak düşünülmüş şarkı sayısıyla 25 parçalık "Çeyrek" albümünde yer alan bazı isimler şöyle: Bülent Ortaçgil, Candan Erçetin, Mirkelam, Gürol Ağırbaş, Göksel, Sunay Akın, Sezen Aksu, Yüksek Sadakat, Bulutsuzluk Özlemi, Hüsnü Şenlendirici.
Yani iyisi, kötüsü, çirkini, samimisi, imaj mahsulü, duygu taciri, emektarı, yeni yetmesi, politiği, apolitiği; Hepsi yan yana. Hangisi, hangisi acaba? Bakalım dinlerken bulabilecek misiniz?



PAZAR
"Kemer'deki heykel, bazılarına aykırı gelen bir hoşluk!"
"Fenerbahçe kutlamaları için harcanan para 5 milyon avroyu bulacak"
Bilmeye cüret eden ve arafta kalan sosyolog
"Vehbi Koç'u 'Oğluna neden müzik dersi aldırmamış?' diye kınadım"
"Bir kişi 500 gram et yiyor"
Arkeoloji sevgisi onu 60'ından sonra dalgıç yaptı
Hrant için iki kitap
Beslenmenin sıra dışı halleri
Kahve keyfine teknolojik destek
Ragbi başkentinde Ağrılı bir heykeltıraş
Cazın merkezine yolculuk
Lezzet dünyası
Tayyip Erdoğan yakışıklı mı?
Mars geri gidince
Yol ayrımındaki İtalyan
Meclis yeni, anayasa eski
Sağlıklı zayıflamanın temel noktaları
Kanka sen başkan olsana
Yetişkinler neden bilgisayar öğrenemiyor?
Kulaktan duman çıkartan içki!





Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Vedat Milor
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Yalvaç Ural
Mehmet Yalçın

   
© 2006 Milliyet